Selanik’te Sonbahar (Tuna Kiremitçi)

Selanik’te Sonbahar romanında umduğumu bulamadım; bulduğumsa ilginç ve merakla okutan bir kurmaca ve kurgulamaya dayalı bir roman oldu, bazı geçişler, çok çok hızlı gelse de…

Umduğum; Selanik yolculuğu öncesi, konusu Selanik’te geçen bir kurmaca eserin işaret edeceği noktalarla gezimi daha renklendirecek ayrıntılar bulmaktı. Geçmişe dair “paşa” kaynaklı bir iki değini ve elbette “Selanik’te Sonbahar” şarkısı dışında, bu roman, mekan temelli söyleyeceksek, bir Selanik romanı değil, bir “ada” romanı… (Pronto Tur’un geçen sene sonbaharda düzenlediği “edebiyat turları”nın Selanik ayağında bu roman ve Tuna Kiremitçi varmış. Paylaşımın ne olduğunu merak ettim. Hadi, hakkını yemeyeyim; Atatürk’ün doğduğu evinin bulunduğu iki yer adı geçiyor not ettiğim: Ahmet Subaşı Mahallesi ile şimdiki adı Apostolou Pavlu diye not düşülen Numan Paşa Caddesi.)

“Çocukluğumun Selanik’indeki Ahmet Subaşı mahallesi’ne bir zabit girdiğinde herkes kendisini güvende hissederdi.”

Neyse… Sonuçta, umduğum, kişisel bir şeydi…

Bulduğum…. Tuna Kiremitçi’nin şair, müzisyen ve romancı kimliğinin harmanlandığı başka bir katman…

Selanik'te Sonbahar

yıl:2010… devlet: osmanlı…başkent: istanbul

Paşa, 1919’da Samsun’a hareket edip ülkenin kaderini çizecek olan Bandırma vapuru yolculuğuna başlamak üzere evinden çıkar… ama Hintli İngiliz casusu Mustafa Sagir tarafından vurularak artık yürüyemeyecek halde bambaşka bir geleceğe adım atmak zorunda kalır.

Selanik’te Sonbahar, böyle bir şeyin olması durumunda olabilecek sayısız senaryodan biridir aslında: Hayatın Atatürk ve Bandırma vapuru seçeneği hayata geçmemiş; Osmanlı İmparatorluğu devam etmekte ve Amerikan mandasında şekillenen bir gelecek yaşanmaktadır. Bu haliyle, iki restorasyon ile arada korkunç bir iç savaş dönemi geçmiştir. Sultanın yönettiği ülkede modern dünyanın pop ve tüketim kültürü de hükmünü sürdürmektedir. Atilla da devletin uluslararası piyasada tanınırlığı olan ünlü bir popçusudur.

selânik…paşa… latife…fikriye…

Bu sözcükler arka arkaya gelince, Atatürk’ün hayatından bir kesit umulursa da öyle olmaz!

bu romandaki paşa…

Vurulduktan sonra, Selanik’le hayatı sınırlanan Paşa, mutsuzdur ama umudunu yitirmez ve bir gün “meçhul” okurlarına yönelik bir dizi günlük-mektup kaleme alır. Kitapta sıkça “Paşa’nın Mektupları” olarak bahsi geçen mektuplar, zamanı geldiğinde aynı aileden gelen Atilla’ya, yani romanın esas erkek kahramanına verilir. Romanın esas kızı Latife, Paşa’nın mektuplarını okuyup kendisini merak edince, kitaptaki ifadeyle, “googlelar” ama hiçbir ize rastlamaz. Tarih başka türlü akmıştır çünkü.

Paşa’nın mektuplarını daha önce okuyup hayata başka bir anlam yüklemeye başlayan Atilla’nın herkesi etkileyen değişiminin başlangıcı, o mektupların etkisinde gelen bir bestedir:

“Tılsım işte bozuldu

Olmadı olacaklar

Küçük bir sonsuzluktur

Selanik’te Sonbahar”

bu romandaki latife:

35 yaşlarında, genç bir adliye muhabiridir. Oğlunu ve eşini bir uçak kazasında kaybetmiş; oğlu Mete’nin idolü olan Atilla’nın izini sürüp oğluna anlatacak hikayeler bulmak ve sonrasında ölüme gönüllü gitmek üzere, onun yaşadığını düşündüğü adaya gider. Adadaki tek oteli işleten baba-kızla dost olur, Atilla’yı bulur vs.

bu romandaki fikriye:

Ünlü pop yıldızı Atilla ile tanıştığında, Sorbonne’da gazetecilik okuyan, hayat enerjisi yüksek bir genç kızdır. Atilla ile birbirlerini çok severler ancak Atilla’nın uyuşturucu alışkanlığından kaynaklı olumsuzlukların sonunda, ona ayak uydurmaya çalışan Fikriye hayatını kaybeder.

Sonrasında, Atilla’nın kendi içindeki hızlı çöküşü ve bir gün sultan dahil herkesin izlemeye geldiği Dolmabahçe Stadı’nda söylediği Selanik’te Sonbahar şarkısıyla başka bir hayat tarzına evrilişi ve kendini herkesten ve her şeyden soyutlayarak adada münzevi bir hayata geçişi gelecektir. Latife ve Fikriye’yi Atilla’nın yeni hayatında birleştiren ana noktalar, ada ile birbirlerine fiziken çok benzemeleridir.

Paşa’nın mektuplarında, gönül evrenine hiç değinilmediği için Fikriye ile Latife de ondan tamamen bağımsız iki isim olarak kalıyor. (Bu arada ilgisiz olacak ama, Latife’nin oğlunun adı Mete, sonradan seveceği adamın adının Atilla olması da niyeyse zorlama durmuş, sanki )

son romantik… “ölüm”, genç ölü müzisyenlerin kılığında, esaslı bir karakter oyuncusu…

Selanik’te Sonbahar, bir yanıyla fantastik bir kitaptır. Latife, sürekli ölmüş babasıyla; eski müzisyen Atilla da sürekli, Jim Morrison, Kurt Cobain, Janis Joplin gibi “genç ölmüş müzisyenlerin” kılığında karşısına çıkan “Ölüm”le konuşur. Ölüm, her ikisinin karşısına son kez Elvis Presley olarak çıkar. Kitap boyunca, ölüme biçilen iki rol vardır: O, âkil bir yol göstericidir ve Latife ile Atilla’nın birbirinde aşkı, dolayısıyla hayatı bulmalarını istemektedir. Başarır da…

selanik’te sonbahar’ın kurgusu… hikaye…şiir…müzik…

Bu kitapta müzik, hayata eşdeğerdir ve onu yönlendiren ana etkendir: Latife oğlunun müzik tutkusunun ardından bir müzisyeni aramaya başlamıştır; Atilla bir müzisyendir ve hayatı müziğin penceresinden okumaktadır; Ölüm, hep müzisyenlerin dünyasından hayatın ipuçlarını verir vb.

Kitapta paşa’nın mektuplarında anlatılan ve gerçekte Mustafa Kemal’in cümlelerini de içeren kurmaca bir gelecek hayalinden oluşan katmanla, Latife ve Atilla’nın geridönüşlerle anlatılan geçmişleri ve adada geçen “bugün”lerini harmanlayan kurgu ritmik bir akışa dayanmakta: Roman boyunca, okur, olayları iki anlatıcılı olarak ve aksamayan bir ritimle, kadın-erkek-kadın-erkek… dizgesinde takip ediyor. Birindeki bir cümle, diğerini başlatan bir halka olarak devam ediyor.

Bu ritmi, bana göre, şiirsel kılansa, Selanik’te Sonbahar romanında her bölümü başlatan “Bir …. vardı.” kalıbının sürekliliği. Yukarıda yazılan her şeyi unutun ve kitaptan aldığım şu başlangıç cümlelerinde siz kendi romanınızı yazın mesela: Bir ada/ kadın/ çember/rüya/ oda/ pencere/ mağara/ ihtimal/ anı/ gölge/ ölüm/…. vardı.

günün sonunda…

İlginç buldum, hızlı okudum, keyif aldım (değinmediğim ilgi çekici ayrıntılar da yeni okurlarına…) ama… Selanik, Paşa, Latife, Fikriye isimlerinin taşıdığı bağlam, çağrışım ve davet, karşılığını en azından bende bulmadı. Ben bu kitabı, misal, İstanbul’da bir subay ve onun akrabası bir pop yıldızı ile bu yıldızın farklı zamanlarda Lütfiye ve Feride’ye ilgisi ekseninde de okuyabilirdim. aldığım keyif değişmezdi.

Yazıda adını hiç geçirmediğim Despina ve Mihalis’in hikayeleri ve adadaki varlık nedenleri de ilginç. 17-18 yaşlarındaki Despina, “hayat”ın bu romandaki adı gibidir. Annesi de sürpriz bir bağın adresi…

Derkenar:

Tuna Kiremitçi

Kasım 2012’deki TÜYAP Fuarı’nda, yazarından “bir sonbahar hatırası” notuyla aldığım kitaptır, Selanik’te Sonbahar

***Tuna Kiremitçi, Selanik’te Sonbahar, Doğan Kitap, 2011

Bir Cevap Yazın