Serçe Kuşun Sonbaharı-2 (Yılmaz Karakoyunlu)

“Masal aynı masaldır… Bazıları masalda gerçeği arar. Bazıları ise masalı gerçek sanır…”(Serçe Kuşun Sonbaharı)

Yılmaz Karakoyunlu, bir mal gibi alınıp satılan cariyelerin çaresizliğine küçüklükleriyle, kalplerindeki özgürlük arayışlarına ise kanatlarıyla eşlik eden küçük kuşların sembolik değer üstlendiği bir roman olarak  Sergüzeşt’i de okumuş olmalıdır.. Sergüzeşt’teki biraz örtülü kuş imgesi, Serçe Kuşun Sonbaharı’nda tüm alt bölümlerin başlığı ve metinlerde açık birer benzetme ögesidir:

“Câzibe’yi yukardan seyreden meraklı cariyeler, kıskanç ve dikbaşlı isyancılar gibi bu küçük serçeyi gagalamanın hasretini yaşıyorlardı.”

Bir farkla… Bu romandaki serçe kuşlar, bir şekilde ellerinden alınan “hak”larını yeniden elde etmek isteyen herkesin özgürlük rüyasına karşılık gelir…. “Hakkını vermek”, bu romanın temel vurgularından biridir üstelik… her şeyin hakkını vermek, acının, sabrın, öfkenin, hakkın, eylemin, aşkın, tutkunun, düşüncenin…

Bir tematik çalışma yapıp da romanlardaki güçlü kadın karakterleri araştırma konusu yapacaklara iyi bir örnek Mâriye… Bence Serçe Kuşun Sonbaharı’nın baş kişisi o… Şeyh Ahlâtî ile Şeyh Bedreddin arasındaki denge; hayata dair bilgece duruşun romandaki temsilcisi… Câzibe’nin ikizi… Câzibe tene dair, Mâriye iradeye..İkisi de câriye… Romanın başlığı Mâriye’nin sözlerinde açıklanır:

“Serçe kuşun değeri sonbaharda görülür. Bütün erkek serçeler bir titreyiş içinde çırpınırlar. Dişi serçelerin korkup kaçtıkları heyecanlı hisleri vardır. Bu hisler birden çığlıklı coşkulara dönüşür. Serçe kuşun sonbaharı başlar. Kıskançlık umulmadık bir zamanda bütün büyülerin güzelliğini tırmalayan şeytan sesi kadar çığırtkan ve zalimdir.”

Serçe Kuşun Sonbaharı-1

*** Yılmaz Karakoyunlu, Serçe Kuşun Sonbaharı, Doğan Kitap, 2010

Bir Cevap Yazın