Serenad ve “Fransız Kalmak”

Serenad (Zülfü Livaneli) okul yolunda ve hastane koridorlarında neredeyse tamamlamak üzere olduğum, öneren arkadaşlarımın söylediği üzere “su gibi okunan bir roman”…

Başbakanın Strazburg’daki konuşmasında bir Fransız parlamentere dönük olarak söylediği “Türkiye’ye Fransız!” sözünün üzerine, o parlamenterin gazetelere yansıyan geçmişine dönük hikayesinden bir Kadıköy, bir Ermeni kimliği ve “tehcir” kavramı çıkınca, Serenad’dan bazı satırları hatırladım. Livaneli’nin romanı sonra yayınlansaydı, durumdan ilham almış derdim.

serenad

serenad ama ağıt tonunda…

Livaneli’nin söylemek istedikleri, hiç gizlenmeyen, dolayısıyla okuruna satır arasında düşünce aratmayan cinsten açık iletiler… Yan yana okununca, insan olmaya dair anlamı, “ulusal”dan “evrensel”e genişleyen iki insanlık hikayesi… İkisi de roman kahramanı Maya’nın büyüklerine ait; biri Ermeni babaaannesinin hikayesi, diğeri Kırım Türkü anneannesinin hikayesi…

Maya’nın anneannesinin hikayesinde, olay Hitler’in Sovyetler Birliği’ne saldırmasıyla başlar. Almanlar Rusya içlerinde ilerlemeye başlamış; Ankara hükûmeti Kırım Türklerini Alman ordularının yanına çekmiştir. Almanya yenilince “Mavi Alay” adı verilen bu güç, Rusya topraklarından kaçmak zorunda kalmıştır. Uzun hikayenin kısası, maceralı ve zorlu bir yolculuk-pazarlık sürecinin sonunda, çok az kurtulandan biri de Maya’nın anneannesi olmuş, onu kurtaran Antakyalı Ali ile evlenmiş… Adını ve kimliğini saklamak zorunda kalarak yaşamış; çünkü Sovyetler Birliği’ne gönderilmekten korkuyormuş. Devamı romanda…

Maya’nın babaaannesinin hikayesinde, olay biraz Fransız milletvekilinin hikayesini hatırlatıyor. 1915’teki “tehcir” sürecinde ailesini yitiren ve yetimhanede bir süre kalan “babaanne”ye müslüman bir Türk aile yardımcı olmuş, onu büyütmüş, kendilerinden ayırmamış ve evlendirmiştir. O da geleceği açısından kimliğini hep saklı tutmuştur. Devamı romanda…

Ağabeyinin Maya’ya yönelttiği soruya aldığı yanıt, bir bakıma Serenad’ın okurunda bırakmak istediği kalıcı izdir:

“Peki, sen ne görüyorsun bakalım?”
“İnsan, sadece insan. Seven, acı çeken, acıkan, üşüyen, korkan bir insan.”

Fransız milletvekilinin sorusu azınlıklara ilişkindi. Serenad da azınlıkların hikayesinde “insan”a vurgu yapan bir roman… Serenad notları, roman bittiğinde… Bitti: “Serenad (Zülfü Livaneli)”

*** Zülfü Livaneli, Serenad, Doğan Kitap, 2011

3 Yorum: “Serenad ve “Fransız Kalmak”

  • Ne güzel,
    Sizi, yazarken bulmak bu satırlarda; duygu ve düşüncelerinizi okumak…
    Bir ara özletmiştiniz çünkü…
    İletinizi aldım. Perşembeye kadar bekleyeceğiz. Ama güzel şeyler olacak, inanıyorum.
    Serenad… Henüz okumadım; okuyacaktım da; yazınızdan sonra hemen okumalıyım dedim. Yine tehcir, yine azınlık ve yine Antakya ve sanırım hoşgörü… Sanırım… Doğru mu anlamışım?.. Okumalıyım… Hemen.

    • elifin günlüğü

      17/04/2011 at 15:24 Cevapla

      Çok sağolun güzel hocam. Hastaneden geldim, yazdım. Devamı yine maalesef uyku… :(

  • Fransalı mebusun suali yerinde ve gerekliydi. Başbakanın cevabının yersizliği de ortadadır. Lakin, ibadet etme konusunda Türkiye’de sadece azınlık olarak nitelendirilen vatandaşlarımız değil, çoğunluk vatandaşlarımız da sorun yaşamaktadırlar. Maalesef, edebi ifadelerde bulunamayan o sıradan pek çok insan da bu hallerde imrar-ı hayat etmektedirler. Hikayelerini yazamayan ama yaşayanlar..

Bir Cevap Yazın