Sırça Fanus (Sylvia Plath)-1

Bir sabah, internette öylesine gezinirken, Gamze Öztürk imzalı bir “liste” dikkatimi çekti. Liste, 12 maddede Sylvia Plath’ın hüzünlü hayat hikâyesinin dönüm noktalarından oluşuyordu. İlgiyle okudum ve her nasılsa okumamış olduğum Sırça Fanus’u da haziran okumalarıma eklemiş oldum.

Sırça Fanus’un neredeyse ilk 100 sayfasını devirdiğimde, elimde kenara düşecek herhangi bir notum yoktu. Üstelik, Plath imzası bu romanın neresinde, çeviride kaybolan bir Slyvia Plath tarzı mı var kaçırdığım diye de kendime sormadım değil! Böyle düşünmüştüm çünkü içine biraz da zorla girebildiğim dünyada; akademik başarısı yüksek ve yazmayı seven 19 yaşındaki bir genç kızın, bir yazısı dolayısıyla edindiği bir aylık magazin dergisi stajyerliği döneminde başından geçenler çok da “efsanevî Plath” a beni götürecek ayrıntılar gibi gelmemişti.

Esther Greenwood’un “sırça fanus”u…

Genç kız, Esther Greenwood’du. Newyork’ta bir dergide, kendisi gibi bir yazısı dolayısıyla davet edilen diğer genç kızlarla birlikte, bir aylığına çalışmak üzere bulunuyordu. Davet kapsamında, ayrıca katılabileceği, moda dünyasını ilgilendiren ve eğlenceli görünen bir dolu davet daha vardı. Renkli, ışıltılı bir dünya… Esther, Newyork günlerini bu dünyanın dışındaki Newyork’u tanımaya çalışarak geçirmeyi seçti. En azından bunu hedefledi.

Bütün bunları yaparken ne Doreen gibi rahat ve hayatın sıkıntılarına karşı mesafeli durabildi (Doreen bana Elif Şafak’ın Havva’nın Üç Kızı romanındaki Şirin’i hatırlattı fazlasıyla) ne de Betsy gibi hayatın mazbut kızlarından olabildi. Onun payına, hayatta ne olmak istediğine karar verme çabası ve arayışı ile özellikle erkeklerle iletişiminde ve ilişkilerinde mutsuzluk düştü. Özellikle, başta aşık olduğu, sonrasında başka kızların da varlığını öğrenip soğuduğu tıp öğrencisi Buddy Willard’la ilişkisinde ruhu çok yoruldu.

Buraya kadar üç günde okuduğum kitabın, ikinci yarısını bir günde tamamladım çünkü sahiden neye varacağını merak ettim. İkinci yarı hüzünlü ve ölümcüldü. Esther, staj sonrası evine döndüğünde, yazı hayatı konusunda olumlu yanıt alacağını umduğu bir başvurudan umduğunu bulamayınca içe kapanır ve bir süre sonra depresif bir yapıya bürünür, akla gelebilecek bütün intihar şekillerini ya kafasından geçirir, ya deneme fırsatlarını arar. Bu süreç onu psikiyatr kliniklerine sürükler. Ağır bir vakadır. Bir doktor (Gordon) hayatını daha da zorlaştırırken diğeri (Nolan) elinden tutar. İyileşir mi? Romanın sonunda bu verilmemiş, Esther’in bunu verecek olan kurulun önüne çıktığı yerde kitap bitiyor.

Sırça Fanus’un yayınlanışından bir ay sonra da kitabın yazarı Sylvia Plath, intihar ederek kendi hayat tercihini ortaya koymuştur.

Romanda, kahramanın psikolojik destek alması, aldığı klinik ortamlar ve ruhunun buna verdiği tepki geniş yer tutuyor. Sylvia Plath, günlüğünde,  akıl hastanesi deneyimlerine dayanarak yazılmış The Snake Pit (1946, Mary Jane Ward) benzeri bir eser vermek istediğini yazmış.

Sylvia Plath’ın “sırça fanus”u…

Başta yayınlanmaya değer bulunmayan, sonrasında Plath’ın Victoria Lucas takma adıyla yayınladığı Sırça Fanus romanı, otobiyografik yönü ağır basan bir eser olarak nitelendirilmektedir. Aynı nedenle, annesi, korumacı bir tutumla, kitabın Amerika’da yayınlanmasına izin vermemiş; uzun yıllar sonra, Plath’ın eşi Hughes kitabı burada yayınlatmıştır. Bir sitede, Esther’le Sylvia’nın hayatlarındaki kesişen ayrıntılara yer verilmiş. Birkaçı:

  • Sylvia Plath, akademik başarısı yüksek, kalemi güçlü bir insandır. Newyork’ta bir dergide (Mademoiselle) misafir editör olarak çalışmıştır. Bu dönemden bazı isimler gerçek kimlikleriyle Sırça Fanus’a da girmiştir (Joan, Philomena Guinea, Olive Higgins Prouty gibi).
  • Esther’in kabul alamayışı, Plath’ın Harvard’da istediği bir derse kabul alamayışına karşılık gelir.
  • Yazar Plath da yazdığı Esther de korumacı bir anneye ve erken yaşta kaybedilmiş bir babaya sahiptirler.
  • Aşık olarak evlendiği şair Ted Hughes’la çalkantılı bir evlilik yaşamış, aldatılmış ve çok mutsuz olmuştur.
  • Esther’in derin travması, intihar girişimleri ve uzun tedavi süreci de Sylvia Plath’ın geçtiği aynı yolların romandaki ayak izleridir.

Olayları Esther’den dinleriz. Sadece yaşadıklarını aktarır. Derin çözümlemeler yapmaz. Ruhu içe kapandıkça, kalemi dışa vurur ama ayrıntılara inen değerlendirmelere yer vermez. Bazı ayrıntılar bir ışık gibi çakar, okurun zihninde kalır ve öylece kalır. Meselâ, kadın-erkek ilişkilerinin yoğun yer aldığı ve her deneyimin değerlendirildiği romanda, bir incir ağacının altında bir kadın ve bir erkeğin etkileyici hikayesi… Kısacık…

“Bu incir ağacı Yahudi bir adamın eviyle bir manastırın arasındaki yeşil çayırda yetişmişti, Yahudi’yle esmer güzeli bir rahibe, olgun incirleri toplamak üzere geldikleri ağacın altında hep karşılaşırlarmış, bir gün ağacın dalındaki kuş yuvasında, çatlayan bir yumurta görmüşler, küçük kuşun yumurtayı gagalayarak dışarıya çıkışını seyrederken elleri birbirine değmiş, o günden sonra rahibe bir daha incir toplamaya gelmemiş, yerine huysuz, Katolik bir mutfak hizmetçisi gelmeye başlamış ve incir toplamayı bitirdiklerinde adam kendisinden fazla toplamış olmasın diye incirlerini saymış, bu da adamı çok sinirlendirmiş.”

Yazı merakı, hayatı için kırılma noktalarındandır.  James Joyce’un Finnegan Uyanması kitabını çevirme çabası gibi kendini eğittiği anlar dışında, yazı Esther için bir tür katharsis ihtiyacıdır. Yazarak iyileşebilmeyi umduğu zamanlar vardır.

Devamı: Sırça Fanus (Sylvia Plath)-2

***Sylvia Plath, Sırça Fanus, Kırmızı Kedi Yay., 2010 (çeviren: Handan Saraç)

Soru... Katkı...