Sishyphos Efsanesi…

“hayata

Yok, Sishyphos efsanesi /söyleni üzerine bir yazı değil bu; bende Sishyphos efsanesiyle özdeşleşmiş bir kitaplık ve kitap okuma dönemi ile ilgili…

Babamın iyi bir kütüphanesi vardı; bütün klasikleri bu kitaplıkla tanıdım ve okudum. Lise bitti. Üniversite öğrencisiyken başka birinin/bir ağabeyin/edebiyat öğretmeninin/babamın arkadaşının kitaplığıyla tanıştım. Aile gezmesine gittiğimizde, resmen dadandığım, bir dolu kitabı ödünç almadan ayrılmadığım o kitaplıkla da 20.yüzyılın bütün klasiklerini tanıdım diyebilirim. Varoluşçu yazarları, yapısalcıları, modernizmin izini sürdüğüm bir dünyaydı… Kafka’yı, Camus’yü, Sartre’ı hatmettiğim zamanlar…

sishyphos efsanesi

Rab Şeytana Dedi ki oyunundan. Çok etkileyiciydi.

Albert Camus’nün Sishyphos Söyleni’nden çok etkilenmiştim o zaman. Aklımda babamların aile sohbetlerinden uzakta, dalıp gittiğim o okumalardan en çok, bir bu kitap bir de Çernişevski’nin Nasıl Yapmalı? kitabı kalmıştı.   Bir yanıyla da ironik bir ikili aslında… Bir bitmez döngüde, dağın tepesine çıkarılan ve hep yuvarlanıp işi başa alan Sishyphos’un çilesi bir yanda… Bir döngüyü kırmak için, “nasıl yapmalı?” sorusuna bir yanıt arayıp çözüm kapısını açan diğer kitap diğer yanda…

Özellikle de Sishyphos Söyleni, tam bir özdeşleyim oldu yıllar içinde. Birazdan izlemeye gideceğim oyunda da varmış. Bu yazı o çağrışımla yazıldı zaten. Hatırlama bu kadar… “Hayatın öğrettiği” kontejanından değilse de “hayatıma katılan zenginlikler” kontenjanından düşülmüş bir not olsun bu da… Şimdi, Rab Şeytan’a Dedi ki oyununa gidebilirim. Dönünce de yazarım.

Yorum: “Sishyphos Efsanesi…

  • Yine esiri oldum blogunuzun ve saat yine çok ilerlemiş.Siz hayatı ıskalarken ben de sizi ıskalıyorum :))

Bir Cevap Yazın