Size Pandispanya Yaptım (Mario Levi)

Bazı romanları okursunuz; konusu ilginizi çeker yahut çekmez, orada biter.”Konu”da yani…Bazı romanları okursunuz; “konu”su ne olursa olsun, “anlatılmaz okunur” cinsindendir, “Okumak lazım!” dersiniz. “Anlatım”da geçemediğiniz güzellikler vardır yahut “tahlil”lerde. Bazı romanları okursunuz (mesela Mario Levi’nin son romanıdır bu, Size Pandispanya Yaptım‘dır); “konu”dan geçtim dersiniz –ilgi çekicidir-, “anlatım” da bildik Levi anlatımıdır, keyifle okursunuz. Gelgelelim “kurgu”da patinaj yapmaya başlar ve gelgitli okumalar içinde kurmacanın parçalarını yerli yerine oturtmaya çabalarsınız. Nihayet son bölüme gelince, gelgitin anlamını kavrayıverirsiniz. (Ben ki kitabın gerçek tadını almak için konuda saklı merak ögesini başta halledip her romanın ilk bölümünden sonra son sayfaları da şöyle bir tarayıp merakı bir kenara koyar ve tatlı tatlı okumaları severim, bu kez bu da tutmamıştır!)

Size Pandispanya Yaptım romanının konusunu yazmak kitaba haksızlık olur. Şöyle bir cümle belki (bu haliyle romanı hiç anlatmayacağını hatta lüzumsuz yere basitleştireceğini bilerek): Kaybedenler kulübünden bir hatunun, uzak tutulduğu ailesinin hayatına bir şekilde dahil oluşu ve acılarına paralel acılar yaşatması; başkalarının hayatlarında yaralar açarken kendi yarasının daha da derinleşmesi… Şu özet cümle de o hatunun kızının ağzından:

“Yine de bir çift laf edebilmek için, yaşadıklarım reddedildiğini ancak redderek taşıyan bir kadını reddetmenin hikayesiydi desem, çok karmaşık bir cümle mi kurmuş olurum?”

size-pandispanya-yaptim1

“Çilek renginde, vücudumu iyice saran, dar, uzun bir elbise… Saçlarım için bir yapacağım yoktu. Ellerim en uygun şekillerini kolaylıkla almalarını sağlamıştı. Sıra makyaja gelmişti. Kırmızı ruj. Kiraz kırmızısı. Bu renk benim rengimdi. Ve o kolye. O kolye mirastı. Çıktım.” (Romanın 6.sayfasındaki bu satırlar, bende, 336.son sayfaya kadar fonda kaldı.)

Romanın “hikâye” edilen olay dizisinde mutfak ana mekandır.Size Pandispanya Yaptım’ı, başka bir katmanda, yahudi mutfağını oluşturan kültürün terimlerini, dile yansıyışını, yemeklerini ve Musa peygamberden günümüze gelen izlerini öğrenmek için de okumak mümkün. O kadar ayrıntılı tarifler var ki uygulayıp tatmak da mümkün. Bizim arkadaşlardan biri, bir sabah, mücveri andıran bir tarifin uygulamasını bize tattırdı bile. Lezzetliydi. Mario Levi, bir yılda yazdığı bu romanı asıl yazış amacını da bu çerçevede açıklamış.Dublin’de aklına düşmüş, babaanne mutfağı üzerinden bir kimliğin romanını yazmak. Şurada bakılabilir.
size-pandispanya-yaptim

Ben açıkçası, kitabı  başından itibaren” kurmaca” ve “kurgu” ekseninde okumayı daha çekici buldum. İlk cümle buna çağırdı çünkü:

“Ben bir yalancıyım. Az sonra okuyacaklarınız da yalanlar üzerine kurulu. Bu bir suç mu? Bilmem. Ben artık sadece hikâyedeki kahramanların bana anlattıklarını hatırlıyorum.”

Romanın ilk cümleleri bunlar. Bir acı yaşanır, çok gerçektir; bir de o acıyı bir aileye dağıtmak üzere yaşanan “yalan” gerçeklikler vardır.  Bu, işin kurmaca yanıyla ilgili… Okudukça kavranıyor.  ”Yalan”a dair ilk algım, yazar-anlatıcı-kurmacayı kurgulama meseleleri boyutunda oldu.

Size Pandispanya Yaptım romanında sıkça yinelenen “hikaye”, “sahne”, “oyun” ve “yazı”, kurgu açısından kayda değer. Anlatıcılardan biri, seslendiği kişiyi (bazen okuru, bazen yazacak kişiyi) ışıkların aydınlattığı sahnede anlatılacak “hikaye”lere davet eder. Orada sahnelenenler de sahnedeki kahramanlardan birinin başkalarına ettiği de bir “oyun”dan ibarettir. O “oyun” yaşanırken yalnız kalan çocuk, bir zamanlar annesiyle oynadığı “sinema”cılık oyununu büyüyünce de sürdürecek, herkesi ve her şeyi, kendisiyle arasına mesafe koymasına olanak sağlayan bir sahneden seyretmeyi ve öyle anlatmayı seçecektir.

(Kurguyu kavratmak için ders materyali yapacağım alıntılardan biri:)

O zaman abartmayalım. Aksi halde bu hikâyenin inandırıcılığını biraz zedeleyebilirim. Anlattıklarım hakkında hiç kimseye hesap vermek mecburiyetinde değilim belki ama, kendimi inandırma kaygısı bir yerden sonra istesem de istemesem de galebe çalıyor işte. Şöyle yapalım. Siz benim Lea’yı, gülböreğini dilden, kabak dolmalarından ve ‘kaşkarikas’tan hemen sonra sabahın o erken vaktinde yapmaya kalkışmış gibi göstermeye çalışmama bakmayın, itibar etmeyin. Bu kadarına vakit yoktu. Tavsiyem, hikâyenin akışında küçük bir değişiklik yapmanız ve bu yemeğin yapılış sahnesini, birazdan anlatacağım sahnenin hemen ardına koymanızdır. O kadar zor değil, inanın. Böyle değişiklikleri defalarca yaptım ben. istemiyorsanız da bırakın, gitsin. Asıl önem taşıyan hatırlamak değil mi zaten? Sahnelerden biri önce hatırlanmış, bir başkası sonra, ne fark eder? Hem hafıza da her zaman birilerine makul gelebilecek bir seyir izlemez değil mi?


O sabahı bu hikâyenin seyri için hatırlamak daha doğru o zaman. Köprüyü kurmak için Lea’nın gülböreğini yapmak için ihtiyaç duyacağı yufkayı buzdolabından çıkardığı anları hayal edebiliriz mesela.
Bakın.

Mutfağa önce Gad girdi pijamasıyla. Bekleneni, söylenmesi gerekeni annesinden esirgemedi elbet.

‘Hamarat annem benim! Erkenden kalkmış da, bize yemekler yapmış da… Burnuma ne güzel kokular geliyor böyle!..’

Diğer anlatıcı “yazı” sözcüğünü “yazgı” ve “hikayenin dildeki yansıması” olmak üzere çift anlamlı kullanır. O da ailenin torunu sıfatıyla yaşananların “sessiz” tanığı olmuştur ve şimdi kendisinden yazgının hikayesini yazması beklenmektedir.

Mario Levi’nin, Akşam gazetesine verdiği röportajdan bu kurgu meselesinden hayli eğlendiği açık.

“Fakat ben sana şunu söylemek istiyorum asıl: Bu romanı yazarken ben çok farklı duygular içine girdim. Bir yandan hatırladıklarım, anlatmak istediklerim beni hüzünlendirirken, öte yandan ben bu oyunlarla çok eğlendim. Hikâyem belliydi. Ben ne yazacağımı biliyordum. Rahel’in, Aşer’in, Yusuf’un neler yaşayacaklarını biliyordum. Ama romanın bitimine yakın anlatıcı kurguyu etkileyecek bir atağa kalktı adeta ve romanın asıl anlatıcısı da öyle çıktı, yani kendini o ortaya koydu. Yazma serüvenindeki bu sürprizleri çok seviyorum.” (Mario Levi ve Hüzünlü Pandispanya’nın Öyküsü”,Akşam, 11 Ekim 2013, röp.Adnan Özer)

Ben de şimdi kurguyu satır satır açmaktan ne çok eğlenirdim ama…(Babam bana okuduğum kitaplara ait notlarımı bir deftere kaydetme alışkanlığı kazandırmıştı. O alışkanlık, öğretmen olduktan sonra, derste kulanılacak materyal biriktirme şeklinde aynen devam etti. Size Pandispanya Yaptım’ın hikayesi ve kurgu notları, buraya düştüğümden daha eğlenceli:))

Not: Bir aksilik olmaz da önümüzdeki haftalarda okulumuza gelirse, Mario Levi’ye bu romanıyla, Tabucchi’nin Requiem’i arasında kurduğum bağı da sormayı çok isterim. Ölüm, sevgili, bir hayatın/şehrin/kültürün izini sürme ve ille de yemekler… Elbette bir de hüzün. Size Pandispanya Yaptım da bir nevi “requiem” çünkü…

EK (15.1.2014):

Mario Levi konuğumuz oldu. Requiem’i sordum. İlgisini çekti ve bakacağını söyledi. Sonrasını bilmiyorum.

*** Mario Levi, Size Pandispanya Yaptım, Doğan Kitap, 2013

Bir Cevap Yazın