“Tazeleyeyim mi Amcalar?”

Amcaların biri Nazım Hikmet, diğeri Sait Faik… Bu ifade de Yağmurun Yedi Yüzü romanının içinde bir senaryo projesinden…

Kişileri kendi dönemlerinden koparıp, başka zaman dilimlerinde var etme, bir tür yabancılaştırma efekti yaratarak, zamana dışarıdan bakmayı gösteren iyi bir araçtır. Süheyla Acar, değişen zamanla birlikte değişen önceliklerin ironisini, Yağmur’un film projesi üzerinden ince ince ve hınzır sayılabilecek ayrıntılarla yapmıştır. Benzerini de Ahmet Hamdi Tanpınar, Mai ve Siyah romanının karakteri Ahmet Cemil üzerinden verir. (Yarın da bunu yazayım.)

Yağmur’un senaryosu, bir aşk öyküsü üzerine kurulu. Sait Faik’le Nazım Hikmet, yaşananlara seyirci olmaktan öte gidemiyorlar. Hallerinde, yüzlerinde ve tümcelerinde hep bir şaşkınlık ifadesi… Hiçbir şey onların zamanındaki gibi değildir:

“Yolun karşı kıyısında bu curcunayı izleyen Nâzım, yüzünde büyük bir düş kırıklığıyla Sait Faik’e dönüyor:
‘Bunlar senin hikayendeki, benim şiirimdeki insanlar değil Sait. N’oldu?.. Nereye gitti bu memleketin insanları?..”

Ama zaten onlar da öldükten sonra, yeryüzünü ziyaret eden iki kişidir ve önlerine, kendi değerleriyle anlaşılamayacak bir dünya düşmüştür…

“Daha n’olsun!.. Baksana şunların haline!.. Utanmaz lar!..”
Sait Faik soruyor bu kez:
’Anlamadım… Ne varmış hallerinde?”
Çaycı çocuk bir an önce olaya dahil olma telaşıyla başından savıp yoluna devam ediyor.
‘Ya amca, siz nerede yaşıyorsunuz Allah aşkına!..’
Bu arada kalabalığı yara yara kendilerini yola atan Emir’le Ayda hızla oradan uzaklaşırlarken bir kahve dolusu adam arkalarından bağırıyor:
‘Yuh!.. Yuh!.. Yuh!..’
Galeyan halindeki kalabahğa bakan Nâzım şaşkın…
‘Bu sanki… Bir tür spontane halk hareketine benziyor ama maksadını anlayamadık.’

Senaryoda da çok iğreti dururlar. Okur, onların varlık nedenini anlamaz. Belli ki Yağmur’ur Nazım projesi, zorla bir sıradan aşk öyküsünün içine katıştırılmak istenmiş ama başarılamamıştır. Başarılamaz gibi mi algılanmalıdır? Son kuşlar misali, artık geri gelmeyecek, gelse de “habitat”ını bulamayacak insanlardan mıdır onlar? Böyle mi algılanmalıdır?

Senaryo bitince çekecek olan kişiye, Enis Ağabey’e teslim edilir. Enis Ağabey net konuşur ve kararından döndürülemez:

“Hikaye çok güzel ama o adamları çıkarmak lazım aradan.”

Yağmurun Yedi Yüzü ile Masumiyet Müzesi romanları, Türk sinemasının naif geçmişini romanlardan üzerinden öğrenmek için iyi malzeme sunan iki kitap. Masumiyet Müzesi’nde içli aşk senaryoları baskındı; Yağmurun Yedi Yüzü’nde, siyasî içerikli film çekme öyküleri…

*** Süheyla Acar, Yağmurun Yedi Yüzü, Can Yay., 2004

Bir Cevap Yazın