Mehmet Âkif ve İstiklâl Marşı

“Dizilerin Okuyan Kahramanları”na eklediğim son güncellemede belirttiğim gibi, geçen yıldan beri kesintisiz izlediğim Vatanım Sensin’de geçen ve bu hafta, 12 Mart 1921’de İstiklâl Marşı’nın kabulü dolayısıyla Mehmet Akif Ersoy ekrandaydı. Dün akşam, dizi kişilerinin bölüm bölüm seslendirerek tamamını okudukları İstiklâl Marşı sahneleri, hem okumalarındaki sakinlikle, anlaşılır ve içe işler biçimdeydi hem de aynı nedenle etkilenmemek mümkün değildi.

İstiklâl Marşı demişken,Prof.Dr.Orhan Okay’ın İslâm Ansiklopedisi’nde yayınlanan “İstiklâl Marşı” maddesinden (cilt: 23; sayfa: 356), marşın hikâyesini de ekleyeyim. Orhan Hoca, “Osmanlılar’da, Batılılaşma hareketiyle beraber Fransızca’daki ‘hymne national’ karşılığı bir millî marş ihtiyacı”nın II. Mahmud döneminden başlayarak hissedildiğini ve resmî olmasa da Donizetti Paşa’nın bestelediği Mahmûdiye ve Mecidiye, Necib Paşa’nın Hamidiye, Guatelli Paşa’nın Marş-ı Sultânî bestelerinin millî marş gibi söylendiğini belirtir. Resmî bir marş için de girişimler olmuş ama hayata geçirilememiştir.

İstiklâl Marşı’ndan daha önce, askerî birliklerde okunan “Ordunun Duası” da Mehmet Âkif’indir:

“Millî Mücadele’nin başlarında Mehmed Âkif’in “Ordunun Duası” adlı manzumesinin Ali Rifat (Çağatay) tarafından yapılan bestesi, Erkân-ı Harbiyye-i Umûmiyye reisliğince bütün askerî birliklere okunmak üzere tamim edilmiştir.”

İstiklâl Marşı ihtiyacının belirtilmesi ve yarışma açılması:

I. Büyük Millet Meclisi’nin ilk günlerinde kurulan hey’et-i irşâdiyyelerin, gezileri sırasında edindikleri izlenimler doğrultusunda Erkân-ı Harbiyye reis vekili Miralay İsmet Bey’e (İnönü) bir istiklâl marşına olan ihtiyacı belirtmeleri, meseleyi ilk defa resmî olarak gündeme getirmiştir. İsmet Bey’in meseleyi İcra Vekilleri Heyeti’nde ortaya koymasından sonra konu Maarif Vekâleti’ne havale edilmiş, Maarif Vekili Rıza Nur’un imzasını taşıyan 18 Eylül 1920 tarihli bir tamimle millî marşın şartları valiliklere duyurulmuş, tamim bir süre sonra Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde de yayımlanmıştır (7 Teşrînisâni 1337 / 1920).”

Belirtilen koşullar doğrultusuna yapılan marş başvurusu sayısı 724’tür ancak hiçbiri beklentileri karşılamaz.Yarışmaya katılanlar arasında Hüseyin Suat Yalçın ve Kemaleddin Kâmi Kamu hatta Kâzım Karabekir de vardır. Tunalı Hilmi’nin de adı geçmektedir. Millî marş için doğrudan Mehmet Âkif düşünülür:

Başvuru süresinin son günü olan 21 Kânunuevvel 1920 tarihinde gönderilen şiirlerin sayısı 724’tür. Ancak bunların arasında millî marş güftesi olmaya lâyık bir şiir bulunamadığından o tarihte Maarif vekili olan Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Karesi (Balıkesir) mebusu Hasan Basri’ye (Çantay) böyle bir şiiri Mehmed Âkif’ten beklediğini söyleyerek onun yazması için aracı olmasını ister.

Mehmed Âkif, para karşılığı bir marş yazmak istemediği için yarışmaya katılmamıştır. Hamdullah Suphi, bu koşulu kaldırabileceklerini söyler ve Mehmet Akif için süreç başlar:

“Bunun üzerine Mehmed Âkif bir süreden beri üzerinde çalışmakta olduğu eserini tamamlar ve Maarif Vekâleti’ne gönderir. Bu arada İstiklâl Marşı, “Kahraman Ordumuza” ithafıyla ilk defa Sebîlürreşâd dergisinde (sy. 468, 17 Şubat 1337/1921), dört gün sonra da Kastamonu’da çıkmakta olan Açıksöz gazetesinde yayımlanır.”

İstiklâl Marşı

İstiklâl Marşı’nın Büyük Millet Meclisi’nde görüşülmesi:

“İstiklâl Marşı, Maarif Vekâleti’nden gönderilen bir tezkire ile Büyük Millet Meclisi’nin 26 Şubat 1921 tarihli oturumunda gündeme alınır. Meclisin Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığında yapılan 1 Mart 1921 tarihli oturumunda Hasan Basri Bey’in takriri üzerine söz alan Hamdullah Suphi, yarışmaya katılan şiirlerden yedisinin vekâletçe istenen şartlara uygun görüldüğünü, ancak kendisinin Mehmed Âkif’in şiirini beğendiğini söyleyerek tamamını okumuş ve her kıtanın arkasından sürekli alkışlar gelmiştir. Meclisin konuyla ilgili üçüncü ve son oturumu 12 Mart 1921’de Abdülhak Adnan (Adıvar) başkanlığında yapılmış, meclise sunulan altı takrir arasından Hasan Basri’nin ‘Mehmed Âkif Bey’in şiirinin tercihan kabulü’ teklifi oylanarak büyük çoğunlukla kabul edilmiştir. Artık resmî hale gelen marş Hamdullah Suphi tarafından bir defa daha okunmuş ve bütün mebuslarca ayakta alkışlanmıştır. Hasan Basri Çantay, Mustafa Kemal Paşa’nın marş okunurken sıraların önünde ayakta dinlediğini ve sürekli alkışladığını kaydeder (Âkifnâme, s. 73).”

Mehmed Âkif, bahsi geçen 500 liralık ödülü, “fakir müslüman kadın ve çocuklarına iş öğreterek sefaletlerine son vermek amacıyla kurulan Dârülmesâi’ye hediye etmiştir.”

“Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın” (Mehmet Âkif)

Vatanım Sensin dizisindeki dönemin atmosferi tam da Orhan Okay’ın özetlediği ve İstiklâl Marşı’nı yazdıran atmosferin kendisidir:

Yunan ordularının Anadolu içlerine kadar yayıldığı, Sevr Antlaşması’nın imzalandığı, cephelerden çeşitli haberlerin geldiği, Millî Mücadele’nin ve meclisin en heyecanlı aylarının yaşandığı bir sırada gündeme gelen İstiklâl Marşı, Mehmed Âkif’in de aynı duyguları yoğun olarak yaşadığı günlerinin mahsulü olmuştur. Onunla ilgili hâtıralarda şairin, İstiklâl Marşı’nın bazı mısralarını henüz yarışmaya katılma kararı vermeden yazdığı, katıldığı günlerde de Tâceddin Dergâhı’ndaki odasında zaman zaman vecd ve istiğrak haline geldiği ifade edilmektedir.

Zaman zaman yeni ve daha “çağdaş” bir İstiklâl Marşı yazılmasına yönelik tartışmalar yaşanır. Bunun önüne geçmek için, 1982 anayasasının 3. maddesine “Türkiye Devleti’nin millî marşı ‘İstiklâl Marşı’dır.” eklenir.

edebî bir metin olarak “İstiklâl Marşı”

İstiklâl Marşı, gerek nazım tekniği gerekse muhteva bakımından herhangi bir millî marş güftesinin çok ilerisinde Türk edebiyatının en güzel lirik-hamâsî şiirlerindendir. Son kıtası beş mısra olmak üzere dörder mısralık on kıtadan oluşan ve aruzla yazılan şiirin her kıtasının bütün mısraları tam kafiyelidir ve her kıtanın, temayı oluşturan duygu ile uyumlu ton ve vurguların yer aldığı sağlam bir yapısı vardır. İlk iki kıtada bayrağa hitap eden şair onun milletin varlığıyla beraber ebedî istiklâlini müjdeler. Şair üçüncü ve dördüncü kıtalarda Türk milleti adına konuşmakta, ebedî hürriyet aşkı ve imanıyla Batılılar’ın maddî güçlerine direneceğini söylemektedir. Türk askerine hitap eden beşinci ve altıncı kıtalar, üstünde yaşadığımız yerlerin alelâde bir toprak değil vatan olduğunu, onların düşmana çiğnetilmemesi gerektiğini telkin eder. Yedinci ve sekizinci kıtalarda şair sevilen pek çok şey kaybedilse bile vatanın kaybedilmemesini ve ezan seslerinin kesilmemesini niyaz eder. Dokuzuncu kıtada bu duası kabul edildiği takdirde kendi ruhunun da vecd içinde yükseleceğini söyler. Nihayet son kıtada yine bayrağa dönerek ona ve milletine ebediyen çöküş olmayacağını, hürriyetin ve istiklâlin ebediyen onun hakkı olduğu müjdesini tekrar eder. Tam bir bütünlük gösteren şiirde mecaz ve semboller de ifadeyi zenginleştirmiştir.

 

Milletin iradesine ve Allah’ın müminlere vaad ettiği zaferin er geç gerçekleşeceğine inanan Mehmed Âkif’in şiirindeki özelliklerden biri de millî ve ulvî değerlerle dinî motifleri dengeli bir şekilde kıtalara yerleştirmesidir. Bayrak, hilâl, yıldız, hak, hürriyet, istiklâl, yurt, millet, ırk, vatan, kahramanlık gibi millî kavramlarla iman, şehâdet, helâl, cennet, hudâ, ezan, mâbed, vecd gibi dinî motifler birbiriyle uyum halinde zengin bir belâgatle kullanılmış, böylece Millî Mücadele’yi gerçekleştiren halkın ruhunda mevcut iki önemli kavram İstiklâl Marşı’nın da iki temel temasını oluşturmuştur.

Soru... Katkı...