Yanlış Tercihler Mahallesi (Mario Levi)

Yanlış Tercihler Mahallesi, adı üstünde, hayatının bir veya birçok kavşağında “yanlış” seçimler yapan insanların, o seçimler doğrultusunda çıktıkları yolculukların “hikâye”sidir. Hemen tamamı “kederli gülümseyiş”lere açılır. Bu arada hikâye sözcüğünü tırnak içine aldım çünkü başrol –elbette bana göre– açık ara onundur.

kimlerin hikâyesidir?

Romanın son bölümünde tekmili birden aşağıdaki gibi sıralansa da elbette bazıları önceliklidir, hikâyelerine dair ipuçları bölüm başlıklarında saklıdır:

“Süslü Niko, Anet, Mösyö Aldo, Katina, Diana, Tahsin, Serra, Bruno, Lena, Fırıldak Selami, Aksak Azize, Pasaklı Vera, Kuaför Fikret, Çilli Meral, Seval, Şişko Nuri, Hidayet Hanım, Şemsi Bey, Sakar Hayati, Altıparmak Memo, Pertev Abi, Nedret, Hikmet, Nedim, Jinekolog, Manastırdaki Rahibe, Therese, Muammer Amca, Tamar, Gagavuz Türkü Kadın, Vahit Amca, Makbule, Şamil Amca, Dilenci Vehbi, Suskun Tacettin, Emel, Saadet, Kâmil Baha, İbne Rıfkı, Beter Fehmi, Emine, Cüce Ruhi, Şefik Bey, Sevda, Türkan Hanım, Muhlis, Müzeyyen, Melahat Hanım, İhsan Bey, Gülten…”

Bazıları kimlikleriyle, bazıları bedenlerinin onları sürüklediği açmazlarıyla, bazıları hayalleriyle, bazıları bedelini ödemeyi göze aldıkları tercihleriyle bilinçli olarak veya öylesine açtıkları kapılardan geçen ve öne çıkarılan roman kişileri:

  • “Kırgın Soprano Anet ile Hayalperest Terzi Süslü Niko’nun Bir Mavi Elbisede Hayat Bulan Hikâyesi”,
  • “Müziğe, Yemeğe ve Kıyafetlere Meftun Gizli Noter Şişko Nuri ile Esrarlı Mabedinin Hikâyesi”,
  • “Yara Bandı İmalatçısı Büyük Bilardo Ustası Şair Ruhlu Pertev Abi ile Çok Gezen Maceracı Nedret’in Deniz Kokan Hikâyesi”,
  • “Hassas Kırtasiyeci Muammer Amca ile Gülen Balonlarının Hikayesi”,
  • “Hüzünlü Emel ile Yorgun Saadet vr Mahallenin Hikâyeci Abisi Kâmil Baba’nın Esrarlı Hikâyesi”,
  • “Cüce Ruhi’nin Zehir, Tiryak ve Firak ile Dansının Hikâyesi”,
  • “Teyzesi Suskun Ressam Müzeyyen’in Ruhunu Arayan Maket Gemi Ustası Şaşkın Muhlis ile Sessiz Sedasız Yıkılan Bir Tarihin Hikâyesi”)

Hikâyesi en uzun tutulan kişiler Nedret ve Pertev. Mario Levi de Nedret’i ayrı bir yere koyduğunu röportajında belirtmiş.

Hepsi için söylenebilecek ortak iki paydayı, kitapta sıklıkla geçen iki ifadeyle anlatmak mümkün: “Kederli gülümseyişler”, “hikâyenin karanlık tarafı”… Niko ile Anet’in hikâyesinde geçiyordu:

“Bazı kederlerin içinde gülümseme yok muydu?”

Bu romanda bütün hikâyeler gizli veya açık kederlerle yoğrulu…

yanlis-tercihler-mahallesi

Hikâyenin karanlık tarafına gelince… Sahiden sürprizli bir roman, Yanlış Tercihler Mahallesi. Önünüzde sade bir hikâye açılıyor sanıyorsunuz, sade ve bir parça hüzünlü… Derken… Beklemediğiniz bir kapı açılıyor, başka bir yön ve başka bir kapı, hiç beklemediğiniz bir son veya başlangıç… Asla ilk anlatanın yaşadığını sandığı veya algıladığı gibi çıkmıyor olayın özü, hatta anlattığı kişinin eklediği yeni ayrıntılardaki gibi de… İllâ daha üst katmanda her bir şeyi gören başka bir anlatıcının “sürpriiiz!” demesi gerekiyor!

mahalle demişken…

“Bir mâniniz yoksa annemler size gelecek” havasını ve yaşınız müsaitse –ki benim de o cümleyi kurmuşluğum vardır- özlemini duyabileceğiniz, yitip gitmiş yahut buna ramak kalmış tatları hüzünle yâd etmeniz kaçınılmaz. Çocuk Kalbi kitabıyla bile karşılaşıyorsunuz -zamanında ne çok sevmişliğim vardır-. Romandaki Muammer Amca’nın kırtasiye dükkanı da bana çok tanıdıktı. Kırtasiyecisi, tuhafiyecisi, terzihânesi, yemek kültürü vb. ayrıntılar ince ince anlatılmış. Geriye dönüp sosyolojik malzeme arayacaklar için zengin kaynaklardan biri olabilir hem bu hem diğer Mario Levi romanları. Aynı çerçevede bakılırsa, etnik kimliğe dair yazarın diğer romanlarına özgü bir ortak dokunuş bu romanda da var: Adı verilmese de Doğu’nun Limanları ile Amin Maalouf’a selam çakılan satırlar:

“… Mösyö Aldo defalarca, ‘Biz tam nereye aitiz, bilmiyorum.” demişti. Biz doğulular, doğunun limanlarında doğanlar, çok eski bir göçün getirdikleri, nereye aittik sahiden? Soru aklını hep kurcalayan sorulardandı.” (…) İstanbul’u İtalyanca yaşamak… Bunu da sevmişti. Tek sevmediği farklı görülmek ve farklılığı hissetmek zorunda kalmaktı galiba. Doğuda kalmayı ve yaşamayı seçmeyi uzakta kalmak gibi gördüğünden mi? Uzakta kalmak… Güneşin doğduğu yerdeydi oysa. Aidiyetinden kurtulamadığı topluma, yakıştırılan isme ve çağrıştırdıklarına böyle de bakabilirdi oysa.”

Hep Cumhuriyet okuyan Vahit Amca’nın hikâyesi anlatılırken hatırlanan bir roman: Bir gün Tek Başına (Vedat Türkali). Vahit Amca, bir dönemin kitap, gazete okuyan ve ülkesi için derdi olan insanlarındandır. Anlatıcı, bu yaşlı adamla birlikte, yavaş yavaş bir dönemin sona ermekte olduğunu fark edişin sızısını da hissettirir:

Bir devrin bittiğini yeniden hissediyordum. Bir devir bitiyor, hayatlar elimizden kayıyor, başka hayatlarla belki de farkına varmadan başka bir devir inşa ediyorduk. O sonsuzluk âlemine göçenlerin beraberlerinde götürdüklerinin hatırlattıklarıyla… Hatıralar kalıyordu çünkü. Bazen de dönüyordu. Bir yerlerde bıraktıklarımız yaşayacaktı. Tarihlerimizde, duygu iklimlerimizde, yalnızlıklarımızda, sürgünlerimizde iz bırakanlar yaşayacaktı.”

Nedret’in başlı başına sürprizli hikâyesinde geçen iki cümlede iki şairi hatırladım yahut o akşamki ayın ışığını “hüznün ışığı” olarak tanımlatan evrensel izleklerden birini diyelim: Gidilmedik, görülmedik yer bırakmamaktan söz açılmışken yine de “Aslında başka bir yer yoktu zaten.” cümlesinde Kavafis ve hatta  Hiçbiryer’e Dönüş (Oya Baydar) ; öncesinde, “Karanlığın derinliği ve o karanlıkta hayat bulan titrek ışıklar bir daha dokunuşlarını getiriyordu. ‘Dalgaların sesi’ demiştim o an içimden. Dalgaların sesi… Biz ne çok bitmemiş ve içimizde devam eden hikayede kalmıştık.” cümlelerinde Olvido’suyla Dranas…

“hikâye”nin hikâyesi… beyaz paltolu adam ve diğerleri…

Çağrışımı bol bir okuma süreci oldu kendi açımdan. Daha ilk paragragrafta “acaba” demiştim ki anlatıcı hiç bekletmeden ikinci sayfada söyleyiverdi:

“Beyaz palto üstünde çok eğreti duruyordu. Hatta sanki bir kadın mantosu gibiydi. Bir hikâyeden sessizce çıkıp mı yanıma gelmişti yoksa?”

Mahallenin kederleri de hüzünleri de sevinçleri de kendilerinde başlayıp en fazla bir şekilde bağlı oldukları insanlara kadar uzanan, sıradan gözükseler de lakaplarıyla bile farklılaşan insan portrelerinin hikâyeleri, bir parça Akaki Akakiyeviç (Gogol, “Palto”) kıvamında akar gider.

Sadece kişiler değil, anlatıcıların anlatım dili de Akakiyeviç’in hikâyesinin anlatıcıyla benzeşir üstelik. Gogol’ün “Palto” hikâyesindeki anlatım dili ve kurgu, bu romanda da mevcut. Benim daha önceki Mario Levi romanlarından alışkın olduğum ve sevdiğim bir tarz. Misâl:

“Tuhaf bir karşılaşma bu, değil mi? Tuhaf bir konuşma. Hatta tuhaf bir ruh hali… Haklısınız, tuhaf. Üstelik az sonra anlatılacaklar da çok tuhaf, göreceksiniz.(…) Anlayacağınız, kendinizi birazdan, ben hoşça vakit geçirmek ve hayatımı güzelleştirmek için okuyorum diyenlerin hiç hazzetmeyecekleri bir kitabın içinde bulacaksınız.”

Ama Mario Levi, yalnız “Gogol’un paltosundan çıkmış”lardan değil, halk hikâyesi geleneğinden de beslenmiş görünür. Yukarıda sıraladığım bölüm başlıklarının “x ile y’nin hikâyesi” kalıbı ve anlatıcının neredeyse birinden diğerine açılan hikâyeler anlatması,  Râviyân-ı ahbar ve nâkilân- ı asar ve muhaddisânı rüzigar şöyle rivayet ederler ki” diline de uzak olmadığını gösterir.

Okurken, kurgusuyla biraz Binbir Gece Masalları, cinselliğe açılan satırlarıyla biraz Dekameron zihnimden geçti. Birbirleriyle doğrudan ya da dolaylı bağları olan mahalle sâkinlerinin hepsinin ortak tek tanıdığı ve tanığı yıllar sonra mahalleye gelen anlatıcıdır. Dolayısıyla, her birinin hikâyesini adı geçen eserlerde olduğu gibi, hem bağımsız, hem roman bütünlüğü içinde okumanız neredeyse mümkün… Her hikâyenin sonlarına doğru atılan ve bir sonraki hikâyenin kahramanlarını haber veren minik düğümler, hem kurgu açısından bağı sağlıyor hem de kişiler arasındaki ilişkiler ağını gösteriyor.

Yanlış Tercihler Mahallesi

romanın kurgusu, anlatıcılarıyla biçimleniyor. Üç katmanlı bir yapı var:

  • Birinci anlatıcı: Anlattıkları koyu yazılı ve görece büyük puntolu anlatıcı, yukarıdaki gibi, “siz” hitabıyla konuşuyor; her şeyi en ince ayrıntısına kadar biliyor ve ifşa etmekten sakınmıyor. Romanın sonunda, bazı “reality show”lardaki gibi, olay sonrasında kimlerin ne yaşadığına ilişkin özet döküm veren de kendisi… (okul jargonunda “ilâhî anlatıcı”!)
  • İkinci anlatıcı: Onu bize, ona dair de her şeyi bilen birinci anlatıcı tanıtıyor.  Artık çok yaşlı, bir şeylerin sonuna gelmiş, çocukluğunun ve gençliğinin geçtiği mahalleye dair hatıralarını anlatan bu kişi, “sen” dilini kullanıyor. Anlatımları, küçük puntolu ve italik haliyle, her bir şeyi bilen anlatıcıdan ayrılıyor.(okul jargonunda “gözlemci anlatıcı”!)
  • İkinci anlatıcı ve ona bir tür mahallesinin sırlarını bildikleri kadarıyla, hikâyelerin görünen yüzleriyle aktaran, bazıları daha çok bilen insanların tanıklıkları da diğer bir anlatıcı grubunu pekâla oluşturabilir. Çünkü, tanıklıkları sayfalar dolusu tek kişilik ama okuru sıkmayan anlatımlar halinde akabiliyor.

Bu yapı, kitaptaki her bölümde tekrarlanıyor.

“Hikâye etme” faslı üstüne anlatıcıların söyledikleri de ayrıca dikkate değer ama bir başka yazıya…

derkenar:

Elif Şafak’ın Aşk romanındaki kurmaca 40 söz gibi, bu romanda da her bölümün başında geçen özdeyişlerin(!)  internette dolaşmasını bekliyorum!:)

*** Mario Levi, Yanlış Tercihler Mahallesi, Everest, Eylül 2017

Bir Cevap Yazın