Yaratıcı Yazarlık Atölyesi

“okumaya
Bir “yaratıcı yazarlık atölyesi”…

Benim için kayda değer ilk bilgi, “Bu tür  bir çalışmaya kim neden katılır?” sorusunun yanıtı oldu. Lojistikle ilgilenen de vardı, elektronik ve haberleşme mühendisi de, memur da, bilgisayar programcısı da, maliyeci de vs.

Katılım nedenleri, benim katılma nedenimden çok daha sıcak ve anlamlıydı belki de… Yazmayı alışkanlık haline getirmiş, kopamıyor… Yerel gazetelerde ve “internet sitesi/leri”nde yazıyor, kendini daha da geliştirmek istiyor… Aslında sinemayla daha ilgili ama yazmayı da seviyor vs. Benim ne işim var peki? Yazma süreçlerinde öğrencilerimiz için böyle bir atölye çalışmasından aktarılabilecek “yaratıcı” ufukların neler olabileceğini görmek…  (Aynı nedenle, okuldan iki arkadaşım da orada…)

Atölye, Maden Mühendisleri Odası’nın talebiyle Edebiyatçılar Derneği’nin desteğiyle düzenlenmiş. Zaman aralığı, 2 Ekim-8 Aralık. Bugün, “tanışma toplantısı” olarak düşünülmüş. Oda başkanının Şili’deki maden kazasını örnekleyerek sanatla hayatın bağını kurduğu kısacık konuşması da anlamlıydı. Bunu bir edebiyatçı yerine bir mühendisin söylemesi değerliydi çünkü:

Gerçek yaşam devam ederken yansımaları da farklı şekillerde verilmeye çalışılıyor. Şili’deki kazanın filmi yapılacak. Böyle de olması gerekir.”

mealinde bir açıştı. Hayat, sanatın kurgusunda anlamlandırılıyor ve daha etkileyici, daha içe işleyen bir noktada kalıcılaşıyor ne de olsa…

***

Bugünün “öğretmen”i DTCF Tiyatro Bölümü’nden Süreyya Karacabey’di. Başladığımdan bugüne en keyifle dinlediğim dersti diyebilirim rahatlıkla..

Konu: Dramatik metinlerin yapısı…

Dersin odağındaki soru: Bir metinde “dramatik yasalar nasıl işler?”

Örnekler: Oidipus (Sophokles), Nora (İbsen), Haydutlar (Schiller), Ayı (Çehov),  Bir Kış Masalı (1997-sinema, yönetmen:Alan Rickman)…

Her örnekte, ben, doğrudan Antakya’da yahut Mersin’de, fakültede kendi tiyatro derslerimde…

Hemen hiç söz almadım, keyifle dinledim Süreyya Hanım’ı; ama içimde bir ses hep ona eşlik edip durdu. Çalıştığı bölümden mezun kardeşimin bahsi geçti bir ara:

Bana, ‘Ablama benziyorsunuz.’ diyordu.”

dedi. Hangi anlamda söylediğini tam kestiremedim. Sadece konuları anlatma ve dramatize etme biçimimizin aynı olduğunu gördüm ve söyledim.

Notlarım bana kalsın. Sevdiğim bir cümlesini buraya ekleyeyim:

“Sanat, insanî olanla yumuşatılmış hayatlar sunar bize.”

Bir Cevap Yazın