Yürek Söken (Boris Vian)

“Bu kadar saçma bir kitap okumadım.”
dedi ve dakikalarca romandaki anne profilini anlattı. Merak edip okudum. Boris Vian yazmış: Yürek Söken. 1953’te yayınlanmış.

Mecazî anlam yüklü bazı kavramların somutlaştırıldığı bir “saçma”lıklar kitabı aslında… Hayatımızın acıtan gülünçlüklerinin birazcık düşündüğümüzde beynimizi acıtacak biçimde gözümüze sokulması…

Yürek Söken

annelerden bir anne!

Mesela, anneler çocuklarını o kadar çok sever, o kadar çok sever ki adeta onları sevgileriyle boğar; çok sevdiği için o kadar korumacı olurlar ki onları adeta bir demir kafes içine aldıklarını ve gönüllerince büyümelerine izinvermediklerini anlamazlar. Her şey olağanüstü sevgilerinin bir kanıtıdır! Romandaki anne Clementine de böyle bir annedir; üçüzlerini her tür tehlikeden korumak için akla gelmeyecek önlemler almıştır: Çocuklarını suyun tehlikelerinden korumak için yalayarak temizlemesi; ağaca çıkmalarını engellemek için bahçedeki tüm ağaçları kestirmesi; evde bir yaşam alanı olarak içinde temel eşyaların bulunduğu üç demir kafes yaptırıp henüz altı yaşındaki çocuklarını orada yaşamaya mahkum kılması gibi…

Mesela, çocuklar, çocukken her tür hayali gerçekmişcesine yaşar, keşfetmeyi sever. Romandaki üçüzler, hayallerini gerçek olarak yaşarlar, mavi salyangoz yiyerek kuş gibi uçmayı öğrenirler. Daha çok şey öğrenecek ve kendi kanatlarıyla uçacaklardır; ama:

“Yalnızca bir anne anlayabilir beni.” dedi Clémentine.
“Ama kuşlar kafeste ölür.” dedi Jacquemort.
“Pekala yaşarlar.” dedi Clémentine. “Üstelik, onlara gereğince bakılabilen tek yerdir kafes.”

Mesela, insanlar yaptıkları birçok şeyin vicdanlarında oluşturduğu rahatsızlıkları duymamak için bir şekilde eylemlerinin etkilerinden sıyrılmak isterler; yahut farklı eylemlerle vicdanlarını rahatlatırlar. Romanda köyün ortasından akan kırmızılaşmış derede bir adam köylülerin dereye attıklarını dişleriyle toplamakta ve karşılığında altın almaktadır. Dereye atılanlar, “utanç” duygusuyla yüzleşemeyen köylülerin utançlarından kurtulmalarına aracılık eden nesnelerdir. Yaşlı adam o nesneleri toplar; ama kazandığı altınlarla köyde alış veriş etme hakkına sahip değildir. Ne de olsa utançlarını aklayan altınlardır onlar!

Mesela, “psikanaliz yapmak” üzere köye gelen, kimseyi “psikanalizini yapma”ya ikna edemediği köyde garip bir hayat süren adam, Jacquemort!… Ne kendi hayatına hükmedebilir; ne Clémentine’e söz geçirebilir. Köyde tüm yaptığı, hayatın akışına seyirci kalmaktır. Sonunda da deredeki utanç nesnelerini toplayan adam öldüğünde onun yerine geçecektir ki bu, “psikanaliz”le ilişkilendirildiğinde ironik bir ayrıntı olarak dikkat çeker…

Yürek Söken’in konusu:

Bir psikolog, yoldan geçerken duyduğu sese kulak verir ve bir evde bir doğumun gerçekleşmesine yardımcı olur. Doğumu yapan kadın, üçüzlerin zor doğumuyla duygusal bir değişim yaşamaya başlar; kocasından nefret eder, yanına yaklaştırmaz ve sonunda kocasının evden, hatta köyden gitmesine neden olur. Aynı zorluk, kadını çocuklarına aşırı bağlamıştır. Psikolog, işini yapma fırsatı bulamaz; ironik bir biçimde, herkes “psikanaliz yapma”yı “cinsel ilişki”yle ilişkilendirdiği için ya reddeder ya da bir ikisi onunla ilişki kurar! Daha doğrusu, onlar “ilişki teklifi” gibi anlar da psikolog da geri çevirmez.

Velhasıl, hınzır bir kitap!

Çeviriyi yapan Cemal Bâli Akal’ın verdiği bilgilerde Vian’ın özellikle dili eleştirel kullanma ve sözcükleri bozarak yeniden üretme başarısı örneklenmiş.

*** Boris Vian, Yürek Söken, İthaki Yay., 2002 (çeviri: Cemal Bâli Akal)

Bir Cevap Yazın