“Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülâkat”

“Bütün Fransız mecmua ve gazeteleri, Çanakkale’de döğüşmüş zabitlerin, kumandanların, oraya uğramış muharrirlerin ve gazetecilerin hatıralarını, makalelerini yazdılar. Halbuki şimdiye kadar biz henüz bir şey yapamadık.”(Ruşen Eşref)

rusenesref-ataturk

Ruşen Eşref ve Mustafa Kemal Atatürk

Türk Edebiyatı’nı röportaj türüyle tanıştıran Ruşen Eşref Ünaydın, Türk kamuoyunu da Mustafa Kemal’le tanıştırmıştır. Çanakkale Savaşı dolayısıyla Mustafa Kemal’le görüşmüştür. Bu da bir ilktir; çünkü Mustafa Kemal’le yapılmış ilk röportajdır. Çanakkale’de sürdürülen mücadelenin basında hak ettiği ilgiyi görmediğini düşünen yazar, bu röportajla kamuoyunda bir bilinç oluşturmayı hedeflemiştir.

“Yazar ilk olarak bu savaşların her gününe büyük ve etkili bir faaliyetle katılan, askerî dehası ile savaşın kaderi üzerinde doğrudan rol oynayan Mustafa Kemal Paşa’yı ziyaret eder. Ruşen Eşref’in Mustafa Kemal Paşa ile mülâkatı, her biri on iki saatten az olmamak kaydı ile üç ayrı günde devam eder. Bu süre içinde genç Paşa, Ruşen Eşref’e Çanakkale savaşlarının, kendisinin bizzat kumanda ettiği ve şahidi olduğu safhalarını bütün ayrıntıları ile anlatır.”(Necat Birinci)*

Ruşen Eşref’in mülakatı, 1918’de Yeni Mecmua’nın “Çanakkale Nüsha-i Fevkalade”sinde yer aldı. 1930 yılında da Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal İle Mülâkat adıyla basıldı.

Mülâkatın başından bir bölüm:

” ‘Buyurun bir sigara… Bir şey yaparız.’

 

Büyük kutuda bulunan Bafra maden sigaralarından bir tanesini aldım. Paşa küçük bir masanın üstünde duran çıngırağı bir iki defa çevirdi. Derhal kapının önünde şık bir nefer, mahmuzlarını birbirine vurarak kumandanın emrine muntazır olduğunu vaziyetiyle anlattı.

 

– Çocuğum bize iki kahve, sobanın da ateşine bakın.

 

Biraz sonra bize hitaben:

 

– Bu defterleri kurcalayacak olursak içinden çıkamayız. İsterseniz sizinle bir hulâsa yaparız, bu ancak böyle olur!

 

Hakikatte defterler o kadar çoktu ki onların arasında insan kendini Çanakkale harf tarihini yazmak için bir evrak mahzenine dalmış sanabilirdi.

 

Dedim:

 

– Paşa Hazretleri! Şüphesiz ki Çanakkale harbi bu memleketin çocuklarındaki fedakârlığı, vatan toprağını yabancıya vermemek için bir saadete koşar gibi ölüme atıldığını göstermek itibarıyla tarihimizde unutulmaz bir kahramanlık merhalesi vücuda getirmiştir. Bu hamaset günleri artık silinmemek üzre cihan tarihinde lehimize iki üç sahife daha ilâve etti. Sir Hamilton bile, Türkçeye tercüme edilmiş raporunda okudum, bizi cesaretimizdeki, bizim fedakârlığımızdaki ulviyeti kendi aleyhlerine kaydediyor. (…) Yeni Mecmua’nın son kıymettar teşebbüsü bana o gazâ yerlerini görmüş olanlarla konuşmak fırsatını verdi. Bu hususta tabiî zatı âlilerini ihmal edemezdim. O muharebelerin her gününe büyük bir faaliyetle iştirak ettiniz. Vaziyeti tamamıyla biliyorsunuz… Kim bilir ne kadar çok hatıranız vardır. İşte müsaade buyurursanız eğer, bugün zâti âlinizden onları dinlemek için geldim.

 

Paşa bu sözleri ciddî bir tebessümle telâkki ediyordu.

 

Cumba tavanlarına ve pencere kenarlarına varıncaya kadar kanepeleri, koltukları bile halılar, seççadeler ve kilimler altında koyulaşmış, bu çok gölgeli geniş odada Mustafa Kemal Paşa’nın siması Rambrandvarî bir tablo mevzuunu andırıyordu. Genç bir simada bu kadar engin bir mâna gördüğümü hatırlamıyorum: Işıklarla gölgelerin dalgaları arasında sebat, tevekkül, tevazu, vekar, mülâyemet, huşunet, saffet, zekâ… Bütün bu zıt şeylerin toplandığı sarışın ve gayet sevimli bir yüz…

 

Çekmekte olduğu doksan dokuzlu necef tesbihi masasının üzerine bırakarak:

 

– O halde derhal başlarız, dedi.”

Mustafa Kemal, Ruşen Eşref’in soruları doğrultusunda Çanakkale cephesinde yaşananları ayrıntılarıyla anlatmıştır. Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülakat’ın son bölümünden:

Anafartalar kumandanı Mustafa Kemal Beyin Çanakkale’de başardığı olağan üstü işleri Akaretler’deki evinde, pek sade ve gösterişsiz anlatışında, belki de eseri örtbas olsun diye sessizlik yaygısı altında geçiştirilmeğe çalışılmış bir adamın, kendini milletine kendi diliyle ilk duyurmak durumuna girmiş görünebilmeyi dahi nakleder hâli vardı. O, davasını güdüyordu, benliğini ortaya koyuyordu, söylediklerinin kuru lâf sanılmaması için de eserini günü gününe, saati saatine, adamı adamına, olayları ile belgeleriyle aydınlatıyor, gelecek zamanlara, milletine bir anıt bırakıyordu… Üslûbu ağırca ve ifadesi ağdalıca görülebilirmiş,bundan ona ne idi? O, bir edebî eser yazmıyordu, bundan çok daha büyük bir şey yapıyordu, bir hâl teşrih ediyordu. Bir sanat talâkati değil, bir varlık belagatı gösteriyordu. Hem öyle bir muzaf­fer varlık haber veriyordu ki savaş meydanında yendiği rakibini orada kendi hâline bırakmakla yetinmez… Mademki rakip ken­dini yazı alanmda savunmağa kalkmıştır, bu da onu siper dövü­şünde yendiği gibi bir de söz ve mantık meydanında sırt üstü geti­recektir…

Anafartalar destanı merhaleden merhaleye geçip ilerledikçe Mustafa Kemal’in büyüklüğünü ve eşsizliğini işte böyle meydana çıkarıyordu.

 

Hazini bu idi ki kahraman, yendiği ve kaçacağını önceden se­zip kaçırılmaması için gereken tedbirlerin alınması dolayında yüksek makamlarımıza nefes tükettiyse de meram anlatamadığı günlerden birinde, 27 kasımda rahatsızlanmıştı. Yerini, Birnici Cihan Savaşı’nda iki defa daha kumandanlıkta kendine halef olacak; beş altı yıl sonra da onun başkumandan olacağı ordunun zafer plânını Genelkurmay Başkanı yetkisi ile hazırlayacak Fevzi Paşaya (rahmetli Mareşal Fevzi Çakmak) bırakmıştı. Düşmanın Çanakkale’den kaçtığını kendi gözleriyle görmeden ayrılmıştı.

 

Mustafa Kemal Paşa, Anafartalar’daki hizmeti üzerine dahi kendini mirlivalığa terfi ettirmemiş olmalarını, mülakat günle­rinden sonralardaki hususî konuşmalarında arasıra bir nevi sitem ve ibretle söylerdi. Ancak Muş’u, Bitlis’i geri aldıktan sonra mir­liva olmuştu. Fakat paşa, Çanakkale kazancından sonra Hdirnelilerin kendisini bir fatih gibi karşılamış olmalarını, o cephe gerisi şehri halkının kendisine olanca coşkunluğu ile kadir­bilir, hizmetinin değerini vicdan şevkiyle mükâfatlandırır bir kutlayıcı kucak açmış olmasını daima duygulanarak ve Edirnelilere içten sevgi besleyerek anardı.

“Bu kadar zaman bana şu hulâsaları vermek için yorulan kıymettar zata teşekkürler ettim. Ve askerlik hayatına İstanbul’dan Yafa’ya sürülmekle başlayan, Hareket Ordusu gibi, Trablusgarp ve Balkan muharebeleri gibi memleketin en tehlikeli zamanlarında can verircesine vazife başına atılan bu kahramanın elini sıktım. İçimde ona karşı derin bir hürmet, bir İstanbul çocuğu ruhu ile derin bir şükran olduğu halde yanından ayrıldım.”

(Mülakat metni için, Kültür Bakanlığı’nın “Mustafa Kemal ile Mülâkat (Ruşen Eşref – 1930)” sayfasına bakılabilir.)

***Necat Birinci, “Ruşen Eşref’in Mülâkatlarına Göre Mustafa Kemal Paşa, Türk Dili, Nr.395-396, Kasım-Aralık 1984