Anna Karenina (Ankara Devlet Tiyatrosu)

Bu akşam Ankara Devlet Tiyatrosu Cüneyt Gökçer Sahnesi’nde Anna Karenina’yı izledik.Tolstoy’un hatta dünya edebiyatının kült eserlerinden biri olan Anna Karenina çevirisi Cevat Çapan’a, oyunlaştırılması Helen Edmundson’a ait. Yönetmen, İpek Atagün Gezener. (Oyun ekibi bilgisi şurada ) Devlet Tiyatroları sayfasında çok genel ve izlemeye gelecek seyircinin ne ile karşılaşacağına dair bir fikir verecek şekilde kısacık bir not  düşülmüş:

“19. yüzyıl Rusya’sında aristokrasi varlığını sürdürmekte, toplum yazısız kurallarını birer anayasa gibi bireylerin ceplerine sokmaktadır. Hayatın tesadüfle var olan gerçekliği ise toplumsal kurallarla onulmaz bir savaş içindedir.
Anna Karenina, Kont Vronski’yi ilk kez bir tren garında görür. Kont Vronski de Anna’yı… Toplumun kurallarının sorgulanacağı, zaman zaman da toplumun kurallarının bireyi sorgulayacağı o büyük hikâye bir tren garında böylece başlar…”

Anna Karenina

Anna Karenina ve eşi

İki buçuk saate yakın süren Anne Karenina oyununa dair birkaç not…

Oyuna gitmeden önce Ayşegül Yüksel’in yazısını okumuştum(“ ‘Anna Karenina’ İçin Yeni Sahne Metni”). Yüksel’in ifadesiyle, oyunun yapısal çerçevesi:

“(…)dramatik olanı, opera-baleşarkı- resitatif dilsel söylem-dans-mim öğelerinin buluşturulmasında arayan bir anlatıma yaslandırılmıştır.”

Acaba nasıl bir şey diye düşünürken, yine aynı yazıda geçen, deneysel çalışma, koreografi, dans tiyatrosuna yaklaşma, bazı tekrarların izlemeyi zorlaştırması gibi kavram ve değerlendirmeleri görünce, romanın içerdiği atmosferi hissedemeyeceğim bir oyun olacağına hükmetmiştim. Sahne açıldı ve evet, 19.yüz yıl Rus aristokrasisinin görkemini yansıtamaz görünen, arkaya doğru büyüyen ve derinleşen mekânda işlevsel birkaç  öge dışında hemen hiçbir eşyanın yer almadığı bir düzenlemede olaylar akmaya başladı. Ama ben yine de o görkemli salonların havasını da o salonlardan çok uzak yoksul Rus köylülerinin zorlu yaşantılarını da hissedebildim. Hem kişiler ve olaylar arasındaki boşluk yaratmayan geçişleri içeren koreografiyi hem de müzikleri çok sevdim. Kostümlerdeki ışıltı dolayısıyla dönemin ihtişamı da sahneye yansıdı aslında.

anna-karenina3Anna Karenina ve aşkı Vronski

Fazlasıyla ilgimi çeken sahneleme biçimiyle ben bu Anna Karenina yorumunu çok sevdim. Olayların hikâye edilmesinden çok yüklendiği ya da yansıttığı anlamlara ağırlık verilmiş; müzik, dans, koreografi hep bunu desteklemiş.

Zaten uzun uzun konuşmalar yok. Akışı yönlendiren olaylar, kişilerin duygularını yahut bakış açılarını açığa çıkaran yönleriyle sınırlı tutulmuş; o açığa çıkışlar da salt beden hareketleriyle yahut bedenle bütünleşen ögelerle -köylülerin elindeki orak, Doli’in duygusal acıyla kıvranırken hep etrafında dolandığı çekmecesiz mini komodin, aristokrasinin kadınlarının toplumsal yargılara ters düşen durumlara tepkilerini dışa vurma araçları gibi görünen yelpazeleri vb. – verilmiş.

Anna Karenina’nın kardeşinin eşini yoran ilişkileri ve davranışları ile toprak sahibi zengin Levin’in toprak reformuna doğru evrilen düşünceleri ve Kitty’e aşkının verilme biçimi, bu rollerdeki kişilerin performanslarıyla etkileyici idi. Vronski ile Kitty, romanın yansıttığı kadar güçlü gelmedi bana sahnede. Anna Karenina’nın eşi ile aşkı arasında yaptığı seçimler ve bu seçimlerle ödemeye hazır olduğu bedelleri üstlenme sahneleri de iyiydi.

Anna KareninaKitty ve Levin

Bu arada, bilindik olduğu düşüncesiyle konuya hiç değinmediğimi fark ettim. Yine de konusu niyetine daha önce Aşk-ı Memnu dolayısıyla düştüğüm blog notundan minik bir ayrıntıyı buraya da alayım: Aşk-ı Memnu’da Bihter, Madam Bovary’de Emma ve Anna Karenina’da Anna… Sevgilerinden önce kendilerine yenilen üç kadın.. Aşk, kendilerine ayna… Aşkla sınanmış ve kaybetmiş üç sadakat/sadakatsizlik öyküsü… Üç intihar… Onur, gurur ve sadakat gibi hazmedilmemişse, insanı rahatlıkla ezebilecek büyük kavramları tartışmaya açan üç roman. (Aşk-ı Memnu İçin Birkaç Not)

Hasılı, romanın tadı romana, sahnede izlediğim  yorumlanış biçimi de tiyatro sanatına…. Farklı bir yorumlama olarak sahiden ilgimi fazlasıyla çekti. Mehmet Akif oyunu da benzer yapıdaydı ama onda savaştan geçen bir dönemin ruhunu yansıtan kasvetin yoğunluğu yormuştu. Burada daha şiirsel bir ton hâkimdi.

Soru... Katkı...