Ayla Kutlu ile Söyleşi

Bugün okulumuzda yazar Ayla Kutlu’yu ağırladık. Son birkaç haftadır, “Hayat Bir Masaldır”(TRT Türk) programında Nazlı Eray’la söyleşmelerini izliyordum; bugün öğrencilerimize seslenişini izledim.

Okul çağrılarına olumlu yanıt verişini iki nedene bağlayarak açtı sözü. Bir tür, “kazan-kazan” ilkesi:

Ayla Kutlu

Söyleşi sonrasında…

  • Gençlere, yetmiş üç yaşın deneyimlerinden hiç değilse birkaçını sunabilmek.
  • Gençlerden kendisine akan gençlik ve yaratıcılıkla beslenmek.

konuşmadan kaydettiğim kısacık notlarım:

“Dünyadaki en sevimsiz iş öğrenciliktir. Okulla, öğretmenlerinizle, kendinizle, arkadaşlarınızla ve hayatla dalga geçmeyi başaramazsanız hiç geçmez.”

(“Eyvah!” dedim içimden. İnşallah satır arası doğru okunmuştur!)

“Yazmaktan hiç hoşlanmıyorum.”

(Şaşırtıcı bir cümle ama baştan bizi hazırlamıştı. Kastettiği, planlama ve yazma sürecinin başından büyük keyif aldığı, metni yarıladığında sıkılmaya başladığı ve artık bitirmek üzere belki bazen çalakalem yazarak bitirdiği… Sonra tekrar tekrar metne dönerek içine sininceye dek  işlemeye ve düzeltmelere devam ediyormuş. Bir Göçmen Kuştu O ve Emir Bey’in Kızları’nın yazılması tam on altı yıl sürmüş. Bu noktada “emeğine hiç acımadığı”nı söyledi.)

İyi yetişen bir insanın en belirgin özelliği taşmasıdır. Herkeste taşacak bir hazine mutlaka vardır. Bende ‘otuz beş’te taştı.”

(Bizim arkadaşlar yaşlarının uygunluğuna bakarak hâlâ bir şansları olduğuna hükmetmişler. :) Ben? İçimdeki tek hazine “blog yazarlığı”dır belki! “Zâlim beni söyletme/ Derûnumda neler var!” diyesiyim bir yandan da… Buradaki “zâlim” hayat olsun bari.)

“Yazarlar bazen yalan, bazen de geleceği söyler. Ben geleceği söyleyen yazarlardanım.”

(Bence bütün has yazarlar, hem yalan söyler hem de geleceği.E, kurmacanın doğası bu… Kuracaksın ama güzel kuracaksın.)

Birkaç soruda ortaya çıkan yazar profili, kadın duyarlığını öne çıkaran yazar kimliğine ilişkindi. Kadınları bu kadar çok yazmasını, onları eserlere yansıyan birer figür, tahrik ettirici birer öge gibi algılatan yazıların dışına çıkarıp yaratıcı güçlerine de dikkat çekme amacına bağladı. Kitap kapaklarının altısında Frida Kahlo tablolarına yer vermesini bilinçli bir seçim olarak değerlendirdi ve bunu, “kadını anlatan insanlar arasında bir duygu birliği oluşturmak” biçiminde açıkladı.

“Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın olduğu doğrudur. Her başarılı kadının arkasında ise asla erkek yoktur.”

Ayla Kutlu, bu yanıtı, “Evlilik yazarlığı öldürür mü?” mealindeki bir soruya verdi.

İnce esprileri olan, anladığım kadarıyla mizahı seven ve kişinin başkalarıyla dalga geçebilmesinin yolunun, önce kendisiyle dalga geçebilmesinden geçtiğini belirten yazara, öğrenci sıralarından bir kompliman geldi . Yanıt gülümsetti:

“Yetmiş üç yaşında olduğunuzu söylediniz. Yaşınıza göre çok genç görünüyorsunuz?”

“Yakına gel bak!”

Konuşmanın bir yerinde, yazarlığın olmazsa olmaz iki değerini belirtti ki bence her alanda ve anlamda ahlak sahibi her insanın olmazsa olmazı da sayılmalıdır: Adalet duygusu ve yaptığı işe saygı duymak.

Son bir not ve güzel bir not: Öyle bir eser üretilmeli ki sonra o eserin hesabını, savunmasını yapmak zorunda kalınmamalı… Eser, yazardan bağımsız olarak kendini anlatabilecek bir nitelik taşımalı…

(Teşekkürler Mine Hoca’m, bu buluşmayı sağladığınız için…)