Hikâye Anlatıcısı İnsana Dair Ne Anlatır?

Tekinsiz (Chuck Palahniuk)’i farklı metin gelenekleriyle birlikte okumak ve değerlendirmek de mümkün, özellikle de birbirini daha önce hiç tanımayan bir grup yazarın aldıkları davet üzerine birer hikâye anlatıcısı olarak kampta yaşadıkları ve yazdıkları dikkate alındığında … Palahniuk, roman içinde göndermeleri yapmış üstelik: Dracula, Frankenstein, Adem ile Havva.

hikâye anlatıcısı nereden beslenir?

Tekinsiz’deki yazı kampı, benim aklıma ilk, Boccacio’nun Dekameron’unu getirdi ve bir başka fikri: Bu, insanların bir araya gelip birbirlerine hikâye anlattıkları kapalı ortamlar, aslında cennetten kovulmuş insanların içinde canhıraş çırpındıkları, bir an önce kurtulmak istedikleri, bir şekilde içine düştükleri bir  “dünya” metaforu mudur?

Birilerinin zorunlu olarak bir yerlerde kapalı kalıp, zorunlu geçirilecek zamanı bir parça katlanır kılmak için birbirlerine hikayeler anlatmalarına dayalı metinlerin belki de en ünlüsü 14. yyılda yazılmış Decameron. Yunanca “on gün” anlamına gelen kitapla ilgili olarak aşağıya eklediğim satırlar, İsmail Habib Sevük’ün okumaktan gerçekten keyif aldığım ve aslında Batı Edebiyatı’na dair bilgilerimin çoğunu edindiğim Avrupa Edebiyatı ve Biz kitabından:

“1348’de Floransa’ya müstevli olan vebadan kaçıp korunmak için üç asilzade erkek ile yedi genç kadın, yâni on kişi, bir tepedeki bir villâya giderler. Orada on gün kapanacaklar. Bunların en yaşlısı 28, en genci 18 yaşındadır. Üç erkeğin en genci de 25 yaşında. İşte bu ‘on şahsın herbiri günde bir hikâye söylüyor. On günde yüz hikâye.

Müellif bize bu on şahsın hep kibar, terbiyeli, münevver kimseler olduğunu temin eder. Ona rağmen bunların anlattıkları hikâyeler hep açık saçıktır. O kadar ki, bu yüz hikâyeden çocuklara ve kızlara okunabilecek kadar nezih olanları ancak beş, altı taneyi buluyor: ‘Islah-i nefs eden hasis’, ‘Grenada Kralının nişanlısı’, ‘Tedbirli köle’, ‘Floransa fırıncısı’ ve saire gibi.”

hikâye anlatıcısı

18.yyılın şairlerinden Mary Shelley adı, gerçekte olduğu gibi Tekinsiz’de de Byron’la birlikte anılıyor ve Frankenstein adlı eserinden bahsediliyor kitapta. (Meraklısına Frankenstein’la ilgili şurada güzel bir bilgi notu var.)

Tekinsiz’in hikâye anlatıcısı kişilerinin korku ögesi olarak Dracula ile yan yana sözünü geçirdikleri Frankenstein, aslında romanın sonucunu veren ipuçlarından biri… Dr.Frankenstein’in ucube yaratığı ile, Bay Whittier’ın “yazarlar inzivası”nın bitiminde arta kalan ucube insancıklar arasında irade dışı yazgıya maruz kalma anlamında hiçbir fark yok… Her ikisinde de deneme sonuçları gayri insanîdir.

Adem ile Havva… Vazgeçilmez kült… Palahniuk, ne kadar yıkıcı, sarsıcı, anarşist görünürse görünsün, Tekinsiz’i, Havva’nın karnındaki bebeğe ve dolayısıyla, her şeye rağmen insanlığın sürekliliğine bağlamaktan da geri kalmamış. Bay Whittier’in deney kurbanlarına anlattığı son hikayenin kahramanları Adem ile Havva’dır. İnsanlığın geleceğinden umudu kesip topluca ölümü seçen/“göç eden” insanlara inat, hayat onların hikayesinde yeniden kurulacaktır. Bu son hikayeyle birlikte çok başka bir uçta Nazan Bekiroğlu’nun Lâ Sonsuzluk Hecesi de okunabilir. Ne de olsa, Tekinsiz’de sıkça geçen “bizim mitolojimiz” ifadesinin, tüm insanlığın ortak mitolojisi için kullanılabileceği evrensel bir değerin kayda değer bir yorumudur.