Bilgi Paylaşıldıkça-1: “Okuma Saati Projesi”

Paylaşma ile ilgili çok bilindik iki yargının doğruluğunu bugünlerde bir kez daha gördüm: Bilgi, paylaşılarak büyüyor; acı paylaşılarak azalıyor.

Eğitimde İyi Örnekler’in anahtar sözcüklerinden biri “paylaşmak”… Amaç, iyi örnekleri paylaşarak çoğaltmak ve eğitimin kalitesinde bu yolla anlamlı bir fark yaratmak…

İstanbul’dan bir minik öğrenci ve merkezden çoook uzaklarda bir öğretmenle gelen eğitimde iki “iyi örnek”:

Küçük öğrenci (Beyler Abdullayev) için notum şurada ve öğretmeninden gelen güzel yorum-bilgi de yazının altında… Beyler (adı ilk duyduğumda da farklı gelmişti.) benim notumu okuduğunda çocuk gözleriyle gülümsemişse, ötesi teferruattır. Değil mi ki öğretmenliğe dair her şey onlar içindir…

Blogda bu yılın “Eğitimde İyi Örnekler”iyle ilgili izlenimlerimi anlattığımın ertesinde, Adıyaman’dan bir mail aldım. “Eğitimde İyi Örnekler”in izinde bloga gelinmişti.  Fevzi Çakmak İlköğretim Okulu Müdür Yardımcısı Ahmet Korkmaz’ın da “iyi bir örnek”te imzası vardı ve 2006’da bu organizasyonda  sunmuştu. Ben kendi sunumumu gönderdim kendisine; o da hem sunumunu hem de projede işbirliği yaptıkları İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Bilgi ve Belge Yönetimi’nden Dr.Işıl İlknur Sert’in sunumunu gönderdi. Ayrıca bir gazete yazısı da çıktı “gelen kutusu”ndan…

Aşağıdaki notlar “Okuma Saati Projesi” ile ilgili olarak, Ahmet Bey’in izniyle ve tanımadığım bir meslektaşa teşekkürle düşülmüştür:

Önce, bu aralar sabahları okula gitmeden önce kulağıma çalınan sesiyle, CNN Türk ekranında Özge Uzun’la gazete haberlerini yorumlayan Ferhat Boratav’ın “Biraz da İyi Haberler” başlıklı, 9 Nisan 2006 tarihli yazısı:

“Farklı bir okul mümkün mü? Evet, mümkün. Hem de Adıyaman’da ve deprem tehlikesi nedeniyle kalıcı binası bile olmayan bir okulda. Sloganları da, ‘HAYAL KUR, İMKANSIZI BAŞAR.’

 

Adıyaman’dan gelen Fevzi Çakmak İlköğretim Okulu Müdür Yardımcısı Ahmet Korkmaz, kolumu tutmuş, heyecanla anlatıyor:

 

‘Okul binamız depreme dayanıklı bulunmadığı için 2002 yılında okulumuzu terk etmek zorunda kaldık. Başka bir okul binasına yerleştik geçici olarak, mecburen dönüşümlü olarak eğitime devam ediyoruz. Ama fiziksel eksikliklerimize, zorluklarımıza rağmen, biz bir ‘etkinlikler ve projeler okulu’yuz.’

 

2Ne yapıyorsunuz, yani proje olarak’ diye soruyorum, biraz da inanmayarak.

 

Ahmet Korkmaz, belli ki, benim gibi ‘inançsız’lara alışık, hiç sektirmeden anlatmaya başlıyor: “Okul gazetemiz var, bir web sitemiz var, konferanslar düzenliyoruz, ‘Oku Bırak’, ‘Günlük Tutma’ projelerimiz var, TEGV ile işbirliği yaptık, Ateş Böceği otobüslerini gönderdiler, 5 bin 500 öğrenciyi bilgisayarla tanıştırdık, şimdi ise ‘Serbest Okuma Saati’ projemizle buradayız.’

 

Ahmet beyin ‘buradayız’ dediği yer, Eğitimde İyi Örnekler 2006 konferansı. Eğitim Reformu Girişimi’nin düzenlediği konferansta onlarca ‘iyi örnek’ sunuluyor, şiddetle, yetersizliklerle, beceriksizliklerle, ideolojik tartışmalarla anılan eğitim dünyasına yepyeni ve taptaze bir perspektif açılıyor.

 

Adıyamanlı eğitimciyi dinlemeyi sürdürüyorum:

 

‘İnternette araştırdık, eğitim sistemi olarak Finlandiya’yı örnek almamız gerektiğini anladık’ diyor.

 

Siz de benim gibi, tam anlamakta zorlanıyorsanız, stop düğmesine basalım, bandı başa saralım, yeniden  dinleyelim. Adıyaman’da, deprem tehlikesi nedeniyle binası bile olmayan Fevzi Çakmak İlköğretim Okulu’nun Müdür Yardımcısı, araştırdıklarını, Fin eğitim sistemini örnek almaları gerektiğini anladıklarını söylüyor… Yalnızca araştırmakla kalmamışlar, Finlandiya Kültür Ataşesi’ni de Adıyaman’a davet etmişler bir konferans vermesi için.

 

‘Serbest Okuma Saati’ projesi, bu arayışlarının sonuçlarından sadece biri.

 

Ahmet Korkmaz’ın “İyi Örnekler” konferansı için hazırladığı sunuş, BM raporlarından Kahveciler Odası verilerine kadar bir dizi veriye dayanarak, Türkiye’de okuma alışkanlığının durumunu dünya örnekleriyle karşılaştırıyor (sonuç tahmin edebileceğiniz gibi hiç de parlak değil) ve sonra, proje çerçevesinde neler yapıldığını anlatıyor: Okulda herkesin (müdür, öğretmenler, öğrenciler, hizmetliler) aynı anda ve bir arada ama istedikleri kitabı okuyacakları bir saat belirlenmiş. Okuma alışkanlığını eve de taşımak için, öğrenci velileri akşamları çocuklarıyla birlikte yarım saat “okuma paylaşımı” yapmaya teşvik edilmiş. Her gün eve en az bir gazete almanın önemi vurgulanmış. TV izleme konusunda yapılan hatalar üzerinde durulmuş, kontrolsüz TV izleme yerine, program seçerek izleme konusunda veliler ve öğrenciler bilgilendirilmiş.

 

Sonucu, yine Ahmet Korkmaz anlatsın isterseniz:

 

‘Öğrenciler bir yıl sonunda ortalama 26 kitap okudular, evde ailece okuma paylaşımı % 60’ı buldu. Yaklaşık 96 aile gazete almaya başladı. TV izleme oranları düşmeye başladı.”’

 

İşin en güzeli, Adıyaman Fevzi Çakmak İlköğretim Okulu tek bir örnek değil. Eğitim Reform Girişimi Direktörü Prof. Dr. Üstün Ergüder, bu yıl yaklaşık 600 başvuru aldıklarını, bunlardan 120’sini konferansta sunulmak üzere seçtiklerini söylüyor. Prof. Dr. Ergüder’i asıl sevindiren ise, üç yılda 200’den bu noktaya gelen sayı değil, ‘ellerindeki kısıtlı koşullara karşın, devlet okullarındaki öğretmenlerin proje üretmekten geri durmaması ve başvurular içinde devlet okulları, üniversiteler ve sivil toplum örgütlerinin payının artıyor olması.’

 

Eğitim Reform Girişimi’nin yayınlarının kapaklarında kullandığı bir desen var. Çeşitli renklerde çizgilerin oluşturduğu karmaşık bir yumak deseni… Eğitim sistemimizin içinde bulunduğu durumun tam bir simgesi bu desen. ERG, yaklaşık üç yıldır bu karmaşık yumağı çözmeye katkıda bulunmaya çalışıyor. Hem ERG’nin çalışmalarını izleyen, hem de yıllardır haberler, tartışmalar düzeyinde eğitim sisteminin sorunlarıyla uğraşan biri olarak, ben de, bu yumağın hangi ucunu tutarsak düğümü en kolay çözebileceğimizi düşünüyorum.

 

Sonuçta, kendimce, düğümü çözmek için yapılması gereken en önemli işin “eğiticilerin eğitilmesi” olduğu sonucuna vardım…
Çünkü, eğitim sistemimizi baştan aşağı değiştirsek de, eğitime daha fazla kaynak ayırsak da, bu sistemi hayata geçirecek, yeni kaynakları doğru kullanacak olanlar yine eğitimciler.

 

Bu görüşümü, konferansta düzenlenen bir tartışmada da katılımcılarla paylaştım. Sevindiricidir ki, en büyük destek HAK-İŞ Genel Başkanı Salim Uslu’dan geldi. Uslu, eğitimci sendikalarının, üyelerinin özlük haklarını kollamaktan daha geniş bir perspektifle hareket etmeleri ve “yaratıcı çözümler, yeni yaklaşımlar” geliştirmelerini söylüyor.

 

Eğer siz de böyle düşünüyorsanız, o zaman Adıyaman’daki Ahmet Korkmaz’ı ve diğer 119 ‘iyi örnek’i dikkatle izleyin.

 

Çözümün ipuçlarını orada göreceksiniz.” 

Bilgi Paylaşıldıkça:2 “Okuma Saati Projesi”