Bir Bilim Adamının Romanı-3: Dil ve Matematik

Oğuz Atay’ın kaleminden çıkan hâliyle, Prof.Dr.Mustafa İnan’ın hayatı, sadece bir bilim adamının romanı değil aynı zamanda bir bilim adamının dil ve matematik ekseninde, hem bu kavramlara hem de hayata bakışının ilgiyle takip edilesi bir örneğidir.

ÖncesiBir Bilim Adamı’nın Romanı (Oğuz Atay)-2

edebiyata matematiğin penceresinden bakınca

Yahya Kemal’in Selimnâme’sini bir baştan sona, bir de sondan başa ezberlemeye kalkan bu mekanikçi için yukarıdan beri işaret etmeye çalıştığımız gelenek, kendine has kurallarıyla içinde bir matematik düzeni barındırdığı için de ayrı önem taşır. Tavır, kendi içinde bir yasaya, ilkeler zincirine dayandığı ve sürekliliği esas aldığı zaman geleneğe dönüşüyor, evrenin sürekliliğindeki düzen gibi, aynı ilkeler etrafında şekillenen yapıların da böyle bir iç yasaya tabi oluşu doğaldır. O halde o muhtevayı taşıyan yasanın dayandığı dinamikler de en az kendisi kadar önemlidir. Matematiğe yoğun ilgisini hep sürdürmüş İnan, bu çerçevede, edebiyata da matematiğin düzeninden bakmayı tercih etmiştir. Ona göre, sayıların soğuk yüzünü sevmeyen öğrenciler, gerçekte matematiğin ne ifade ettiğini bilmiyorlar:

“Matematiği bir takım uzun ve yorucu işlemlerden ibaret gördüğünüz için de bilim çekici gelmiyor size. Sayıların re Eski Yununca harflerin gerisinde canlı ilişkiler olduğunu sezemezseniz. sayılarla hayatın arasındaki ilişkiyi göremezseniz, matematik ve dolayısıyla fizik çalışmanın, tek amacı sinif geçmek olur.”(s.71)

Mustafa İnan’ın matematik için söylediklerini “sayılar” verine “sesler” koyarak veniden okuduğumuzda, edebiyata duyduğu sevginin bir kaynağı da kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Doğrudan İnan’a bağlanmamakla birlikte, onun matematiğe yönelik ilgisini açmaya çalışan bir diyalogda, orta yaşlı profesör, matematik-dil-evren ilişkilerini somutlaştırır ve okurun bu çizgide İnanı anlamasını bekler:

“Mustafa da bunu göstermeye çalışıyordu. Bütün yazarlar matematikçidir; çünkü dil bir matematiktir. (..)Düşünen ve yeni bir şey ortaya koymak isteyen her insan matematikçidir.”

Mühendis olmasına rağmen katıksız bir matematikçi olmak isteği satırlardan taşan İnan, dil ve matematik arasında dolaysız bir ortaklık kuruyor. Matematiği salt sayılar arası ilişkiler sisteminden çıkararak ortaya çıkış nedeni üzerinde düşündürtmeyi amaçlayan İnan, dil ve kelimelerin kökleri üzerinde yoğunlaşarak da adeta kendince bir dil felsefesi kurma yoluna gidiyor. Mustafa İnan a göre:

“Matematik analiz metodlarının dilbilgisine tatbiki, teorik olduğu kadar pratik sonuçlar vermektedir. “

Romanda İnan’ın benzer kelimeler, kökler, ekler ve kavramlar etrafında yaptığı analizler ve örneklendirmeler, çokça yer bulmuştur. Sözgelimi, Erdal İnönü’yle aralarında geçen ve İnan’ın başlattığı bir dil sohbetinde “yaşantı “kelimesinin doğru olup olmadığı üzerinde durulmuş. Konuyu ortaya atan da çözümleyen de İnan olmuş. Ona göre, yaşantı kelimesi “-ntı” ekiyle kurulan diğer yapıların taşıdığı genel olumsuz anlama uymadığı için yanlıştır. Bulantı, çöküntü, sıkıntı, kuruntu, üzüntü, kırıntı, serpinti gibi kelimelerin bağlandığı anlam dairesi ile yaşantının ifade ettiği anlamı birbiriyle ilişkisiz bulmuş.

İnan, dil ve matematik arasındaki ilişkiyi “Dil ve Matematik” başlıklı bir makalesinde ortaya koyar ve dile bir de matematik cephesinden yaklaşmayı dener:

“‘Dil ve Matematik’ adlı makalesinde Mustafa Hoca, dilin asıl çetin tarafı olun anlam sorununda matematik metodların henüz kullanılmadığını açıklamıştı; fakat, stil analizi üzerinde durulduğunu belirtiyordu. Hocaya göre, üslup, özellikle her konuda insanlara bir şeyler öğretmek isleyenler için çok önemli bir problemdi. Matematik kurallara göre meydaa getirilen yapına bir dil, yaşayan dillere göre çok az heceliydi; ama bu ‘üslup’ meselesi yüzünden, bu hece çokluğu bir israf değildi” (s. 168)

Orta yaşlı profesörün ağzından verilen bu özet bilginin ardından, ilgili makaleden örnekleyici bir paragraf yer almış:

“Bu ilgi çekici noktayı bir misalle canlandırmak kabildir: Deniz teknelerine ‘safra ’adı verilen yükler konulur, ilk bakışla bunlar lüzumsuz taşınan ağırlıklar gibi gelirse de rolleri teknenin devrilme emniyetini artırmaktadır. Dilde de fazla hece malzemesi tıpkı teknede safranın oynadığı hizmeti görür, kelimenin rahat bir şekilde anlaşılmasını sağlar. Şunu da belirtmek yerinde olur ki. haberleşme tekniğinde, eğer sinyal sistemi kulak yerine göze hitap ederse, safrayı azaltarak bir kanaldan daha kısa zamanda daha çok lıaber göndermek kabil olur.”

Sonuç olarak, mekanik mühendisi, matematik ve şiir tutkunu Mustafa İnan’ın divan şiirinden ne kadar anladığı veya dil hususunda ne kadar kayda değer görüşler sunduğu ayrı bir konudur. Ancak, bu dünyanın daha yaşanılabilir kılınmasında ve her şeyden önemlisi yaşamımıza gerçek anlamını kazandırmada bilimle sanatı elele verdiren entellektüel yapısı ve düşünme tarzı kayda değer.

***Oğuz Atay, Bir Bilim Adamının Romanı, İletişim Yay.,1994 (5.baskı; ilk baskı:1975. 2017’de 51.baskısına ulaşmış)