Bir Bilim Adamının Romanı-2: Edebiyat Merakı

Belki Oğuz Atay’ın bilinçle işlediği ama muhakkak Prof.Dr. Mustafa İnan tarafında da fazlasıyla malzeme içeren edebiyat merakı, kayda değer. Şöyle de bir faydası olabilir bu ilginin: En azından, böyle bir kimlik, edebiyatla yakından ilgilenmişse herhalde bir hikmeti aranır. Öncesi: Bir Bilim Adamının Romanı (Oğuz Atay)-1

prof.dr.mustafa inan ve edebiyat merakı…

Mekanik mühendisi Mustafa İnan’ın edebiyata, özellikle de divan edebiyatına ilgisi öğrencilik yıllarında başlar. Orta yaşlı profesörün ifadesiyle İnan, “liseyi bitirdiği zaman Divan edebiyatının ateşli hayranlarındandı.” Fransız işgalinden kaçmak için Adana’dan Konya’ya zorlukla göçen ailenin dört yaşında damdan düştüğü için hep özen gösterilmiş, bedence hassas çocuğu Mustafa için neredeyse adıyla mistisizmin özdeşleştiği Konya, manevî kimliğinin yönlenmesinde uygun atmosferi sağlamış gibidir. İki buçuk yılının geçtiği bu Mevlânâ kentini çok seven, camilerini dolaşan, Farsça verilen vaazları dinleyen Mustafa, anlamadığı bir dilin anlattıklarından ziyade ahenginden etkilenmiş görünür. Romanda sürekli altı çizden hafıza gücü, o ahenkle birlikte sözcükleri de beynine aktarır:

“Dinlediği vaazları, anlamadığı halde, sözlerinin müziğini, sevdiğinden olacak ezberlemişti. Bir akşam kelimesi, kelimesine tekrarladı o gün camide dinlediği Farsça sözleri (…)”

Divan şiirinin başlangıç kaynağının Fars şiiri olduğu hatırlanınca, Mustafa’nın aynı şiire, aynı kaynakta ruhen hazırlandığı, ilginç bir ayrıntı olsa gerek. Gönlü “harabat ehli”ne fazlasıyla yatkın İnan, bedeniyle uzak sayılmaz: Fazla içer ve hayatın zorlu mücadelesine zaman zaman ara verdiği demlerde yolunu düşürdüğü “harabat”ta, kurmaca dünyanın “harabat’’ ehlini paylaşır arkadaşlarıyla:

“Birlikte kafaları çekerlerken Mustafa unlara Fuzuli’den beyitler okuyor. Nedim’in içki düşkünlüğünden örnekler veriyordu. ”

Prof.Dr. Mustafa İnan

Prof.Dr.Mustafa İnan ve eşi Prof.Dr.Jale İnan

Bilimsel çalışmalarında batı metodolojisini uygulayan Mustafa İnan’ın iç dünyasını yapan değerler doğu mistisizmine yatkındır. Doğunun estetik duyuşu içinde şekillenen divan şiirinde kendini ifade kaynakları bulur. Divan şiiri ve özellikle Fuzulî, aşk hüzünlerinde, gönül yorgunluklarında da İnan’a dost olur. Sonradan eşi olan arkeolog Jale İnan’a yazdığı bir mektupta aşık kimliğiyle Fuzûlî’den dizeler yazar; öğretmen kimliğiyle de otoriter bir tavsiyede bulunur:

“Anlamadığın kelimeler olursa lügatten bulursun, yahut da ben sana söylerim.”

Malatya’dan bir tren yolculuğunda aynı sevilen insan için kaleme aldığı satırların seyyar masası da Fuzulî Divanı olmuştur. Orta yaşlı profesör, üniversiteye girmeye aday genç adamın, Fuzûlî’nin:

“Dost biperva felek bîrahm devrân bîsükûn

Dert çok hem-derdyok düşman kavi tâli’ zebun”

beytini duymamış olmasına şaşırır ve İnan’ın divan şiirine ilgisini anlatma gereği duyar :

“Mustafa ‘kaç kaç’ sabahı büyük Adana Ovasına doğru yürürken Fuzûli’yi daha duymamıştı, ama senin yaşındayken onun bir çok gazelini su gibi okuyordu ezberden.”

profesöre göre, inan’ın divan edebiyatına tutkusuna değinmeden anlatılması eksik kalacaktır.

Mustafa İnan’ın edebiyata ilgisinde, özellikle de divan şiiri sevgisinde sanatsever kimliğini aşan bir yön dikkati çeker. Onun evrene, bilime, şiire ve dile bakışının odaklandığı noktada divan edebiyatına tutkulu sevgisi de kendiliğinden net leşmektedir. Bilim dünyası için evren ve olaylar seçilen alana malzeme sunan bir laboratuar gibidir. Sanat ve edebiyat, belki laboratuar kesinliğinde rakamlara vurulmuş bilgileri önümüze koymaz ama bütün o bilgilerin bağlandığı yaratılışın iç ritmini sanat eserinde sezdirir. İnan bir makalesinde aklın yanında ‘yüksek bilgi kabiliyeti”olarak tanımladığı hikmete de yer vermek gerektiğine işaret eder. O hikmet ki:

“Bu alemin olaylarına, onun üstüne çıkarak mütevazı bir şekilde bakmak, aralarındaki iç ahengi sezmek, aşk ile realitenin derinliğine nüfuz etmektir.”

İşte bu nüfuz, madde ötesi soyut bir düzlemde kendine yer bulduğu için öncelikle sanatta gerçekleşmektedir. Bir bilim adamının mekanikle, matematikle, bilimsel ölçülerle evrenin iç yasalarına ulaşmaya çalışırken, bir yandan da gönül gözünün, sezginin uzandığı daha farklı bir katmandan realitenin derinliklerine açılışı da görmesi, edebiyatı benimsemesinde kayda değer bir ayrıntıdır;

“Kim iddia edebilir ki bugün Einstein, Mevlânâdan daha çok tabiat sırlarına erişmiştir.”

mustafa inan’ın yahya kemal sevgisi…

Yahya Kemal, Mustafa İnan’ın sohbet arkadaşıdır ve Yahya Kemal’in şiirlerini dinlemekten zevk alır:

“Yahya Kemal, düzenlediği her toplantıdan önce, ‘Aman Mustafa’ya da haber verilsin.’diyordu. Kimse Yalıya Kemal’in şiirlerini Mustafa gibi anlayarak okuyamıyordu.”

O sohbetlerde. İnan daha çok dinleyici olmayı tercih eder:

“Hiç mi konuşmazmış! Hayır. Üstad, Hocaya şiirlerini okuturken, onun yumuşak ve güzel sesini dinlermiş sohbetçiler.”

Dost meclisinin diğer müdavimleri arasında edebiyat çevrelerinin tanıdığı Mustafa Şekip Tunç, Nihat Sami Banarlı, Orhan Şaik Gökyay, Cahit Tanyol, Behçet Kemal Çağlar gibi isimler de yer alır.

“Fizik ve Kronoloji” konulu konferansında, tabiatın kıskançlığına, bilimde tam bir kesinliğin her zaman olmayışından hareket eden belirsizlik ilkesine değinen Mustafa İnan, eşya, para, heykel vs. her şeyi konuşturmaktan yanadır. Yahya Kemal’in bir şiirini örnekleyerek:

“Şair de her şeyi konuşturmak istiyor; geçmişin kaybolmasına gönlü razı değil.”

der. Onun :

“Düşülür bir hayale, zevk alınır

Belki hâlâ o besteler çalınır

Gemiler geçmeyen o ummanda”

Dizelerine yer verdiği konuşmasında, Jale İnan’ın çalışma alanı olan arkeolojide kullanılan Karbon On Dört yönteminden hayranlıkla söz ederek geçmişin bilimle yaşatılmasından duyduğu heyecanı yansıtıyor. Ekliyor:

“Belki bir gün Yahya Kemal’in arzusu hakikat olur ve gemiler geçmeyen ummandaki besteleri duymak inşallah hepimize nasip olur..”

Devamı: Bir Bilim Adamının Romanı-3: Dil ve Matematik

***Oğuz Atay, Bir Bilim Adamının Romanı, İletişim Yay.,1994 (5.baskı; ilk baskı:1975. 2017’de 51.baskısına ulaşmış)