Bir de Baktım Yoksun (Yekta Kopan)

Bir de Baktım Yoksun, Yekta Kopan’ın bu ay yayınlanan öykü kitabı… Geçtiğimiz günlerde Twitter’a düştüğü nottan yayınlandığını öğrendim. Bir solukta okunan, sade yapısı içinde bir parça düşsel ögeler içeren, çoğu söyleyeceği şeyi satır aralarına saklayan bir kitap…

Bu kitap, başta, bir tür “babalar ve oğullar” güzellemesi, hayranlığı, nefreti, iç çekişi, yüzleşmesi; baba ve çocuk bağının incelen halkalarında incinen kalbin öyküleri gibi algılanabiliyor.

İlk iki öyküde, genç adam, babanınkiyle benzeşen duygular, düşünceler ve yaşamlar içinden geçiyor. İkinci öyküyü okumaya başladığımda, bir romanın kendi içinde bütünlük oluşturan iki bağımsız parçasıyla karşı karşıyayım gibi hissettim. Diğer öyküler devreye girince, bu duygu biraz dağılıyor. Baba figürü, gerilerde devam ediyor; bir resimle çağrışıyor, bir sözle anımsanıyor vs. Değişmeyen gerçekse şu:

“Neyse, çok düşündüm ve hayatımı senin üstünden ikiye ayırmam gerektiğini anladım.
1.Sana benzemekten ölesiye korktuğum dönem.
2.Senin kopyan olduğumu anlayıp, bununla başa çıkmaya çalıştığım dönem.”

Aynı zamanda bir iz sürüş kitabı… Kayıp kedi Goncagül’ü ararken kendisiyle ve babasıyla yüzleşir kahramanlardan biri. Bir diğeri, fotoğrafların izini sürerek Londra’da geçen üç günü ve o günleri anlamlı kılan genç kızı hatırlar. Başka bir kahraman, bir yaz tatilinden kalan yüzleri hatırlar. Diğeri İstanbul’un büyüsünde gezer… Büyüyen kızının yüzünde, sesinde, muhtemel sevgili adaylarını yoklar daha bir başkası…

Öykülerin ritmik bir benzerliği de var. Hepsi, kaybedişin ardından yaşanan boşluk duygusunu ve bu boşluğu doldurma biçimlerini içeriyor. Öyküler, son noktada alınan bir kararın eşiğinde son buluyor: Masalsı bir çözüm olarak bir duvar geçitinden atlamak, bir kitabı sil baştan okumaya başlamak…

Yekta Kopan’ı televizyon ve seslendirmeler dışında pek bilmiyordum. Bir De Baktım Yoksun’u okuyuncaya kadar yazarlığı hakkında hiçbir öngörüm yoktu. Gece Gündüz programından birikimi hakkında bir fikrim vardı o kadar. Günümüzden bir yazar daha tanımış oldum.

Bir de Baktım Yoksun içinde Portobello 22 öyküsüne dair

(Vatan Kitap’ta Yekta Kopan’la yapılmış bir söyleşiyi de dün okudum. Bu kitapla birlikte akla düşebilecek ilk soru yöneltilmiş kendisine: “Babanızla olan ilişkinizi biraz anlatabilir misiniz?” Kopan bir çocukluk anısı üzerinden yazmaya karar verişinde etkili ve eğlenceli bir adam portresi çizmiş. Gerçi bu açıdan benzeşiyor öykü kahramanlarıyla… Hemen tamamı yazmayla ilgili ve babadan gelen izlerle fazlasıyla yoğrulu…)

*** Yekta Kopan, Bir de Baktım Yoksun, Can Yay., 2009

3 Yorum: “Bir de Baktım Yoksun (Yekta Kopan)

  • Yaşamı alıntılayan ve bunu yaparken de okuyucuyla derinden bağ kurmasını başaran bir kitap: Bir de Baktım Yoksun… Bazı kitapların yolculuğu kısa bazılarınki ise uzundur. Bu kitabın oldukça uzun bir yolculuğu var. Varlık anında çekilemeyen bazı anlar, yoklukla yüzleşince hem hassaslaşıyor hem de sanki daha büyük bir duygu patlamasıyla daha da çekilmez bir hale sokuluyor gibi…

    Son öykü de ise karşı konulmaz derecede okuyucuda izler bırakıyor. Baba figürünü yaşamında ön planda tutanlar için biraz can yakıcı da olsa kesinlikle öykücülük açısından güzel bir kitaba imza attığını söylemek mümkün…

    Sevgiler

    • elifin günlüğü

      30/10/2009 at 15:43

      Katkınız için teşekkürler. Yekta Kopan’ı televizyonculuğu ve seslendirmeleriyle biliyordum ama yazarlığı çok ilgimi çekmemişti. Belki o nedenle, okudukça çekti ve merakla okudum.

  • Ben teşekkür ederim. Nette rastladığım en güzel bloglardan birini hazırlıyorsunuz. Okumayı sevenler için takip edilesi bir yer.. Bu arada sakıncası yoksa twitter da eklemek isterim sizi. Ancak nasıl bulabileceğimi bilemiyorum. Sevgiler.

Comments are closed.