Satır Aralarında Kendine Rastlamak…

Cenk Hikâyeleri elimdeydi bugün. Bi zamanlar bolca altını çizerek okuduğum kitaplardandı…

Satırları çizilmiş, hatta kenarlarına notlar düşülmüş kitapları iki katmanlı okumak keyiflidir. Kitapta yazılanlar zaten okumanız içindir. Bir de kitaba kendi izlerini bırakanlar vardır. Bazen, izler daha eğlenceli ya da düşündürücü olabilir; altı çizili bir satır ya da bir “der-kenar” notu… Arkadaşınızı tanırsınız mesela; “Demek bu kavram, onun için önemliymiş.” dersiniz; “Şimdi bunu niye işaretlemiş ki?” diye düşünürsünüz. “Güzel bir dikkati varmış, daha önce dikkat etmemişim.” cümlesi geçiverir içinizden. Sahaflardan alınmış “ikinci el” bir kitapsa okuduğunuz; hiç bilmediğiniz bir insanı tanırsınız.

Ben, böyle altı çizili bir öykünün satırlarında, 20 yaşındaki kendimi okudum. Bir ders notu için metin ararken, Murathan Mungan’ın Cenk Hikâyeleri’ne dalmışım; ama, çok sevdiğim “Şahmeran’ın Bacakları” öyküsüne değil de, o öyküde kendi çizdiğim satırlara… Benim için 20 yaşımda şu satırlar kayda değermiş demek ki:

“Yaşamında eksikliğini hissetmediği bir şeyi bilmek insana hiçbir şey katmaz.” (Mahir Usta, her şeyi bir çırpıda öğrenmek isteyen küçük çırağına böyle der.)

“Bilmek, onun için para biriktirmek gibi bir şeydi. Bildiklerinde sevgi eksikti, erdem eksikti; bildiklerini kendi için biliyordu yalnızca; bu yüzden de hiçbir yere akmayan, ulaşmayan, hiçbir şeye dönüşmeyen bir şeydi bildikleri, kendinde birikiyor ve kendini boğuyordu.”

“Belkiya ise aradığı gerçeği ya da düşü, kendi ömrüne sığdırmak istedi. Oysa, ‘gerçeklerimiz’ ya da ‘düşlerimiz’ çoğu kez bizim ‘müddet-i ömrümüz’ü aşarlar. Belkiya’nın bilmediği de buydu işte. Uğruna ömrünü ortaya koyduğu şeye, ömrü içinde ulaşmak istedi.”

“Bir düşman ihanet edemez. İhanet edenler hep yarı dostlardır.”

Nostaljik bir okuma oldu :)

Not: Bu blog girdisi bir yıl önceye ait… Windows Live Spaces’teki blogların kaldırılması ya da yükseltilmesi gerekliliği doğunca, diğerlerini yazıldıkları tarihlere eklemeye başladım; ama bunu bugün de karşılığı olan satırlarıyla güncele taşımak istedim.

*** Murathan Mungan, Cenk Hikâyeleri, Remzi Kitabevi, 1986

Güncelleme: 2017’de ikinci baskısı Metis’ten çıktı.

Cenk Hikâyeleri

Metis’in tanıtım bilgisi:

“Eskiden, çok eskiden, uzun kış gecelerinde, kısık lambaların puslu camlarda titrek ışıltılarla kıpraştığı köy kahvelerine gece masalcıları, dengbejler, âşıklar gelirlermiş… Dışarıda dondurucu bir fırtına ortalığı kasıp kavurur, şiddetli bir tipi dünyanın bütün kış kahvelerini tehdit ederken, onlar, üzerlerindeki karları silkeleyip, kalın abalarını ocağın kenarında kurutup, kendilerine sunulan kahveden ve tütünden kısmetlerini alıp; eskilerden kalmış, geçmiş zamanların güzelleştirdiği masalların yırtık, sökük yerlerini onararak; belleklerine gömülmüş imgeleri bulup çıkararak, üzerlerindeki çöl tozunu silkeleyip, parlatıp, canlı kılarak yeniden anlatırlarmış. Zamanın küllerinin savurduğu insanları, öyküleri, destanları, masalları, kahramanları, sevdaları camları puslu kış kahvelerinde, ölü mangal ateşinin ışıyan gözlerine baka baka yeniden anlatmak, yeniden dinletmek kolay değildir. Hiçbir yeniden kolay değildir.”