Bizim Büyük Çaresizliğimiz (Barış Bıçakçı)

Bizim Büyük Çaresizliğimiz romanının başlığı, metinde de yer alır ve derdini gayet açık anlatır:

“Aklıma sevdiğim bir romandan bir cümle gelmişti. Kederin bizi başrole taşıdığı, ikimiz dışında her şeyi cılız bir manzaraya dönüştürdüğü o anda, cümleyi kendimce yeniden kurdum: Bizim büyük çaresizliğimiz Nihal’e aşık olmamız değil, sesimizin dışarıdaki çocuk seslerinin arasında olmayışıydı. Asıl çaresizlik buydu.”

konu

Birinci adam, çeviriyle geçimini sağlayan, hayatı yaşamaktan çok sözcüklerde anlamaya çalışan bir yetişkin… İkinci adam, inşaat sektöründe yer alan, hayatı sinir uçlarında, bedeninde yaşayan bir yetişkin… İkisi, her daim birbirini tamamlayan iki iyi dost. Genç kız, onların sakin hayatına düşen bir yaşam sevinci; ABD’de yaşayan  arkadaşlarının kardeşi; anne ve babası öldüğü için onlara iki yıllığına emanet bir üniversite öğencisi… Ve olaylar gelişir…

Ahmet Muhip Dıranas’ın dizesiyle, “Söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir/Kağıtlarda yarım bırakılmış şiir” misali, Reşat Nuri Güntekin’in Akşam Güneşi yahut Refik Halit Karay’ın Bugünün Saraylısı romanlarının benzeri bir naif duyarlık hakim bu romana. Kendine bile itiraf etmeye korkulur cinsten incelikli bir aşk duygusu… En çok da Bugünün Saraylısı’nın Ata’sı ile Ayşen’ini düşündüm okurken.

Bizim Büyük Çaresizliğimiz de dert tam olarak ne?

Yaşlı adam-genç kız aşkının olabilirliği? Emanet bir genç kızı emanet noktasında gözetme ve asla incitmeme kaygısı? Aşkın dolu dizgin yaşanması gerektiği? Dostlukların baki oluşu? Yazı çiziyle uğraşanlar için hayatı anlamlandırmada, dışındaki her şeyin bir nesne yahut ayna oluşu? Tümü? Öylesine sordum; aradığım bir yanıt yok.

Eli kalem tutan, okumaya tutkun birinci adam (Ender), hayatın “nesnel”liğinde yaşayan ikinci adama (Çetin) uzun bir mektup yazar gibidir. Bütün metin, Çetin’e seslenen bir anlatım diliyle yazılmış ama daha çok da kendine anlatır gibi… Bir tür yüzleşme, iç dökme, anlama, anlaşılma çabası… Olay, o anlatımın içinde akıyor:

“Bir hatırayı diğerine bir fotoğraf albümü değil, yaşayan bir insan bağlar.”

Bizim Büyük Çaresizligimiz

Dikkatimi çeken ayrıntılar daha çok edebiyata ilişkin ufak vurgulardı: Ender ve Çetin liseli iki öğrenciyken, Psikoloji dersi için bir ödev hazırlamaları gerekir: “Kadınlara Neden ve Nasıl Aşık Oluyorum?” Yazmada beceriksiz olduğu için Çetin’in ödevini de Ender yazar. Ortaya iki metin çıkar. Çetin adına yazılan metinde, Çetin’in yaşadığı bir aşk uzun uzun anlatılır. İnce vurgular gülümsetiyor. (“Kadınlarla ilişkini belirleyen arka planı çiziyorum.”, “Tamam konumuza dönüyorum.”, “Ah şu körolası nesnellik!”)

Ender’in yazdığı metin çok kısadır; Çetin’e “Biraz daha açık olamaz mısın?” diye sorduracak kadar kısa ve metaforik! Çetin sorar, Ender yanıtlar:

“Evet, diyor Ender, bazen edebiyat hayattan daha açıklayıcıdır.”

Bu ödevin yer aldığı sayfalar, edebiyatın ne olduğu ve ne olmadığı üstüne de bir zihin jimnastiği gibi aslında…

Barış Bıçakçı’nın bir öyküsünü sınav metni olarak kullandığımızda yazarlığını da tanımak istedik (Mine Hoca’ya teşekkürle). Tatil okumalarım bu kez biraz “naif” oldu ve Bıçakçı’nın Bizim Büyük Çaresizliğimiz de bu seriye eklendi.

Filmi için şuraya bakılabilir.

Not:Romanda, ayrıntılı betimlemelerle değilse de özellikle Ankara dışındakilere bu şehre dair anılarını hatırlatacak kadar kısa değinmeler düzeyinde kalsa bile, Ankara da geride bir yerlerde varlığını koruyor. Roman kişilerinin piknik için gittiği Işık Dağı beni bir önceki yaza taşımaya yetti mesela…

*** Barış Bıçakçı, Bizim Büyük Çaresizliğimiz, İletişim, Mart 2010

Yorum: “Bizim Büyük Çaresizliğimiz (Barış Bıçakçı)

Comments are closed.