Cer Modern’de Murat Gülsoy Söyleşisi

Cer Modern Sanatlar Merkezi’nde, uzun bir zaman sonra yeniden bir yazar söyleşisine katılmak, hem eserlerini okumayı sevdiğim bir yazarı yakından gördüğüm hem de sahiden sürprizli bir şekilde ve tamamen habersiz gelip yanıma oturan bir arkadaşımla karşılaştığım için çoook güzeldi. Neden farklı bir algım var hiç bilemiyorum ama karşımda kendi ifadesiyle “her şeyi iyi yanından görmeyi tercih eden” ve söyleşisi de bunu tam olarak yansıtan, dili  ve tavrı sakin, duru bir Murat Gülsoy vardı. Keyifliydi.

Murat GülsoyCer Modern’de Murat Gülsoy’u “demiryollarının millileştirilmesi sürecinin hemen ardından inşa edilen Cer Atölyeleri” bilgisine binaen arkadan tren geçerken yakalamak istediysem de tren güneşliğin arkasında siluet olarak kaldı :(

Tolga Yüksel’in yönetiminde ilerleyen akışın ilk bölümünde, Murat Gülsoy’un yazarlık ve dergicilik serüveninin genel eşikleri üzerinden geçildi. Anektodu bol ve dinlenesi bir bölümdü. Eleştireceğim bir ayrıntı, Gülsoy’un yanıtları neredeyse hep Tolga Yüksel’e dönük yanıtlamasıydı. Hayır alınılacak bir durum değil ama teknik bir sunum notu olarak düşesim var! İkinci bölüm dinleyici sorularıyla ilerledi. İyiydi.

Söyleşi genelde bir dinleyicinin tamamen hak verdiğim tespiti doğrultusunda, eserlerden ziyade genel sorularla ilerlediği için merak ettiğim bazı ayrıntıları sormak da bana fazlasıyla ayrıntı olacak gibi geldi ve dinlemekle yetindim. Yaşlı yazar ve köpeği Kıtmir içimde kaldı yani!

murat gülsoy söyleşisinden birkaç not:

  • Ankara’ya yolu gereklilikler dışında –o da bir iki kez- düşmemiş yazarlardan.
  • Okuma evrenine nitelikli yazarlarla başlamış ve edebiyat hep öyle bir şey sanmış ama olsun maya sağlam atılmış. Gülsoy’un Baba, Oğul ve Kutsal Roman romanı için okuma atlası olabilir diye bir değerlendirmem vardı. O atlasta başı çeken birkaç isim daha söyleşinin başında, Murat Gülsoy’a edebiyatın kapılarını da açan isimler olarak arka arkaya geçiverdi: Borges, Kafka, Orwell. Oğuz Atay da var ve onun yeri başka! Gülsoy’a “yazmalıyım hissi”ni veren yazar, Oğuz Atay.
  • Üniversitede “Hazırlık” sınıfında yabancı dili o dilin edebiyatından öğrenmenin kendisine kattıkları bilgisi,  bence Gülsoy’dan bağımsız bir bilgi olarak da değerli. (Ben de kızımın Hazırlık’ta okumasını özellikle istemiştim. Derdim, bi daha asla gelmeyecek 18 yaşın tüm tatlarını ve ille de istediği ODTÜlülüğü doya doya yaşasındı. Öyle de olmuştu.)
  • Bol ödüllü Murat Gülsoy’a ödüllere karşı yaklaşımı soruldu. “Motive edici” olduğunu söyledi. Darüşşafaka Cemiyeti’nin geleneksel Sait Faik Öykü ödülü dolayısıyla, bir dinleyici, rüştünü ispatlamış yetişkin bir kalem olan Kemal Varol’u hatırlatarak, bu tür yarışmalarda haksız bir durumun oluşup oluşmadığını sordu. Yarışmanın jüri üyelerinden biri sıfatıyla Gülsoy, soruyu başka bir bakış açısına sokup o yazarların böyle bir yarışmaya katılmayabileceği ve dolayısıyla genç-usta eşitliği veya eşitsizliğinin olmayacağı, bunun da yazarların tercihi olduğu noktasında bir yanıt verdi. Nihayetinde önlerine edebî açıdan güçlü bir dosya gelmişse, bir kenara itemeyeceklerdi.

“Belki bunu o yazarlara sormak lazım!”

  • Ödüller, edebiyat dünyasına adım atışın basamaklarından sadece biri… Dergicilik de başka bir giriş kapısı… Gülsoy, üniversite öğrenciliği dönemindeki Hayalet Gemi serüvenini, derginin adına kaynaklık eden ve Tutunamayanlar romanından gelen ayrıntıyı, o zamanlardaki Macintosh’un cazibesini ve kendilerini bağımsız kılan yönünü paylaştı.
  • MühendisliMurat Gülsoyği ile yazarlığının birbirini nasıl etkilediği soruldu. Yanıt, birbirini beslediği şeklinde oldu. Verdiği minik ayrıntılar bana Steve Jobs’un başarı hikâyesini anlattığı o ünlü konuşmasını hatırlattı. İçinden geçtiğiniz her ayrıntı, hiç beklemediğiniz yerlerde birbirine bir şekilde bağlanıyor ve birbirini destekliyor.
  • Bir dinleyici, yazma ediminin şizofrenik bir durum olup olmadığını sordu. Yanıt, yazmanın bir tür “uyanıkken rüya görme hâli” olması yanıyla belki bir bağ kurulabileceği ama mutlaka “akıl” işi olduğu şeklinde geldi. Murat Gülsoy’un ifadeleriyle, “iç dünyayı görme”, ve “tecrübenin dille ifadesi” o kadar da kolay değil, çünkü.
  • Bir başka dinleyici, bizde çok eser yayınlandığını ama az okunduğunu belirterek çok eser yayınlanmasına bakışını sordu. Gülsoy, bunun bir sakıncası olmadığının belirtti. Yayınların da “uygarlığın ölçüsü” olduğunu söyledi.
  • Bulmuşken İstanbul’un yazar sofraları ve ortamlarının “iç yüzü” de magazin tadında soruldu. Gülsoy, o dünyalarla ilgisinin olmadığı belirterek, aslında artık herkesin herkese ulaştığı farklı bir dünyada yaşandığını ve kimsenin bir başkasının egosuna muhtaç olmadığının altını çizdi. Üstelik bu süreç Macintosh’la tadını aldığı kimseye muhtaç olmama duygusu zamanlarından beri vardı, en azından kendisi için.

okur olma yolunda bir öneri: “sevdikleriniz üzerinden gidin!”

Dinleyicilerden birinin sorusu üzerine Murat Gülsoy’un önerisi: Edebiyat antolojilerinden birini alıp “şımarıkça okuyun”! Yani, hikâye sürüklemiyorsa, yazarı kim olursa olsun devam etmeyin meselâ, bir diğerine geçin. Antoloji bittiğinde, okuduğunuz, sevdiğiniz diyelim beş yazar kaldı. Onların izini sürün; yol sizi kendi keşiflerinize ve okumalarınıza çıkaracaktır!

derkenar

Arkadaşım -Gül G.Işıkman- bu yıl 11.sınıflarla Murat Gülsoy’un bir romanını çalışmış ve kendisini okuluna –eski okuluma- davet etmiş. Aynı söyleşide yan yana gelmemizin böyle bir kesişim noktası varmış. Ben de birkaç yıl önce Edebiyat Günü için okulumuza davet etmiştim ama önce kabul edip sonra yoğunluğu dolayısıyla gelemeyeceğini belirtmişti. O gün “bahane” olduğunu düşünmüştüm. Bugün fikrimi değiştirdim. Sahiden yoğunmuş.

Soru... Katkı...