Deliduman (Emrah Serbes)

Mizah, hem de en karasından, en beklenmedik tabloların içinde, en ayrıntıda en çarpan haliyle… Bazen mizah mı değil mi diye düşündürten yanıyla ve gülümsetip acıtan dozuyla… “Kahrolsun baĞzı şeyler!” öfkesinde, naifliğinde ve bir o kadar da ironik mesafede “memleketimden manzara”lar şeklinde… Hepsi Emrah Serbes’in Deliduman romanında…

Bambaşka şeyler anlatırken araya sıkışanlardan:

  • “Hâlâ orta boy yeşil bir zarfın içinde geliyor o dergi, büyük edebiyatla ilgilenmekten bir türlü fırsat bulamadım, bir gün de açıp onları okuyacağım.”
  • “Biz de Alevi demedik, yaptık sözleşmeyi, kadro bile verebiliriz önümüzdeki yıl.”
  • “Evet, güzel günlerimiz olmuştu; Eski Bankacılar Lokali’nde, Eski Atacan’da, Eski Ergun Düğün Salonu’nun köşede, Eski Şefika Sokak’ta.”
  • “AppStore’dan ücretsiz ayna application’ı yükleyip öyle görülmeyen adam nasıl görülüyor acaba diye baktım yüzüme.”
  • “’Mustafa Kemal’in askerleri değiliz ki biz amca.’ dedim. ‘’Ya neyin askerisiniz?’ ‘Biz neyin askeriydik Mikrop?’ “Uykusuz gecenin askerleriyiz reis.’”
  • “Aferin lan Çağlar. Senin en çok bu huyunu seviyorum. Karakter sahibisin. Bütün belediyeyi yedin, yine de dayınlara karşısın.”
  • “Cahildim o zaman iPhone’um yoktu.”
  • “Hiç elinde telefon varmış gibi de gözükmüyordu, elinin doğal bir uzantısı, yardımcı eli gibi duruyordu o Galaxy S4.”
  • vs.

Bazen de “Kendine verdiğin addan bana ne, ciğerini bilirim ben senin!” etkisi uyandıran ve güya saklanan parti, örgüt, kişi adları, nitelikleri:

  • Ya Kime Vereceksiniz Mecbur Bize Partisi yahut Her Şeye Başka Bir Şey Diyen Parti yahut Dedemi Kanser Eden Parti vb.
  • Maskeli Dijitaller Örgütü, Küçük Balıkları Yediler Paraları Sökülün Örgütü
  • Ne Dersen Oyuz Sitesi
  • Ağaç Diye Geldik Az Kaldı Devrim Yapıyorduk.
  • Direnişle Birlikte İzlenme Rekorları Kırmaya Başlayan Kanal
  • Atarlı Sendikalar Federasyonu
  • vb.

Bir de bugünün Türkiye’sinin televizyonla pompalanan popüler kültür figürlerinin, internetle gelişen sanal sosyalleşmelerin, yeni yaşam biçimlerini simgeleyen markaların doğrudan marka adlarıyla verildiği bir kaotik atmosfer var ki, edebiyat sosyolojisiyle ilgileneceklere esaslı bir malzeme cenneti sayılır hükmündedir.

Deliduman, naif gibi ama değil bir yolculuk..

17 yaşında kanı “deli” akan, ortalığın birdenbire “duman” olduğu bir toplumsal sürecin orta yerinde, kızkardeşinin hikayesine yol arkadaşlığı etmeye çalışan bir lise öğrencisinin, Çağlar İyice’nin gözünden “Gezi”… Deliduman’ı özetleyecek katmanlardan biri bu ama sadece biri bu…

Naif bir hikaye gibi başlar: Kilolu bir ilkokul 3.sınıf öğrencisi olan Çiğdem’e doktor tarafından diyetin yanında spor da yapması önerilmiştir. Küçük kızın hayatındaki bu yeni dönemde ona en yardımcı kişi ağabeyi Çağlar’dır. Spor niyetine girilen yolculuk, bir televizyon kanalının yetenek yarışmasına M.Jackson’ın ünlü moonwalk dansıyla katılma isteğiyle yön bulan bir serüvene dönüşür. Hikayenin ortası okurlara kalsın. Sonları Gezi Parkı eylemlerinin orta yerine bağlanır.

Çağlar İyice, gezi olaylarıyla hiç alakası olmayan bir dünyanın ve ergenliğin tam ortasında, kendisini bile daha tam tanımamış ve dahi bir yere konumlandıramamışken, kızkardeşinin hikayesine eklemlenen ve o hikayeyi orta yerinden bölen bir olaylar silsilesi içinde, birdenbire  “gezi”nin tanığı oluverir. Tanıktır ama sadece, ne olup bittiğinin çok ayırdında olmayan, çok da merak etmeyen bir tanıklıkta kendi yolculuğunu zararsız ziyansız tamamlamaya çalışırsa da geldiği nokta başka olacaktır:

“Kendi içimizde sessiz ve korkunç mücadeleler vermiştik, kendi iç savaşlarımızın gazisiydik hepimiz, kendimize yenilip kabul etmiştik kendimizi ve kendimize boyun eğmiştik ve şimdi hiç kimseye boyun eğmeyecektik!”

Kişisel gündem ne olursa olsun toplumsal gündemle sarmalanıvermenin dayanılmaz tutsaklığı! (Benim de bilinçli olarak blogumda konu etmediğim ama realite olarak herkes kadar yaşadığım kıskaç!)

Anlatım dili ve kurguda dikkatimi çeken bir iki ayrıntı vardı ki derslerime malzeme yapacağım kesindir:

  • Nasıl bir gün aniden “penguen”li “park”lı “Hitler”li o olağanüstü günlere uyanmışsak, roman da kurgusunda aynı süreci yaşatmayı başarmış okuruna… Tek derdi kızkardeşini tv’de bir yarışmaya sokmak olan, az biraz dili de kafası da bozuk delikanlı, tv olmadı internet olsun derken bir bakar ki insanların gündemleri bambaşka yönlere kaymış; kimseler ilgilenmiyor yetenek videosuyla. Hayatın olağan akışının kesildiğini anlar o dakika, geçici zanneder, geçmez, şaşırır! Roman, o kaygısız günlerin suya sabuna dokunmayan kişisel gündeminin ayrıntılarıyla ilerlerken, “izlenme” yönünün kaydığı alana ve dolayısıyla yeni toplumsal gündeme geçişi, hayatlarımıza “gezi”nin girdiği tonda doludizgin verir. Gezinin tüm ayrıntıları sayfalarda yer alır: tavası, tenceresi, teyzesi, amcası, sloganları, etkisi… Kızkardeşin inatçı hedefi için İstanbul’a gittiği sanısıyla, Gezi Parkı’na giden Çağlar’ın kişisel serüveninde de bu kez o haziran sıcağının TOMA’sı, gazı, talcid’i, limonu, komün yaşamı vb. bir kamera kaydı gibi akar gider gider sayfalarda…
  • Dil…Benim steril dil evrenime ne kadar uzak ve hep uzak kalacak bir sözcük dağarcığıyla yüklü … :) Neyse! Derdini gayet ne anlatan bir anlatım dili…

-Haksız, yersiz, umarsız durumlara tepki dili, sövgülerin en sertinden ifadelerle örülü. Belediye başkanı dayı başta olmak üzere, antidepresanlarla ayakta duran anneye, aileyi terk edip gitmiş mimar babaya ve diğerlerine yönelik duygu dili böyle.

-Kılına zarar gelse dünyayı ortadan kaldıracak kişilere duyulan sevgilerin ifadesi şefkat sözcükleriyle örülü. Dede ve kızkardeş bu grupta.

-Aşk bahis konusu olunca, tüm sakil sözcüklerden ve ifadelerden arınmış duru bir duygunun romantik ifadesi. Bu da eski sevgiliye dair. (Romanın dilinde bu tür satırlarda o kadar belirgin bir ayrışma var ki aklıma hep Ömer Şerif’li Boris Pasternak’ın Dr.Jivago romanının film müziği geldi. Lara, perdeye yansıdığında ona özel sahnelerde çalan Lara’s Theme…)

  • Metafor niyetine: Bir gece, bir sokak arasında pisi pisine ölen “farecik”, Çağlar’ın bir zamanlar hiç sevmediği ve çığlıklarından nefret ettiği martı sülalesinden, gezinin son gününde yediği gazla ölen “martı”yla arasında kurduğu duygusal bağ ve özdeşleşme isteği…

Okunmaz değil ama şimdiye kadar hiç yapmadığım bir şey: 348 sayfayı bir günde bana okutan kitap… Üstüne yazmaktan çok birileriyle tatlı tatlı sohbet etme isteği uyandıran roman…

“Çünkü neden?”:) Günümüzün, hayatımızın göbeğinde Deliduman. Elinizi attığınız, gözünüzü değdirdiğiniz, kulağınızda yankılanan, ayağınızın gittiği her nokta bir ayrıntıda önünüzde beliriveriyor: avm’niz, tv alışkanlıklarınız, internet dolaşımlarınız, telefon merakınız, atıştırmalıklarınız, gündelik hayat rutininiz, ebeveyn-çocuk ilişkileriniz, “dayı”lar, “dayılanan”lar, sosyal medya hesabı hacklenen belediye başkanları…

Son sözüm, ters yüz etme üzerine olsun: “Gezi”nin her şeyi yeniden tanımlatan, bazı yargıları yıkan, yerine yenilerini koyan ve içlerini yeniden okutan yönü, biraz acıtan yanıyla Deliduman kurgusuna da girmiş. Hiçbir şey, göründüğü ve anlatıldığı gibi değil, son sayfaya kadar…

Gezi, “Çağlar”larla beraber galiba herkese şöyle bir cümle kurdurtuvermiştir:

“Sanki içimizdeki karanlık bizi yutmuş, bambaşka bir biz kusmuştu onun yerine.”

Not:

Selim İleri’nin Emrah Serbes’e açık mektubu

***Emrah Serbes, Deliduman, İletişim Yayınları, 2014

4 Yorum: “Deliduman (Emrah Serbes)

  • mine(maviş)

    05/07/2014 at 23:16

    En kısa zamanda okumayı hedeflediğim hatta bugün Şima’yla konuştuğum(Henüz edinmedim; genellikle ben diyorum, Şima’m alıyor.)kitap.
    Bu nedenle yorumlarınıza bakmadım.
    Okuyayım, üzerinde konuşalım mı; ne dersiniz?

    • Okuma günlüğü

      06/07/2014 at 11:13

      Tamam, İstanbul dönüşünüzde kahve sohbeti konumuz olsun:)

  • okumanıza, yorumunuza sağlık
    Ülkemizde ve insanımızın hafızalarında kalıcı olarak yer bulacak olan Gezi Parkı direnişinin, iki kardeşin kendi dünyalarına kadar nasıl geldiğini ve bu direnişin içerisinde yer almaya çalışmalarının iki kardeşin ve çevresindekilerin başlarına neler açabileceğini okuduğumuz bir roman Deliduman…………………………………………………………………………

    • Okuma günlüğü

      11/12/2014 at 19:50

      Blogdaki linkten ulaştığım sayfanıza da teşekkür bıraktım ama bir ön bilgilendirme sayfası dolayısıyla emin olmadım. Tekrar çok teşekkürler.

      Benim için alanı edebiyat olmayanların okumaları çok çok anlamlı, değerli ve güzel.

      Bu arada, Çağlar’ın ve dayısının inandırıcılıkla imtihanı konusunda haklısınız.

Comments are closed.