‘Yok Gençlikli’lerden Biri” (Demirtaş Ceyhun)

Bir kuşak hızla göçüyor… Fazıl Hüsnü Dağlarca, İlhan Berk, Nezihe Araz ve bugün de Demirtaş Ceyhun…

Demirtaş Ceyhun’un Eylül Öyküleri kitabında, kitap başlığını da bir bakıma açan bir öykü var: “‘Yok Gençlikli’lerden Biri “. 12 Eylül öyküsü…

“Yok gençlik”, ilginç bir tanımlama… Hayatı bir şekilde boşa giden herkes için… Bir 12 eylül öyküsü olan herkes için, hayatlarında hüzünlü, kırık dökük, acıtan bir yok dönem…

Öykü, 12 Eylül’ün hüznünü sıradan bir simit satıcısı üzerinden anlatıyor. Simit satıcısı, 12 Eylül’ün ertesi günü, ne olduğunu anlamadan apar topar kendini hapishane yolunda bulduğunda, aklında olan tek şey, simit tablasıdır. İçerde bir türlü derdini anlatamaz. Başta tepkilerine karşı tepki veren görevliler bile artık ona aldırmaz olur:

“Gözaltında neredeyse üçüncü ayımız da doluyor.
Gene aynı saatte, her günkü gibi, kapıya dayanmış, bar bar bağırıyor.
—Heeeey!.. Nöbetçiiiii!. Sana seslenirim ulan!.. Paşa ne zaman gelecek!…

O gün bugün, hiç aksatmadan, her gün aynı saatte, ansızın fırlayıveriyordu yatağından, paldır küldür kapıya koşuyordu. Başlıyordu bağırmağa… Sanki günün, geri kalan saatlerinde, ranzasına büzülür, hep bu an için kendisini sağaltmaya çalışır, hazırlarmış gibi. Belki eskisi kadar gür çıkmıyordu artık sesi. Hatta, belki eskisi kadar da güçlü, sallayamıyordu demir kapıyı. Ama, tıpkı önceden programlanmış bir robot gibi, dakika sektirmiyordu.

Nöbetçiler de artık, eskisi kadar çabuk gelmez mi olmuşlardı ne? Hatta eskisi kadar da acımasız değillermiş gibi sanki.İnsanoğlunun her koşula kolayca uyuveren, her şeyi kendisi için mutlaka doğallaştırabilen, kendisinin kılabilen o yüce yanı, burada da hükmünü yürütmüştü.
Onu da, kısa bir süre sonra öylesine doğallastırmışlardı ki kendileri için… Eskisi gibi yakından ilgilenmek filan şöyle dursun, gırgıra da almaya başlamışlardı artık. Açık açık dalga geçiyorlardı.”

*** Demirtaş Ceyhun, Eylül Öyküleri, Cem Yayınevi, 1987