Edebiyat Mahfilleri Üzerine Bir “Uzun Hikâye”

Bu sabah tekrarını izlediğim Uzun Hikâye (Tvnet) programından alınacaklar listeme bir kitap adı düştü: Mekandan Taşan Edebiyat Mahfilleri (Turgay Anar). Uzun Hikâye programı da hafta sonu sabahlarında bana iyi gelen, eski zamanların dinginliğinde, acelesiz ve tam da Tanpınar’ın ifadesiyle oturup düşünmenin yeri olan bir “mahfil”, bana göre (Daha önce de bir not düşmüşüm şuraya)… Bugün, Ali Ayçil’in konuğu Doç.Dr.Turgay Anar, konusu edebiyat mahfilleri idi. Edebiyatçıların bir araya geldiği ortamların oluşturduğu etkileşimler ve birikimler etrafında güzel bir sohbet dinledim. (Programın tamamı Tvnet Uzun Hikâye sayfasında mevcut)

edebiyat mahfilleri

edebiyat mahfilleri ne ola ki?

Turgay Anar, sözlük anlamıyla mahfilin “toplanma” anlamına geldiğini belirtti ve”mahfil” dendiğinde  zihinde uyanan ortamın özelliklerini içeren anahtar sözcüklerin altını çizerek ayrıntılandırdı: “İletişim kanalı” olması, bunun bir “mekân”da gerçekleşmesi, bir “merkezî kişinin/ üstad”ın çevresinde toplanılması, bu toplanmaların belli bir “zaman aralığı” içinde gerçekleşmesi vb. Mekân yelpazesi, zamanın getirdiği değişimlere uygun olarak epeyce geniş: Saraydan, erki elinde bulunduran yönetici ve tüccarların hatta varlıklı edebiyatçıların evlerinin salonlarına, salonlardan otel lobilerine, pastanelere, kahvehanelere, kıraathanelere, sahaflara, dergi ve gazete idarehanelerine, bir diğer deyişle, devlet şemsiyesinden giderek sivilleşen, dolayısıyla muhtemel etkilerden uzaklaşan mekânlara ve ortamlara uzayan bir kültürel yolculuk serüveni…

Anar’ın çizdiği çerçeveyi Ali Ayçil’in toparladığı hâliyle, edebiyat mahfilleri:

“Edebiyat mahfillerinden kastımız, edebiyatçıların bir araya geldiği, edebiyat merkezli sohbetlerinin yapıldığı toplantı alanları, mekânları.”

osmanlı’da ve batı’da edebiyat mahfilleri

Ali Ayçil, Osmanlı’daki edebiyat mahfillerini sordu. Anar, yaklaşık 185 şairin hâmisi olarak Fâtih’i örnekledi, onun da iyi bir şair olduğunun altını çizerek. (Bu hafta bu yönüyle Fatih’le ikinci karşılaşışım…) Şehzadelere de sözü getirdi ve Haluk İpekten’in Divan Edebiyatında Edebiyat Muhitleri kitabını hatırlattı.

Bu arada, şairler için ekonomik nedenlerle de bu tür mahfillerin çekim merkezi olmasına değinildi. Ayrıca bu mahfillerin sağladığı sosyal konumlara işaret edildi. Aynı çerçevede “mesen”lerden bugünkü sponsorlara uzanan hâmilik/ patronaj süreci üzerinde de duruldu: Roma’da Sezar’la yakın ilişkileri olan tüccar Gaius Maecenas‘in Batı’da bu anlamdaki ilk hâmi ve “mesen” geleneğinin isim babası  olduğunun altı çizildi. Edebiyatçılara yaşadıkları mekânların “salon”larını açan Avrupa’daki büyük ailelerin varlığına değinilirken, Medicini‘ler de unutulmadı. (Bir an İlkyaz’la ilgiyle bir iki kez turladığımız Floransa’daki o büyük meydana gittim.)

Söz oradan Tanzimat sonrasına ve Cumhuriyet döneminin ünlü mekânlarına geldi. Hersekli Arif Hikmet’in evi, Recaizade Mahmut Ekrem’in yalısı ve Firuzağa’daki evi, Halit Ziya’nın Reji İdaresi’ndeki odası, şair Nigâr Hanım‘ın, Nahit Hanım‘ın, Şükûfe Nihal’in, Ekrem Hakkı Ayverdi-Samiha Ayverdi ve diğerlerinin evlerinde akıp giden edebiyat sohbetlerinin ayırıcı renkleri konuşuldu. Cumhuriyet dönemi yazar ve şairlerinin takıldığı pastaneler faslında, aklımdan çoook eskilerden bir program, TRT’de ilgiyle izlediğim Laf-ı Güzaf geçti. Edebiyat mahfillerinin pastaneler ayağını konu edinen bir belgeseldi. Adı geçen belgeseli anmışken buradan Salâh Birsel’e de bir selâm gider.

Programı yaz yaz nereye kadar :) Hasılı bilgilendirici ve izlemesi keyifliydi.