Edebiyat ve Kahvaltı ve “Kalp Dili”

“Huzursuzum. Uzak uzak şeylerin susuzluğu var bende.”(Tagore)

Cumartesi kahvaltısında (17 Nisan) Başbakan Erdoğan’ın konukları, edebiyatçılar olacakmış. CNNTürk’te Cüneyt Özdemir’in konuğu Latife Tekin’di. Davet aldığını ama gitmeyeceğini söyledi ve nedenlerini açıkladı. Politikanın sıcak gündemiyle işim olmaz; ama bu kez, Tekin’in söylediği bir söz, Dünya Edebiyatı’nın geçmişinde bir kavramı hatırlattığı için ilgimi çekti. Yazışım bundandır.

Latife Tekin, “açılım”ı önemsemesine karşılık, sözcüğün kendisini hiç sevmediğini söyledi. Ona göre, önemli olan, “bir kalp dili”ni tutturabilmekti. Söyleşinin bir yerinde de “sevgi dili”nden söz etti. Ben böyle bir dilin, dolayısıyla edebiyatın çözüm olarak kullanıldığı bir ülke biliyorum: Hindistan…

Hindistan, 8.yüzyılda, topraklarındaki mevcut dinlerin yanısıra, İslamiyet’e de kapılarını açar. Birbirinden farklı inanç sistemlerinin fanatikleri arasında çıkan çatışmalar, ülke çapında huzursuzluklara neden olunca,  Hindistan, kendi topraklarının doğasına özgü bir çözüm arayışına girer ve edebiyatın gücünden yararlanmak ister. Hedef, edebiyatın hazırlayacağı zeminde, toplumu inanç düzlemindeki asgarî müştereklerde birleştirmektir.

Bu dönemde “bhakti(inanç sevgisi)”nin işlendiği eserler ön plana taşınır. Uzun bir zaman dilimine dayanan sabırla örülen bir barış ortamı… 8-19.yüzyıllar arasında, özellikle şiirde, “bhakta (mistik-eren)”lar döneminin damgası vardır. Bizdeki tasavvufî duyuşun bir benzeri, mistik bir hoşgörünün temelleri dile kazınır. Üstelik güçlü bir edebî dil oluşturulur.

[Dünya Edebiyatı ders notlarını hazırlarken, yeryüzünün edebî kültürlerinin kilometre taşlarını eş zamanlı olarak düzenliyordum. Bana hatırı sayılır bir ufuk açan, yeryüzü kültürünün dinamiklerini geniş bir fotoğraftan görmemi sağlayan, öğretici bir yaz çalışması olmuştu zamanında… Notlarımı da özenle saklarım. O notlar arasında, Hindistan’a dair bu bilgiyi edebiyatın gücünü örneklemem gerektiğinde hiç atlamam…]

EK (17 Nisan):

Edebiyatçılarla kahvaltının açış konuşmasını dinledim, şurada da metni var. Konuşmada dikkatimi çeken bir alıntı Cemil Meriç’e ait:

’Muhteşem bir maziyi daha, muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak isterdim…”