Edebiyatta Mimarlık

Edebiyatta Mimarlık, ağırlıklı olarak mimarların penceresinden, farklı edebî metinlerde mekânların işlenişini üzerine daha çok deneme niteliğinde yazılardan oluşuyor.

Her yazının başında, Türkiz Özbursalı imzalı, ilgili eserle veya yazarla bağlantılı çizimler var. Yayına hazırlayanlardan Hikmet Temel Akarsu da bir mimar-yazar.***

Yöntem olarak,

”Edebiyatta Mimarlık seçkisi hazırlanırken mimarlık ve edebiyata dair yetkin kültüre sahip çok sayıda akademisyen, yazar, edebiyatçı, sanatçı ve felsefeciden görüş alınmış ve konuyla ilgili belli başlı yapıtlar seçilmiştir.”

bilgisine ek olarak, hazırlanan metinlerin ikinci bir elemeden geçirildiği, yaklaşık 100 eser üzerinde yoğunlaşıldığı ve eserlerin 10 tematik başlıkta toplandığı belirtilmiş.

Bu notu yazarken 233 sayfa tutan ilk iki bölümü keyifle okumuştum: “Mimarlığa Referans Veren Klasikler” ile “Mimarlıktan İlham Alan Romanlar/ Mimarlığa İlham Veren Romanlar”.

edebiyattamimarlik1

Mimarlığa referans veren klasikler için seçilmiş eserlerden biri (Sûrnâme) hariç, diğerleri dünya edebiyatından: İlyada, Odysseia, Binbir Gece Masalları, Decameron, İlâhi Komedya, Notre Dame’ın Kamburu, Beyaz Geceler, Savaş ve Barış, Anna Karenina, Kırmızı ve Siyah, İnsanın Estetik Eğitimi Üzerine Mektuplar, Oliver Twist, Robinson Crusoe, Büyülü Dağ, Ulysses, Şato.

Keyifle okumuş olmak kişisel beklentinin karşılandığı anlamına gelmiyor ama zaten üstünde: Kişisel beklenti… Kimseyi bağlamaz. (Kalan 400 sayfayı tamamlayınca fikrim değişebilir de:))

edebiyatta mimarlık kitabında bulduğumdur:

Edebiyatı meslek edinmiş bir değerlendirmeci için bu kitabın başlığının en sade hali kuşkusuz “Edebiyatta Mekân”, “Edebiyatta Uzam” vb. bir şey olurdu. Çünkü birkaç yazı dışında, genelde okuduklarımda, eserlerin geniş özetleri ve bu özetlere giren mekânlara dair tespitler var: Metne göre, bu tesbitler;

  • Yazıldığı dönemden sonrasına belge sunan ayrıntılar içerme (İlyada, Decameron, Surnâme gibi)
  • Mimarlara da ilham verebilecek kurmaca mekânlar (1001 Gece Masalları, İlahî Komedya vb.)
  • Bir amaca hizmet etme, farkındalık oluşturma bilinciyle yazılmış mekanlar (Notre Dame’ın Kamburu)
  • İnsan-mekân ilişkisinin karşılıklı etkileşimine değinme
  • Toplumsal dinamiklerin mekânla etkileşimi

Edebiyatta Mimarlık

Beklediğimdi:
Niyeyse ve belki haksızca beklentilerim:

  • Edebî eserlerin yapısal düzenine mimar gözüyle bakış
  • Mimarî yaklaşımların edebî eserlere yansıması veya tersi.

Paul Auster’in New York Üçlemesi’ni değerlendiren Büşra Özaydın Çat’ın değerlendirmesini örnekleyebilirim. Modernizmin sistematik yapısal düzenine getirilen eleştirilerin somut yansımalarından olan “yapıbozumu”nun izi Auster’in romanlarında sürülmüştür. Bir ayrıntı:

Bu anlayışa dayalı olarak ortaya çıkan dekonstrüktivist mimari ilk olarak bir grup mimarın 1988 yılında New York’ta açtığı sergide ortaya çıkmıştır. Sergide mimarlar strüktür ve form gibi mimari olguları yapıbozumcu bir üslupla yorumlamışlardır. Serginin en önemli özelliği, geleneksel mimarlık anlayışına ait olan sağlamlık, ağırbaşlılık ve tutarlılık kavramları ile çokyönlülük, karmaşıklık ve değişkenlik kavramlarının yer değiştirmesi olmuştur. Mimaride tanık olduğumuz yapıbozumu yöntemini Paul Auster da New York Üçlemesi’nde sıklıkla kullanmaktadır.

Cam Kent üçlemenin ilk kitabıdır. Kahramanımız Daniel Quinn, romanlarını takma adlarla yayımlatan bir yazardır. Bir gün kendisine gelen bir yanlış arama sonucu kendi isteğiyle bir maceraya atılır. Telefondaki Peter Stillman dedektif Paul Auster ile konuşmak istemektedir. Quinn kendisinin Paul Auster olduğunu söyler ve karşıdakinin buluşma teklifini kabul eder. Henüz ilk kitabın başlarında okuyucu, yazarın ona sunacağını beklediği kurguya adapte olurken birden yazarın kendi ismiyle karşılaşır. Okuyucu bir anda kurgu içinde gerçekle karşı karşıya kalır. Üstelik yazar olarak bildiğimiz Quinn yazarlık kimliğini bir yana bırakarak dedektif kimliğine bürünmeyi tercih eder. Yazar arama halinde olma durumuna girer ve okuyucuyu da beraberinde sürükler. Dekonstrüktivist mimaride de mekân kurgusunda, taşıyıcı olmayan kolonlarla karşılaşmanın buna benzer bir durum oluşturduğu düşünülebilir.

Edebiyatta Mimarlık

Veya Emre Karacaoğlu’nun bir yazarın bir şehirle bütünleşmesine vurgu yaptığı Ulysses değerlendirmesi (“Burada ve Şimdi Hissiyle Bir Şehri Tanımak: Ulysses”):

Romanda kullanılan değişik yazım teknikleri ve fantastik temsillere rağmen Ulysses aynı zamanda son derece derin bir natüralist eserdir: Anlatımda geçen gerçek ve güncel olaylar, tarihsel referanslar, gazete haberleri, mekân, çevre ve nesne tasvirleri Joyce tarafından titizlikle araştırılmıştı. Joyce bu emeğiyle o kadar gurur duyuyordu ki, “Eğer Dublin bir gün dünyadan silinirse, benim kitabıma bakılarak yeniden inşa edilebilir,” diyordu. Sanırım bu ifadenin ışığında, girişteki özdeyiş çok daha anlamlı gelecektir.
Pekâlâ, Joyce Dublin’i okuyucularına nasıl aktarmıştır? İlginçtir, yazar bunu asla uzun, nitelikli görsel tasvirlerle yapmaz. Romanı boyunca sık sık başvurduğu “bilinç akışı” yöntemi sayesinde okuyucu, şehrin bütün dokusunu, İrlandalı başkişiler Bloom ve Dedalus ile birlikte, adeta beş duyusunda deneyimler. Joyce’un edebiyat ediminde kabul gören genelgeçer anlatım tekniklerini reddedip böyle zor ve cüretkâr bir yol seçmesi bir devrimdir ve altında yatan neden de “deneyim/seziş” kavramına atfettiği önemdir.

Not:
Abdülhak Şinasi Hisar’ın İstanbul ve Piyer Loti adlı biyografik eseriyle ilgili yazıda ısrarla “roman” olduğundan söz edilmiş. Yeni baskısı olursa dikkat!

Okumaya devam…

*** Hikmet Temel Akarsu-Nevnihal Erdoğan, Edebiyatta Mimarlık, YEM Yayın, Eylül 2016