Eğitim: Bir Kitle İmha Silahı (John Taylor Gatto)

Adı, anladığım kadarıyla içeriği kadar provokatif olan Eğitim: Bir Kitle İmha Silahı (John Taylor Gatto) ile ilgili, hem yanında duran hem şiddetle karşı çıkan birkaç görüş okudum. Aslında, etkilenmemek için bizzat okumadan ön okumalar yapma huyum yok ama muhtemelen seminer döneminde Türkiye çapında tüm öğretmenlerin okuyup tartışması istenen eserler listesinde yer aldığı için kitap yok satanlardan! Dost’taki görevli iki haftaya belki, deyince, bu seferlik, böylesi tartışmalı bir konuya nasıl bakıldığını merak edip, yazılanlara göz atmak istedim.

Eğitim: Bir Kitle İmha Silahı yazarı John Taylor Gatto, 1991’de New York’ta “yılın öğretmeni” seçilmiş. 30 yıllık sınıf deneyimine ve müfettişlik görevlerine sahip. Amerikan okul sistemini, Alman okul sistemine, daha açığı Hitler dönemi okul anlayışına benzeterek reddedip okuldaki görevini bırakmış. Ülke içinde ve dışında yaptığı konuşmalarda da bu yönde düşüncelerini açıklamış. (Eğitici Tolstoy kitabında da Tolstoy’un en sert şekilde eleştirdiği okul sisteminin Alman okulları olduğunu okumuştum.)

eğitim: bir kitle imha silahı

Gatto’nun penceresinden “zorunlu eğitimin karanlık dünyası”nın özü şu:

İnsanların çocuklarını çalan, dev bir beyin yıkama ve sınıflandırma makinesi olarak merkezi okul eğitiminin var olmasına izin verilmiş olabileceğine inanasım gelmiyor. Bu gerçekten oldu mu? Benim hayatım bundan mı ibaretti?

Üniversite giriş sınavının eşiğinde

Yerine ne gelmeli?

“Yazarın okul eğitimine alternatif olarak önerdiği eğitim şekli açık kaynaklı öğrenmedir. Gatto’ya göre Amerika’nın tarihi tecrübesinde zaten var olan ve Amerikan halkının inanılmaz bir icat kabiliyeti göstermesini sağlayan bu öğrenme şekli, zorunlu okul eğitiminin ihdas edilmesiyle baltalanmıştır. Açık kaynaklı öğrenme esnek mekanları ve esnek sıralama düzenlerini içine alan esnek zamanlı bir faaliyettir çünkü insan çeşitliliği bunu gerektirir. Kişisel olarak yönetilen bireyselleşmiş bir eğitim olan açık kaynaklı öğrenmede kimin öğretmen olacağına hükümet değil öğrencinin kendisi karar verir.”

Yukarıdaki alıntının yer aldığı makale, kitabın içeriği, eleştirileri ve önerileri üzerine yeterince fikir veriyor (Nuran Çınar, “John Taylor Gatto, Eğitim: Bir Kitle İmha Silahı, Zorunlu Eğitimin Karanlık Dünyasına Bir Yolculuk, İstanbul: Edam Yayınları, 2016”).

Gatto, Amerikan eğitim sisteminde Rockefeller, Carnegie ve Ford vb. vakıfların etkili olduğunu ve kendi endüstrilerine hizmet edecek kitlelerin yaratılması için eğitime yön verdiklerini ileri sürmektedir:

Asıl amaç mümkün olduğunca fazla sayıda bireyi, tehdit oluşturmayacak bir düzeyde tutmak, standartlaşmış bir vatandaşlık öğretisi yaymak, başkaldırı ve özgünlüğü öldürmektir. ABD’de ve dünyanın her yerinde eğitimin amacı budur.”

Bloom ve dolayısıyla taksonomisiyle ilgili kısmın da bu eleştiriden aynı gerekçelerle nasiplenmesi ilginç!

“John Dewey, William James, Benjamin Bloom gibi eğitim psikolojisinin önde gelen isimlerini bu projenin yürürlüğe konmasından sorumlu tutan yazar, özellikle Bloom’un taksonomisini sosyal işletmecilerin ve iş sektörlerinin rahatlığı için bireyleri sınıflandırmaya yarayan bir araç olmakla suçlamaktadır.

JohnTaylorGatto“Ya hayatın içinde kendi senaryonu yazmanın yolunu öğrenirsin ya da farkında olmaksızın bir başkasının senaryosunda bir aktör olursun!” (John Taylor Gatto)

okulsuz eğitim… ne güzel!

Eğitim: Bir Kitle İmha Silahı kitabının ön sözünün şimdiki Talim Terbiye Kurulu (TTK) Başkanı Alpaslan Durmuş tarafından yazıldığını, aşağıda kaynağını verdiğim Mahiye Morgül’ün yazısında okudum. Morgül, ön sözden görsel parçalar almış. Şu satırlar, Durmuş’un kaleminden ve doğal olarak destekleyici nitelikte:

“En son söyleyeceğimi en başta söyleyeyim de yük edinmeyeyim, sözümün daha başında hem kendim rahata ereyim hem de konforunu bozmak istemeyenler… Bu kitap, olmaması aklımıza bile gelmeyen ve hukuki mekanizmalarla da bu durumunu tahkim etmiş okulun derin bir muhalifinin eseridir. Muhalif nitelemesi az kalır. Okulun azılı bir düşmanı o! Üstelik bir parçası olduğu yıllarda defalarca yılın öğretmeni seçilmiş, ayaklarını içeriden haber ve bilgilerden oluşturduğu sağlam bir zemine basan bir düşman. (…) Bu sebepledir ki dilerseniz -okul hakkında “olmazsa olmaz” diye düşünüyor ve aykırı bir sese kulak vermek istemiyorsanız- hemen, daha yolun başındayken bırakın okumayı, okulunuza gidin.”

Alpaslan Durmuş’tan yapılan bir başka alıntıda, Gatto’nun neden dört duvar arasında yapılan eğitimi yanlış bulduğuna ilişkin bir açıklama yer almakta:

Bir mekânda kapatılmaya dayalı okul eğitimine karşı çıkıyor Gatto. Çünkü çok farklı yönlere doğru gitme ve gelişme temayülünde olan bireysel hayatları tek tip hâle getirdiğini, bireyleri yığınlaştırma emelinde olduğunu düşünüyor. Başkalarını memnun etme oyununa kendini kaptırmış kayıp ruhlar yarattığını, zihinleri kontrol etmeye oynadığını, yapay bir şekilde uzatılmış bir çocukluk ve ötelenmiş bir yetişkinlik hikâyesini bizlere okuttuğunu, kişisel egemenlik ve özgürlük ideallerini tahrip edip tarumar ettiğini, entelektüel gelişimi ketlediğini, itaatkâr kütleler oluşturduğunu savunduğu okulu hedef tahtasına koyuyor.”

Bu arada, Alpaslan Durmuş, zorunlu eğitime karşılık Gatto’nun kitabında önerdiği “ev okulu” uygulamasından etkilenmiş midir bilemem ama “Ev Okulu” üst başlığıyla çocuklara yönelik dinî bilgilere dayalı kitapları olduğunu ekleyeyim.

okulsuz eğitim… niye ki?

Mahiye Morgül, hem kitabın içeriğine hem de MEB’in önerdiği kitaplar listesinde yer almasına itiraz ederek kitabın iki temel tezine vurgu yapmış:

“1-Kamusal eğitim artık gereksizdir, okullar kaldırılmalıdır.

2-Merkezi sistem sınavlar kaldırılmalıdır.” (Mahiye Morgül)

Morgül, Talim Terbiye Kurulu Başkanı Alpaslan Durmuş’un bu kitabın Türkçe çevirisinin ön sözünü yazmış olmasını garip buluyor:

“MEB Talim ve Terbiye Kurulu başkanımız A.Durmuş bize uyar mı uymaz mı bakmadan, yazar Gatto’nun kitaptaki önerilerine aynen katıldığını kitaba eklediği önsözde ilan etmektedir.”

Morgül, 2007’deki Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı İrfan Erdoğan’ın,

“Okulun bireysel hayatları tek tip hâle getirdiği…”

cümlesine atıfta bulunmuş; bu yaklaşımların ne anlama gelebileceği üzerine görüşlerini dile getirmiş, zorunlu denilen eğitimin bir ihtiyaç olduğu noktasında düşüncelerini açıklamış ve şöyle bir uyarıyla yazısını tamamlamıştır:

Bilimi ve bilimsel eğitim veren okulları korumak benim binlerce yıllık kültürümdür, onu çocuklarımızdan esirgemek ise batının vahşi liberal kültürüdür. Talim ve Terbiye Kurulu başkanı Alpaslan Durmuş yayınladığı şu kitapla özetle vahşi batının sözcüsü olmuştur.” (Mahiye Morgül)

Prof.Dr.Necati Cemaloğlu da başka bir noktadan, zorunlu eğitime karşı çıkanlara karşı çıkan bir akademisyen:

“Herkes çok iyi bilir ki, zorunlu eğitim toplumsal yaşamın olmazsa olmaz koşullarından birisidir. Amaçları zorunlu eğitime karşı çıkmaktan ziyade, zorunlu eğitimin olmadığı bir çevrede kendi gizli amaçlarını hayata geçirmek, kitlelere afyon vererek uyutup, gizli amaçlarına ulaşmaktır.” (Necati Cemaloğlu)

Zorunlu eğitimi, devletin kendi insan kaynağına yatırım yapması olarak gören Cemaloğlu, aynı zamanda bunun, bir arada yaşayan insanların ortak kuralları öğrenmesi açısından da gerekli olduğunu savunuyor:

Temel eğitim zorunlu olmadığı zaman bireylerin toplumsal becerileri kazanması, bu toplumsal becerileri istenildiği şekilde uygulamasının mümkün olmadığı durumlarda, toplumsal düzen bozulur, kaos başlar. Hiçbir devlet bu riski göze almaz, almamalıdır.”

Bir başka yazıda, farklı anlama ve algılamalara karşı uyarı var:

“Bu tür kitaplar biraz dikkatli değerlendirilmesi gereken kitaplar sanırım. Öğretmenin yaptığı her şeyin boş olduğunu düşünmesine yol açabilir. Bu tür kitaplar daha fazla tartışılırsa daha sağlıklı olacaktır.” (Şiraz Duvarı)

MEB’in önerdiği kitapları okumak, eğitim gündeminden kopmamaktan ziyade, öğretmenlere açılan ufukların niteliğini görmek açısından özellikle ilgimi çekiyor. Muhtemelen, Eğitici Tolstoy gibi bunu da seminer döneminden sonra alıp okuyabileceğim.