“Elveda Güzel Vatanım” ve “Vatanım Sensin”

Ahmet Ümit’in Elveda Güzel Vatanım romanının okuması bitti. Yarıladığımda düştüğüm blog notu (“Elveda Güzel Vatanım” Derken “Yazmak”), Ester ve “yazma” tutkusu ağırlıklıydı; çünkü bu iki başlık, Şehsüvar Sami’nin hikayesinde en az İttihat ve Terakki saflarındaki romantik ihtilalci çizgisi kadar önemliydi. Romanın ikinci yarısında, Sami’nin Ester’e yazdığı mektupların odağına, Osmanlı’nın son döneminin siyasi çalkantıları ile İttihat ve Terakki’nin ihtilal heyecanından iktidar hırsına evrilen hatta suikastlerle karanlıklaşan yüzü yerleşir. Başlığa taşıdığım “vatanım sensin” ifadesi de bu bölümde karşılığını bulur.

Vatanım Sensin

Derken… İlk baskısı geçen yıl yapılan Elveda Güzel Vatanım’dan, bu yıl dizi olarak çekilen ve benim de izlediğim Vatanım Sensin dizisine, tesadüf değilse elbet, ilham olmuş gibi görünen bir vatan tasavvuru:

 “Ölüm, şehirlerimizi kaybetmeyle başlar, vatanımızı kaybetmekle neticelenir… Sahi neydi vatan? Bir toprak parçası mı, uçsuz bucaksız denizler, derin göller, yalçın dağlar, verimli ovalar, yemyeşil ormanlar, kalabalık şehirler, tenha köyler mi? Şimdi farkına varıyorum ki, benim için bir tek vatan varmış, o da sensin… Seni kaybettiğim anda vatanımı da yitirmeye başlamışım. Evet, ağır ağır ölüyorum… Annemi, arkadaşlarımı kucaklayan toprak beni de çağırıyor. Evet, hissediyorum… Diyeceksin ki belki Fuad’m teklifini kabul etsen, yeniden duyarsın yaşama hevesini, hayata tekrar başlama şansın olur… Hayır, bunu katiyen yapmayacağım; çünkü yaşadığım o yirmi yıllık fırtınalı hayat bana şu hakikati öğretti: ‘Devletin derinlikleri, toprağın derinliklerinden daha karanlıktır.’”

güncelleme (8 Haziran 2018 )

Söz uçar yazı kalır!

Romanla ilgili notumun sonunda şöyle bir bilgi vardı: Genç bir adamın yüreğinde taşıdığı aşkı, inandığı değerler uğruna mücadelesi ve Ahmet Cemilvârî asla kopmak istemediği yazma tutkusu üçgenindeki hayatının özeti olan mektupların akıbetinde beklenmedik bir gelişme olur ve bir roman ortaya çıkar: Elveda Güzel Vatanım. Dizinin izleyicisine “veda” eden son bölümünde, Hilâl’in de tüm yaşananları Vatanım Sensin adıyla kitaplaştırmış olduğu görülür.

Dizinin genç karakterlerinden Hilâl ve Leon, diğerlerinden yazma ve okuma tutkularıyla ayrışır. Yazı evreni onlar için insanı anlamanın ve insana ulaşmanın temel araçlarından biridir. Elveda Güzel Vatanım’da Ester’in yazıya bakış tarzı ile Hilâl ve Leon’un bakışı da ortak görünür. Mesela, Ester’in gözünde edebiyat, tarihi başka bir gözle okumaktır ki insan o geçtiği yollarla yazı aracılığıyla yüzleşme şansına sahip olabilir bu sayede:

“Elbette bütün bu isyanlar, bu hürriyet kavgası, çok saygı değer, elbette çok gerekli, tabii ki hayatın da bir parçası ama bir de fert olarak biz vanz. Evet, öteki insanlarla birlikte bir camia oluşturuyoruz, fakat yine de ötekilerden farklıyız. Mesela sen yazar olmak istiyorsun, seni ötekilerden ayıran bu. Onlar gibi hisseder, dünyayı onlar gibi anlar, onlar gibi tahlil eder, onlar gibi düşünürsen olmaz. Senin bambaşka, yepyeni bir bakış açın olmalı. Çünkü bir edebiyatçı kronikçi değildir, yani tarihte olup biteni kaleme almaz. Tarihte olup bitenlerin, yazdığı karakterler üzerindeki etkisini anlatır, böylece biz okurlar da o kahramanlarla aynı haletiruhiye içerisine girer, kendi benliğimizle yüzleşme imkânı buluruz.”

Vatanım Sensin

Vatanım Sensin ve vermeye çalıştığı ana mesajlardan biri onlarsız olmazdı: Hilâl ve Leon. Ege’nin iki yakasının insanları birbiriyle savaş hâlindeyken bile birbirini sevebilir, savaşın yıkıcı etkilerine karşın barışın her iki yakanın hayrına olduğunu zihinlere kazıyabilir.

İki yıldır kesintisiz izlediğim Vatanım Sensin dizisinin Elveda Güzel Vatanım’la yukarıdaki ifade benzerliği dışında herhangi bir ilgisi yok. Vatanım Sensin, Yunan ordusunda bir Yunan subayı gibi davranan ama gerçekte Ankara’ya hizmet eden bir subayla ailesinin çevresinde Millî Mücadele yıllarının zorlu süreçlerini konu alan bir dizi…

Vatanım SensinBu diziyi ve Mirâlay Cevdet’i, hemşire Azize’yi, bayrağımızın olmazsa olmaz ikilisi Hilâl-Yıldız ve kökeni bir başka ulustan olsa da kendisine verilen isimle “hilâl” ve “yıldız”la temsil edilen değerleri ayakta tutan güce işaret eden Mehmet’i ve dahi ailenin çınarı Hasibe Nine’yi muhtemelen hiç unutmayacağım. İçinden Halide Edip, Mehmet Akif ve Yunus Emre gibi edebiyattan isimlerin geçtiği ve hatta ilk ikisinin canlandırıldığı sahneleri de…

Bu arada Hilâl’in takma ad olarak kullandığı Halit İkbal’in, Halit’inin Halide Edip’e gönderme olduğunu biliyordum; İkbal kısmı da Hindistan’ta İngiliz sömürgesine karşı çıkan yazıları ve mücadelesiyle tanınan, yazdıklarıyla Mehmet Akif’i de etkileyen şairlerden Muhammed İkbal midir diye hep düşünmüşümdür. Bir gönderme varsa da kaçırmış olabilirim.