Equilibrium, Duygu ve Duyarlık

“hayata

“Bugün R. Taylor’ı ağlarken gördüm. O bilmiyor ama onu ağlarken gördüm. Sence onu rapor etmeli miyim?”

İsyan olarak Türkçeye çevrilen Equilibrium(Denge, 2002), daha önce sözünü ettiğim felsefe etkinliğinde değerlendirilen filmlerden biriydi. Dikkat çekilen bazı noktalar ilgimi çekince, alıp izlemeye karar verdim. Çocukların dikkati, moderniteye göndermeler içeriyordu ve insana rağmen, insan için yapılan uygulamaların ne kadar gayriinsanî olduğunu gösteriyordu.Kısa bir net taramasında, çokça bilgi ve yorumla da karşılaşınca, sadece başlığa taşıdığım noktadan, filmin düşündürdüklerini içeren farklı birkaç not düşmeyi yeterli buldum şimdi.

equilibrium

Üçüncü dünya savaşından çıkmış insanlığın, dördüncü bir dünya savaşına tahammülü yoktur madem; öyleyse, savaşlara neden olan temel etkeni ortadan kaldırmak kesin bir çözüm olacaktır. Nedir o? Duyguların dengelenmesi… Duygunun yok edildiği bir dünya düzeninde artık insanî hiçbir şey olmayacaktır; ama savaş da olmayacaktır!!! Duygunun en somut yansıması sanatta kendini gösterdiğine göre, kahrolsun sanat!!! MonaLisa’nın yakılması emri! (Ray Bradbury’nin Fahrenheit 451 romanına göndermede bulunan bir yakma sahnesi…) Preston’ın görev ortağı rahibi, Yeats okuduğu için öldürmesi… Yine Preston’ın, kaçak dinlediği Beethoven’la insan oluşu hatırlaması/ağlaması…

Duygu ve sanat kavramlarını lise öğrencilerine, tatlı şaşkınlıklarına keyifle eşlik ettiğim bir soruyla başlarım hep:

-Estetikle anestezi arasında bir ilişki vardır. Nedir?
Kendilerince esprili yanıtları hiç değişmez:
-Ajda Pekkan.

Ve başka başka yanıtlar… Sonra, onlara, her iki sözcüğün hissetmeye dayanan açıklamasını veririm ve sanatın duyularla ilişkisine geçerim. Bilginin tam açıklaması İsmail Tunalı’nın Estetik kitabından:

“ ‘Estetik’ sözcüğü grekçe ‘aisthesis’ ya da ‘aisthanesthai’ sözünden gelir. ‘Aisthesis’ sözcüğü duyum, duyulur algı anlamına geldiği gibi, ‘aisthanesthai’ sözcüğü de duyu ile algılamak anlamına gelir. Estetik, bu anlamda duyulur anlamda, duyusallığın sağladığı bilgi ile ilgili bir bilim olarak düşünülüyor. Sözcüğün kökeninde bulunan bu duyusallık, estetik dediğimiz bilimin adının dışında da bu sözcüğün yaşadığını gösterir. Günümüz tıp terminolojisinde rastladığımız ‘anesthesi total’ ya da ‘anesthesi lokal’ terimleri bunun somut örnekleridir.”

Equilibrium filminde, duygu kontrolü Prozium adı verilen ve “Prozac”la “Librium” ilaçlarının adlarının karışımını çağrıştıran bir ilaç sayesinde sağlanmaktadır. İlaç saatinde herkes, dozu ayarlı bu ilacı, damarına enjekte etmektedir. (Fahrenheit 451’de de antidepresanlarla uyuşmuş, duyarlıklarını yitirmiş zombivari insanlar vardı.)

Libria halkı, dev ekran ve duyuru panolarından yönlendirilmekte, bilgilendirilmekte, gözlenmekte, ilaç vb. rutinler için uyarılmaktadır. (Filmin kapağında yer alan, “Matrix, 1984 ile buluşuyor” yorumuna uygun Big Brother çağrışımı…)

Film boyunca neredeyse hiç gülümsemeyen, boş bomboş bakan duygusuz, ruhsuz yüzler geçitinde aklıma bir de Gülün Adı (Umberto Eco) geldi; hani, toptan İsa’nın çarmıha gerilmesinin günahını çekmeye, dolayısıyla hep acıya mahkum Hristiyan halka gülmeyi yakıştırmayan ve o nedenle Aristo’nun gülmeyle ilgili kitabına zehir sürerek, bu kitabı okuyanları da ölüme mahkum eden manastır rahibinin mantalitesi… Filmden bir tümce: “Ayrıca, onunla (prozium) birlikte neşeyi ve sevinci de uyuşturuyoruz.”

Filmin kapağı demişken… Normalde, kapağa bakarak öylesine geçip gideceğim bir film olurdu benim için Equilibrium. Kostümleri, silahları, duruş ve bakışlarıyla Matrix’in kahramanlarına çok benzeyen iki adam figürü var kapakta ve başlıkta İsyan… Benim için fazlasıyla macera çağrışımlı… Önyargılı olmamak lazımmış:)