Fahrenheit 451… Geleceğin Yanma Derecesi!

Ray Bradbury’nin 1953’te yazdığı Fahrenheit 451 romanı, toplum için, toplum adına, mutluluk dahil tüm reçeteleri belirleyen ve dayatan ve bunu “anten”lerle simgelenen televizyonlar üzerinden adeta kitleleri uyuşturarak gerçekleştiren bir sistemin eleştirisini içeriyor. Bu sistemin kalıcılığı, uyandırma etkisiyle çok çok tehlikeli olduğuna hükmedilen, dolayısıyla ne tür olursa olsun, tümden yasaklanan kitapların yakılarak yok edilmesine bağlı görülüyor. Ateş içinde yaşayan “semender” simgeli itfaiye örgütünün aslî görevi, kitapları ve kütüphaneleri yok etmek… Televizyonların aslî görevi ise, kitleleri düşünemez duruma getirip yeni sistemin değerleriyle yeniden biçimlendirmek… Bradbury, 1950’lerde çatıları hızla kaplayan antenlerde, bir toplumun bilincinin yavaş yavaş nasıl dumura uğrayacağı yönünde olumsuz bir öngörüde bulunmuş demek ki… 

Fahrenheit 451(ek: 2017 yazındaki Selânik gezimizde, zihnimde hep Fahrenheit 451’i çağıran antenler:))

fahrenheit 451, üç bölümden oluşuyor:

Fahrenheit 451 romanının konusu:


& Birinci bölüm, “Ocak ve Semender”

Bu bölümde Guy Montag’ın evi, işi ve her zamanki günlük rutinini kırıp dünyaya başka bir gözle bakmasını sağlayan genç kız Clarisse ile dışarıdaki sohbetleri yer alır. “Ocak/ şömine”, ev ortamının, yuvanın karşılığıdır. Montag, eşi Mildred’la, duvarları televizyonla kaplı bir evde yaşamaktadır. Mildred, televizyonların eğittiği, ekranda kendisinin yerine düşünenlerin önerileri doğrultusunda yaşayan bir kadındır. Montag, özellikle, sohbetleri boyunca hayatın renklerinden söz eden Clarisse’nin açtığı yeni ufuklardan sonra, eşiyle ortak bir paydada buluşamayacaktır.

“Semender”, mitolojik bir hayvandır, ateşte yaşar; görevleri kitap yakmak olan itfaiyecilerin çalıştığı kurumun simgesidir. Ateş, ocakta harlanıp yuvanın sıcaklığına katkı verdiğinde olumludur ancak aslında işleri ateşle boğuşmak olan itfaiyecilerin elinde harlanıp kitaplara yöneltilince, yüklenen anlam da ters yüz olmaktadır!
 

Fahrenheit 451

Romanın başında ateşte yaşayan Semender ön plandadır, sonunda yerini küllerinden doğmayı başaran anka kuşuna bırakacaktır. Bu mitolojik hayvanlar dışında, bir de mekanik, teknolojik bir tazı vardır, belirlenen suçluları(!) affetmeyen!…

& İkinci bölüm, “Elek ve Kum”

Montag, kitap yakma zevkinden(!) gizlice de olsa kitap okuma aşamasına geçtiğinde, çocukluğunda duyduğu bir anektodu hatırlar. Daha önce kitap okumamış birinin okuma adımlarından belleğinde bir şeylerin ne kadar kalabileceği, eleğe dökülen kumlardan elek üstünde ne kadarının kalabileceği sorusunun yanıtından farklı değildir! Montag, kitapların, diğer bir deyişle  bilginin dünyasına adım atarken en büyük desteği Prof.Faber’den görecektir. 17 yaşındaki Clarisse hayatı, yaşlı Faber hayattan kitaplara akan birikimi gösterir Montag’a…

& Üçüncü bölüm, “Alev Alev”

Montag artık dönüşsüz bir yoldadır. İtfaiye şefi Beatty, onun kitap tutkusunu öğrenir ve kendi kendini cezalandırmasını ister. Sonu hazırlayacak süreç hızlanır! “Alev alev” yanan kitaplar, ardı sıra birkaç kişiyi daha ölümün kıyısına getirecektir. Montag bir şekilde şehirden kaçmayı başardığında yepyeni bir yolculuğa adım atacak; alevlerle, savaşla yok olan bir dönemin yerine belki kitaplarla kurulabilecek yeni bir dönem için çaba harcayan insanlara karışacaktır.

Geleceğe taşınmak üzere fiziksel olarak saklanamayan kitaplar için bulunan çözüm, onları ezberleyerek belleklere yüklemektir.

Devamı 2.sayfa