Fahrenheit 451… Geleceğin Yanma Derecesi!

Öncesi 1.sayfa

Kağıdın yanma derecesini ifade eden Fahrenheit 451 romanında, birileri her şeye rağmen kitapların geleceğe kalması için ilginç bir yöntem bulur ve uygular. Herkes, geleceğe kalsın diye bir kitabı ezberleyerek belleğinde saklar. Filmde de kitapta da en çok, “kitap halkı”nın anlatıldığı sahneler ve sayfalardan hoşlandım.

“Kitaplar benim ailem.”

cümlesi özellikle… Montag’ın bu cümlesi, filmde geçiyor, kitapta göremedim.

Fahrenheit 451

“‘Uğraşma. İhtiyacımız olduğu zaman gelecektir. Hepimizin fotoğrafik hafızası vardır, fakat bütün bir ömrü, gerçekten orada olan şeylerin nasıl önünü tıkayacağımızı öğrenmeye harcarız. Burada aramızda olan Simmons bu konu üstünde yirmi yıldır çalışıyor ve artık bir kere okuduğumuz bir şeyi yeniden hatırlayabilmek için bir yöntemimiz var. Montag bir gün Platon’un Cumhuriyet’ini okumak ister misin?’ ‘Elbette!’

‘Ben Platon’un Cumhuriyet’iyim. Marcus Aurelius’u okumak ister misin? Mr. Simmons Marcus’tur.

‘Nasılsınız?’ dedi Mr. Simmons. ‘Merhaba’ dedi Montag.

‘Şu günahkar politik kitap Gulliver’in Seyahatleri’ni yazan Jonathan Swift ile tanışmanı istiyorum! Şu diğer arkadaş da Charles Darwin ve şu da Schopenhauer ve şu Einstein ve burada, dirseğimin dibinde olan da Mr. Albert Schweitzer, oldukça da iyi yürekli bir filozoftur. İşte hepimiz buradayız, Montag. Aristophanes, Mahatma Gandi, Gautama Buddha, Konfüçyüs, Thomas Love Peacock, Thomas Jofferson ve Mr. Lincoln. İstediğini seç. Bizler ayrıca Matta, Markos, Yuhanna ve Luka’yız.’

Herkes sessizce güldü.”

sahi, belleğinizde geleceğe taşıyabileceğiniz sadece bir kitap olsaydı, hangi kitabı seçerdiniz?

Çok benzer bir soruyu, Umberto Eco ve Jean-Claude Carrière’, o harika Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın  da sorar:

“Bir felâketle karşılaşsanız, hangi değerli kitabınızı kurtarırdınız?”

Fahrenheit 451

TÜYAP Kitap Fuarı’na gittiğimizde, iki öğrencim ellerinde İthaki Yayınları arasında basılmış Fahrenheit 451’le çıkageldiğinde, “ben de okumak istiyorum” demiştim, ancak okuyabildim. Şu da kitaptan iletisi hoşuma giden bir bölüm, özellikle bahçıvanla vurgulanan son satırlar…

“Granger durup Montag’la geriye baktı. ‘Büyükbabam, herkes öldüğü zaman geride bir şey bırakmalı, derdi. Bir çocuk, bir kitap, bir resim, bir ev, yapmış olduğu bir duvar ya da bir çift ayakkabı. Ya da ekili bir bahçe. Ellerinin bir şekilde dokunduğu ve ruhunun öldüğün zaman gidebileceği bir şey, öyle ki insanlar senin diktiğin ağaç ya da çiçeğe baktığı zaman seni orada görebilsinler. Ne yaptığın önemli değil, derdi, yeter ki sen ellerini onun üstünden çektiğin zaman, ona dokunduğun zamanki halini değiştiren bir şey yapmış olasın. Otları sadece biçen bir adamla, gerçek bir bahçıvan arasındaki fark dokunuştadır, derdi. Otları biçen bir adam orada hiç bulunmamış gibidir, fakat bahçıvan ömür boyu oradadır.”

Fahrenheit 451 filmini bir distopya örneği olarak sınıflarımızda izletmiştik. Konu gereği üç sınıfta üç kez izleyince, kitapta geçen ve yönetmen François Truffaut’nun 1966’da çektiği filmde kullandığı sembolleri neredeyse ezberlemiştim. Yukarıda bahsi geçen ateş, ocak, duvar, semender, anka kuşu, mekanik tazı, elek, kum, ayna, kan (Mildred’ın kanının değiştirilmesi), şehirden ve savaştan kaçan insanların sığındığı doğa üzerinden Ray Bradbury’in distopik dünyaya ilişkin mesajları… Bradbury, dikkatli okurlarını yormaz, bu sembollerle ve roman karakterleriyle vermek istediklerini açıklama niteliğindeki cümleleriyle ortaya koyar. Meselâ ayna: Her insan, bir diğerine aynadır yalınlığında bir anlam yüklenmiş ve örneklenmiş. İnsanlar ve durumlar bazen her şeyi tüm yalınlığıyla ortaya koyan ve dönüşümü başlatan birer ayna olabilir:

“Binlerce kitap yaktık. Bir de kadın yaktık.”

not:

Bugün Fahrenheit 451’in yeni baskısının duyurusunu görünce, yıllar önce yazdığım bu blog notuna döndüm tekrar ve bazı eklerle buraya taşımak istedim. 1966 yılı çekimi filmden sonra, aslında 2018’de gösterime gireceği belirtilen film de var, merakla beklediğim. (Bugün Twitter’da, İthaki Yayınları, Fahrenheit 451’le ilgili bir duyurularını “retweet”leyen iki okuruna yeni baskıyı hediye edeceğini belirtmiş. Benim okuduğum baskı da aynı yayınevi tarafından okulumuza hediye olarak gelmişti.:) İyi bi şey…)

***Ray Bradbury, Fahrenheit 451, İthaki Yayınları, 2012 (çeviri: Zerrin Kayalıoğlu, Korkut Kayalıoğlu)