Felatun Bey ile Rakım Efendi (Ahmet Midhat)-1

Felatun Bey ile Rakım Efendi, Ahmet Midhat’ın eğitime, kadına, esarete, çalışmaya ve ekonomiye bakışını toplu olarak yansıtan temel eserlerinden biridir. Ahmet Midhat, cinsiyet ayırmaksızın eğitimin önemine inanır, esarete karşı çıkar, çalışmayı fazlasıyla önemser ve değerli bulur, ekonomide girişimciliği destekler. Bu ve benzeri görüşlerini edebiyatı araç yaparak kişiler üzerinden vermekle kalmaz, anlatıcıya da açık açık söylettirir.

Bu akşam, Küçük Tiyatro’da, Felatun Bey ile Rakım Efendi’nin oyun versiyonunu izledik. Türel Ezici oyunlaştırmış, Levent Suner yönetmiş. Kostüm tasarımı Fatma Görgü‘ye; ışık tasarımı Işık Kırımoğlu‘na ait.
felatunbeylerakimefendi-5

Oyun henüz başlamamışken sahne… Yahut aslında çoktaaan başlamış demek daha doğru belki…

Sahnelemede “açık biçim”:

Klasik bir sahneleme bekleyen yanılacaktır. Seyirci de “seyirci” olarak oyunun bir parçası kılınmıştır. Oyunun parçası olma, ön anonslarla başlar. Kendinizi hazırlıkları tamamlanmış bir oyunun büyülü dünyasına bırakmaya hazırlanırken, yapılan anonsla “seyircili prova”ya davetli olduğunuzu anlarsınız. Salona girince, henüz oyun başlamadan sahnede gezinen, sesini açan veya bazı oyun sahnelerine dair figürleri yapan yahut elindeki kağıtlarla oyunculara bir şeyler söyleyen birileriyle karşılaşabilirsiniz. Müzisyenler zaten sahnededir. Sahne de ortaoyunu sahnesi gibi tasarlanmıştır. Velhasılı, bir şeylerin değişik cereyan edeceği açıktır.

Açışı “Ahmet Midhat Efendi” kişisi yapar, aynı zamanda oyunun rejisörüdür ve aynı zamanda gerektikçe bazı oyun kişilerini canlandıran bir aktördür. Zaman zaman unuttuğu sahneler oldukça, “yazardan rejisör bu kadar olur” itirazlarıyla karşılaşır. Prova modunda akan oyun, geleneksel ortaoyununun doğasından gelen her şeyin orta yerde, dolayısıyla açıkta olduğu sahneleme tarzı ile Batı’nın “açık biçim” anlayışının harmanlandığı bir yapı sunar. “Seyirci”nin bir “oyun”un sahnelenme sürecine tanıklık ettiğini unutması ne mümkün! Zaten unutmasın istenir. “Açık biçim” ve bunun geleneksel tiyatromuzun özünde var olduğu yine oyun içinde vurgulanmaktadır.

(Ahmet Midhat Efendi, Tanzimat’ın yüzünü Batı’ya dönen değişim rüzgârının bir sonucu olarak ortaya çıkan Doğu-Batı ikilemindeki kaçınılmaz ikili hallerden hareket eder. O hallerin bir ayağında ayakları yere basarak Batı’ya açılan Rakım, diğer ayağında o rüzgârın sarhoşluğunda kendini kaybeden Felatun vardır. Bu ikili hallerin bir yansıması da o dönemlerde tiyatroda görülür. Geleneksel ortaoyunu ile Batı’nın metne dayalı tiyatronun kesişim noktasında, tulûat tiyatrosu belirir.)

Felatun Bey ile Rakım Efendi

Ama…

Oyun arasında, İlkyaz’la aramızda geçen mini diyalog:

-Nasıl buldun?
-Böyle sahnelenmesi iyi mi kötü mü bilemedim.
-Ben de…

Belki kitabı bildiğimiz için, belki Ahmet Midhat’ın açık seçik ve basitçe anlatmayı bilinçli olarak seçtiğini bildiğimiz için, bu oyunun başka bir noktadan bilinçli seçilen anlatım tarzını garipsemiş olabiliriz. “Açık biçim”in özelliği kitabı doğal olarak parçalamış: Olayın kronolojik akışını oluşturan halkalar çoğu yerde birbirinden bağımsız parçalar olarak sahneleniyor. Okuyan takibi kolay yapar da ilk kez karşılaşanın puzzle’ı tamamlaması gerekebilir.

Felatun Bey ile Rakım Efendi

Sahnede dil de teknikler de bireysel çeşitlemeler de cümbüş tadında…

Felatun Bey ile Rakım Efendi oyununda, oyuncular hareketleri geri sararak “geriye dönüş” tekniğini sahnede somutlaştırıyor, Rakım Efendi, aynı anda hem kendi evinde Canan’a hem Ziklas’ın evinde Can’la Margret’e Farsça ders verebiliyor. Felatun’un uşağı, kılık kıyafetiyle ve davranışlarıyla ortaoyununun İbiş’ini hatırlatıyor. Kitaptaki dil renkliliği abartılı olarak sahneye de yansıyor; “oyuncu”lar hem rollerinin gerektirdiği aksan veya dilde konuşuyor, hem oyuncu olarak “normal” konuşuyor. Yer yer beğenmedikleri yerlere müdahale edebiliyorlar. Örnekleri çoğaltmak mümkün.

Unutmadan, “tekrar” yoğunluğunu da atlamamak lazım. Özellikle bir tekrar diyalogu, içerikte Tanzimat’la dönüşen toplumsal yapının ironisini yaparken, açık biçimin bilinçli bir uygulamasını da göstermiş olur.  Diyalog şu:

“Öğreneceksiniiiiiz!

Çaresiz öğreneceğiiiiiiz!”

tekrarları ve her tekrarda, kim söylerse söylesin yaptıkları robotik figürler, yoğunluk açısından bana bir parça itici geldi ya neyse.

İlginçti.

Devamında kitaba dair notlar için...