“Günümüz Türk Romanı”-1: Tarihî Roman ve Boğazkesen

İstanbul’un erguvan mevsiminde, “Robert Kolej”de, sırasıyla, Nedim Gürsel’i, Murathan Mungan’ı, Latife Tekin’i ve Ayfer Tunç’u dinlemenin keyfi… Sahneden taşan, çok sade ama birazdan Tevfik Fikret gelecek de Halûk’a insanlık erdemine dair bir not düşecek algısını uyandıran, eskilerden kalma güzel bir masa ile mini kitaplığın uyandırdığı “köklülük” duygusu; bu duyguyu başka bir noktadan besleyen akışta zamana uyulmasındaki özen… (2008’de bir bildiri sunmak için geldiğim zaman, bina ve bahçesi karşısında hissettiğim türden hayranlık, kıskançlık vs. gibi pek bir önemsiz şeyler de var tabii…)

Özel Amerikan Robert Lisesi tarafından düzenlenen “VII.Kültür ve Edebiyat Sempozyumu”na (28 Nisan 2012)  zümrece katıldık; mutlulukla döndük.

(“Sempozyum” sözcüğünün kavram ve kapsama alanına ilişkin itirazım saklı kalsın.)

Sempozyum başlığı: “Günümüz Türk Romanı”

İlgimi çeken konuşmaları hızlı bir şekilde not alabilmeme karşın bu kez, başımı kağıttan kaldırmazsam ve tümceleri kaçırmamak için uğraşırsam, konuşmacıların kendilerini kaçıracağımı fark ettim ve çok kısa notlar aldım. Açıkçası dinlemek kadar “seyretmek” de istedim.

Sabah oturumunun ilk konuşmacısı Nedim Gürsel’di. “Roman ve Tarih İlişkisi Bağlamında Günümüz Türk Romanı” üzerine görüşlerini, ağırlıkla Boğazkesen romanını örnekleyerek aktardı.

Nedim Gürsel, birçokları gibi yazma serüveninin “yalnızlık gerektiren bir edim” olduğunu düşünüyor. Yazarlığın, yalnızlık ortamında bir dünya yaratmak olduğunu belirtiyor. (Ben, “yaşama” serüveninin de “Hey! Neler oluyor böyle?” noktasında, bir şeyleri anlama ve anlamlandırmak için  yalnızlığa çokça ihtiyacı olduğunu düşünenlerdenim. )

Yazarken mutlak yalnızlık ve okunurken çoğullaşma ekseninde akan konuşmada Boğazkesen’e dair düştüğüm not: Nedim Gürsel’in İstanbul’da yaşadığı yer, Rumeli Hisarı’nı görüyor. Bu, bellekte esaslı bir iz… Fransız yayıncısı, kendisinden, yayınlanan öykülerinin dışından bir de roman isteğinde bulunuyor. Roman değil ama bir “büyük hikaye” yazma düşüncesiyle Rumeli Hisarı’nin yapılışını anlatmak istiyor. Araştırmaları onu, Fatih’in dünyasına yöneltiyor. İlgisini çekiyor ve romanın kurgusu, Fatih dönemi ile bu dönemi yazan Fatih Haznedar’ın “bugün”den bakışına yaslanıyor. Dünde Fatih’in İstanbul’a derin aşkı ile bugünde Fatih Haznedar’ın Deniz’e aşkı biçimleniyor. Ölümüne/öldüresiye aşkın paradoksu! Sonuçta, boğazı kesen Rumeli Hisarı’nın tarihinden, Nedim Gürsel’in ifadesiyle,  “boğaz kesenlerle, boğazı kesilenlerin birbirine karıştığı bir dönem hikayesi” ortaya çıkar.

İlgili yazı:

“Günümüz Türk Romanı”-2:Romana Dair