Gölgeler (Zülfü Livaneli)… “Edebî ve Ebedî”…

Gölgeler farklı zamanlarda yazı dünyasına girmiş bir grup ismin, bugün pek de bilinmeyen takma veya gerçek isimlerinin hikâyesini anlatan bir “uzun hikâye”…

konstantiniyye oteli’nden gölgeler’e

Gölgeler’in çıkış noktası, Zülfü Livaneli’nin Konstantiniyye Oteli romanı … Livaneli girişte, yazılış hikâyesini ve amacını kısaca belirtmiş:

“Roman, okumuş olanların bileceği gibi Konstantiniyye adlı yedi yıldızlı bir otelin açılış gecesindeki görkemli daveti anlatıyor. (…) ‘Edebi ve Ebedi Gölgeler’ başlıklı bölümde de bugün hayatta olmayan şair ve yazarlarımıza bir saygı duruşunda bulunuluyor.

 

Elinizdeki kitap bu bölümün genişletilmiş, gözden geçirilmiş ve sevgili editörüm Aslı Güneş’in katkılarıyla zenginleştirilmiş hali. Aykut Aydoğdu’nun nefes kesici resimleri ise kitabın saygı duruşu boyutunu bir kez daha vurguluyor.”

kurmaca olay içindeki gölgeler

Konstantiniyye Oteli’ndeki balo salonuna giren ve gerçekte hayatta olmadıkları, dolayısıyla birer “gölge” oldukları için görünmeyen bir grup yazar ve şair, oturacak bir yer bulamayınca dışarı çıkar, kendi aralarında bir sohbete başlarlar. Sohbetin yönü bir süre sonra, edebiyat dünyasına adım attıkları günlerdeki “müstear” kullanma hikâyelerine ve nedenlerine evrilir. Söz Ali Kaptanoğlu’nun hikâyesine geldiğinde, Yalnızlar Rıhtımı da hatırlanır ve Halide Salih’le Cemasef dans eder. Derken, karşıdan Asım Us görünür, grupla, özellikle Halide Salih’le İstanbul üstüne kısa bir sohbeti olur. Derken, Avnî de gelir ve şimdinin beton yığını İstabul’una uzanan geçmişin masalsı İstanbul’u özlemle yâd edilir.

İstanbul, doğal olarak gizli kahraman!.. Zaten yazarı da Ayşe Arman’a verdiği röportajda, buna işaret etmiş.

“İstanbul’a, onun yazarlarına ve şairlerine bir saygı duruşu aslında ‘Gölgeler’.”

Gölgeler

hikâyeye gölgesi düşmüş isimler

Gölgeler’de farklı zaman dilimlerinde yazı dünyasına dahil olmuş bir grup edebiyatçının ve eli kalem tutmuş iki devlet adamının (Mustafa Kemal, Fatih Sultan Mehmet), bugün bilinen isimlerinin dışındaki daha az bilinen yahut hiç bilinmeyen takma veya gerçek adları, birer kurmaca metin kişisi olarak hayat bulur:

  • Hâlide Edip, aslında gerçekteki hâliyle, evli olduğu dönemdeki eşinin adıyla, Hâlid Salih olarak,
  • Yahya Kemal, yine gerçek adıyla ve doğum yeriyle, Üsküplü Ahmet Agâh olarak,
  • Reşat Nuri Güntekin, Saksağan müstearıyla,
  • Nâzım Hikmet, Orhan Selim müstearıyla,
  • Sabahattin Ali, A.Metin olarak,
  • Kemal Tahir, Mayk Hammer çevirilerinde kullandığı F.M.İkinci müstearıyla,
  • Orhan Kemal, aslında aile adı olan Raşit Kemali ile,
  • Orhan Veli Kanık, Mehmet Ali Sel olarak,
  • Yaşar Kemal, asıl adı Kemal Sadık‘la,
  • Attilâ İlhan, sinema dünyasındaki görünürlüğüyle Ali Kaptanoğlu olarak,
  • Cemal Süreya da müstear ama bu kitapta bir başka müstearıyla Cemasef olarak,
  • Ece Ayhan, gerçek adı olan Ayhan Çağlar‘la

kitabın kurmaca kişilerine dönüşür ve hikâyelerini anlatırlar. Ve nihayet, onlara, kitabın yazılış sürecinde vefat eden Ülkü Tamer William Flynn müstearıyla; Fatih Sultan Mehmet, Avnî mahlasıyla;  Atatürk de Hatay meselesinde ters düştüğü İnönü’ye karşı muhalif görüşlerini yazmak için kullandığı Asım Us adıyla eklenir.

Gölgeler bittiğinde öğrendiğim ilginç ayrıntılardan anladığım, gölgede kalmış, unutulmuş yahut unutulması istenmiş “gölge” isimler, ister gerçek, ister “müstear” olsun, birkaç ortak nedende buluşmuş:

  • İlk acemilikler o isimlerle unutulsun, parlayan isimlere gölgesi düşmesin!
  • Bilinmeyen bir dünyaya adım atışın doğurduğu utangaçlık o ismin arkasında saklansın ve atılsın!
  • Siyasî veya herhangi bir nedenle o müstear, bir korunma, savunma zırhına bürünüversin!

Aslında, kitabı okumayan biri için, girişteki açıklama ve verilen isim listesinin düzeni, kolaylıkla kafa karışıklığına yol açabilir.

Girişte, gölgede kalmış müstear isimlerin hikâyesinin anlatıldığı söyleniyor. Hemen ardından gelen listeye bakınca, müstear ve gerçek isimlerin karışık verildiğini görüyorsunuz. Meselâ “Halide Salih”, Halide Edip’in müstearı değil ki diye düşünüyorsunuz ve “Ahmet Agâh”, zaten Yahya Kemal’in gerçek adı değil mi diye itiraz etmeye hazırlanıyorsunuz… Ancak, okuyunca, Livaneli’nin bütün isimlerle ilgili doğru bilgileri aktardığını anlayabiliyorsunuz. Bu karışıklığın nedeni, “müstearlar” diye bir genelleme yapılması ve müstearların “gölgede kalmış” hikâyelerinin anlatılacağının vaadedilmiş olması… Böyle bakınca, iyi de “Yahya Kemal” bir müstear olarak nasıl gölgede kalmış ki diyorsunuz, hâliyle..

Gölgeler, bana bi parça Haluk Oral’ın Şiir Hikâyeleri kitabını hatırlattı. Bir farkla: Şiir Hikâyeleri’nde metinlerin yazılış hikâyeleri, bağımsız birer yazı hâlinde ve araştırma bilgilerine dayalı olarak aktarılmıştır. Gölgeler de araştırma sonuçlarını içeriyor hatta son sayfada bir kaynakça yer alıyor ama “hikâye” olarak yazılmış. Gerçi olaya dayalı kurmaca metin özelliği dışında, çok da “hikâye” tadında okunamıyor. Çok hızlı ve kolay ve tatlı tatlı okunuyor ama hikâye tadı vermiyor demek belki daha doğru.

Kitap üstüne Ayşe Arman’ın Zülfü Livaneli ile röportajı şurada… Arman, Livaneli’ye hiç müstear isim kullanıp kullanmadığını sormuş. Yanıt: Yazıda kullanmamış ama Yol filminin müziğini Sebastian Argol olarak yapmış!

*** Zülfü Livaneli, Gölgeler, Doğan Kitap, 2018