“Göl” (Lamartine)… Ey Göl, Hatırında mı?

“Mannequin Challenge” yani insanların mankenvarî hareketsiz kalmaları, hareketlerin dondurularak görüntülenmesi “moda”sı varmış. Niye var, nerden çıktı çok umurumda değil ama THY hosteslerinin de katıldığı bir videoya denk gelince, aklıma gelen iki metni “hayata dipnot” olarak düşmek istedim buraya.  “Göl” (Lamartine) ve Faust (Goethe)…  “Donma”lı, ve dahi daha anlamlı ve derinlikli…

İlki, Lamartine’nin ünlü şiiri “Göl” (Çev: Yaşar Nabi Nayır)  :

"Göl" (Lamartine)
“Zaman, dur artık geçme, bahtiyar saatler siz,
Akmaz olunuz artık!
En güzel günümüzün tadalım o süreksiz
Hazlarını azıcık!

Tam metin aşağıda:

Bir insan, hayatının hangi anında, “zaman ebediyyen donsun, hiç geçmesin, hiç son bulmasın” ister?  Şiirde bunun yanıtı, sevgiliyle değer kazanıyor. Faust’ta, hayatın hedeflerine kavuşulduğunda… Ki o an da ölümle gelecektir!

II.metin, Goethe’nin Faust oyunundan (çev.Recai Bilgin):

Faust

FAUST-Eğer ben, günün birinde, âtıl bir halde, tembellik yatağına uzanacak olursam, hemen o anda yok olayım! Eğer sen de birgün, bana kendi kendimi beğendirecek kadar, yüzüme gülerek beni aldatabilirsen ve birtakım zevklerle gözümü boyayabilirsen, o gün benim son günüm olsun! Bu hususta bahse girerim!

MEPHISTOPHELES-Kabul!

FAUST-Uzat elini öyleyse! Eğer ben o âna: dur gitme! Aman ne güzelsin! diyecek olursam, sen de beni zincirlere vurabilirsin. O vakit yerin dibine geçmeye razıyım!
Artık o zaman ölüm çanları çalınsın, sen vazifenden kurtulmuş ol, saat dursun, yelkovanı’ düşsün, benim ömrüm de bitmiş olsun!

MEPHISTOPHELES-İyice düşün, bunu unutmayacağız.(…)

FAUST-Bir bataklık dağlara doğru uzanıyor, ve şimdiye kadar kazanılan bütün yerlerin havasını berbat ediyor. Bu pis su birikintisini de çekip boşaltmak, en son ve en büyük kazancımız olacak. Ben milyonlarca insana, emniyet içinde değilse bile, her halde faal ve hür olarak yaşamaları için, sahalar açıyorum, bu ova yeşil ve münbittir. İnsanlarla hayvan sürüleri, hu yepyeni toprakların üstünde, çabucak rahata kavuşacaklar, cesur ve çalışkan* bir halk kitlesinin vücuda getirdiği o koskoca tepeye, hemen yerleşiverecekler. Buranın; içerisi cennet gibi bir ülke olacak. O zaman varsın dışarıda kuduran dalgalar, şeddin üstüne kadar çıksın. Deniz içeriye şiddetle saldırmak için, bunu kemirdiği takdirde, bütün halk açılan gediği elbirliğiyle kapatmağa koşacak. Evet! Ben kendimi tamamiyle bu düşünceye verdim. Akıl ve hikmetin son kararı budur: Hayata olduğu gibi hürriyete de, ancak onu her gün yeniden elde etmek zorunda bulunan, lâyıktır. Böylece çocuklar, büyükler ve ihtiyarlar değerli yıllarını, burada tehlikelerle sarılı olarak geçirecekler. Ben böyle bir kaynaşmayı görmek, ve serbest topraklar üstünde, hür bir milletin arasında bulunmak isterdim. İşte ben o âna: (Dur gitme, aman ne güzelsin!) diyebilirdim. Benim yeryüzünde geçirdiğim günlerin: izi, asırlarca kaybolmayacak… Bu yüksek saadeti içimde duyarak, şimdi en ulvî bir ânın zevkim tadıyorum.”

Ayrıca bakılabilir: Zaman En Mutlu Anda Donsun…  (Fuzûlî ve Goethe üzerine)

***Üniversitede hocamız, alıntının son bölümünde yüceltilen “çalışma”ya dikkatimizi çekerek Faust’un Avrupa değerleri oluşturan ana kaynaklardan biri olduğunu söylemişti.