Hayatın Satır Aralarında Irmağın Sesini Duymak-2009-6

25 Kasım 2009

İki basit soru… İki ayrı ufuk…

Oktay Sinanoğlu, bu soruları Amerikalılarla aramızdaki düşünme farkını ortaya koymak için hatırlatmıştı. “Neden olmasın?”, kapı açan, yol açan, ihsan istemese de gölge de etmeyen bir bakışa aitti; “Neden olsun?” da bunun tam tersi… Ona göre, biz daha çok “Neden olsun?”cuydukBu, tüm heyecanı yok etmeye gücü yeten bir engel sorusudur mesela… Kim uğraşacak şimdi? Yapılacak da ne olacak? Ne gereği var?…

“Neden olmasın?”… Bir yol alış, göze alış, risk alış… Denemeye değer bir başlangıç adımı… Bu adıma aday kişinin aklı başındaysa, ne dediğini biliyor ve hedefini iyi koyuyorsa, neden olmasın? Ne engel var?

12 Kasım 2009

Bir arkadaşımın hediye ettiği Sema Aslan’ın Benim Kitaplarım kitabını okurken Taha Toros’un kitaplığını hatırladım. Gerçek bir “mazi cenneti”… Etiler’de denize nazır, duvarları kitap ve arşiv dosyalarından görünmeyen bir ev. Bir çalışma için, sadece Taha Toros’ta olan birkaç belgeye ihtiyacım vardı. Elbette haklı olarak, gazete kupürlerini, bir fotoğrafı, herhangi bir şeyi, nasıl bir titizlikle elinize veriyor; minicik bir bebeği düşürür diye kimselerin eline vermek istemeyen anneler gibi…

(Şimdi arkadaşıma teşekkür için düştüğüm bir not niteliğinde kalsın. Sonra, röportajlardan çağrışacak, not düşülecek çok şey çıkar nasılsa. Okumadan yazmayı sevmiyorum.)

4 Kasım 2009

İlkim Öz, bugün konuğumuzdu. Bu soruyu, “Etkili İletişimde Anne Baba Tutumları” üzerine yaptığı söyleşide,  kişiliğin biçimlenmesinde 0-6 yaş aralığının payına dikkat çekmek için sordu. Elifin Günlüğü’ne uyar bir örnek var benim o yaşlarımda: Babamın kitaplığına fena dadanma… Kitaplıktan uzak tutulma çabasının sonuçsuz kalması…. Kitaplığın erişimi zor bir alana taşınması… Erişim… Kitaplığın başka odaya taşınması… Onlar 1-0 önde…

Aynı kitaplıkla ilkokul ve ortaokul yıllarında yine iç içelik… En çok da Hayat Ansiklopesi sayfalarında kaybolma… Kuşe kağıda basılı albümlerde dünyaya açılma… Bir daha da iflah olmama…

EK (8 Kasım 2009):

ATV’de Yaşamdan Dakikalar programında, kitapların çizgi hali konuşulurken, Haşmet Babaoğlu, çizgi romanların okumaya etkisini değerlendirdiği bir anısını anlattı. Sözün bir yerinde, Teksas, Tommiks türü çizgi kitapları çok okuduğunu ama öte yandan annesinin kitaplığındaki önemli bir esere de elinin rahatlıkla uzandığını söyledi. Sunay Akın oradaki belirleyici faktörün, anneye ait kitaplık olduğuna dikkat çekti.

Orhan Pamuk‘un baba bavulundan çıkanlar gibi, annelerin babaların kitaplıkları da çocukları için iyi birer beyin mirasına dönüşebiliyor ya bu çok güzel işte… Teşekkür ederim baba.

13 Ekim 2009

Eskilerden bir öğrencim, “My Way” notum için bir yorum düşmüş. Okuyunca, başka bir şarkının tınıları da eklendi güne… Onlar, bir gün, benim için, sevdiğimi bildikleri bir şarkıyı söylemişlerdi. Kemal Burkay’ın yazdığı, Sezen Aksu’nun tanıttığı bir şiir/şarkı…… Naif, duygulu…

“Gülümse hadi gülümse
Bulutlar gitsin
Yoksa ben nasıl yenilenirim
Hadi gülümse
Belki şehre bir film gelir
Bir güzel orman olur yazılarda
İklim değişir Akdeniz olur
Gülümse”

Son birkaç notum kısacık… Şiirle geçiştirir gibi… Değil aslında… Sadece, günün duygusunu yoğun yaşadığım ama hikayesini anlatmak istemediğim zamanlarda, o duygunun köpüğünü belki bir şiire, belki bir güzel söze yüklemek yetsin istiyorum. Hikayeler gelgeç; olayı, kişileri, zamanı, mekanı değişken… Kalıcı olan, büyüten, sadece o hikayelerden arta kalan duygular…

Kaldı ki, sözcüklerin satır aralarında bir yaşam kendiliğinden akıyor zaten…

3 Yorum: “Hayatın Satır Aralarında Irmağın Sesini Duymak-2009-6

  • delicezeytin

    14/10/2009 at 22:41

    ne güzel de söylemişsiniz ”sözcüklerin satır aralarında
    bir yaşam kendiliğinden akıyor zaten…” diye. Hayatlar hep satır aralarında akıyor ya düşündürüyor bazen; satır aralarındaki hayatı satırlara döksek; sözlere, sözcüklere döksek satır aralarında son bulmaktan kurtarılabilinir mi acaba? Ya da üç noktalar kurtarabilir mi?

  • Her Mersin’i yad edişinizde nedense hep bizi-ilk Türkçe öğretmenliği mezunlarınızı- hatırlayışınızı hayal ederek yazıyorum yorumlarımı.(ne bencillik değil mi)))Ömrüm geçtikçe hep şunu diyorum çok güzel insanlar ve çok güzel hocalar tanıdım. Ve keşke diyorum keşke anı durdurup aralarından kolon geçen o sınıfta sizlerin öğrencileri olarak kalabilsek

  • Okuma günlüğü

    27/06/2013 at 20:37

    Doğru hatırlıyorsun Ayfer. Ben de hep özlüyorum. Mersin’e belki hakettiğini belki hakettiğinden fazlasını besliyorum duygu olarak ama böyle işte.:)Sizlerle güzeldi, senin hocaların benim arkadaşlarımla güzeldi, Akdeniz’le güzeldi…

Comments are closed.