Hayatın Satır Aralarında Irmağın Sesini Duymak-2009

10 Mayıs 2009

“Beşiği sallayan el, dünyaya hükmeder.”

Halide Edip‘in bu cümlesini çok severim. Yaşanan gerçekler, sözün gerçekliğini ne kadar doğrulamaktadır, tartışılır olsa da…

-Anne, bence sen beni kutlamalısın, ben dünyaya geldiğim için sen anne oldun, yalan mı? :)

(Yok, ben anneme demedim; kızım bana dedi. Şimdi de okudu ve “E, doğru demişim değil mi?” diye pekiştirdi.)

30 Nisan 2009

Elifin Günlüğü’nü ve adımı, TRT-1’de Gecenin İçinden programında duymak bir parça yabancılık duygusu verse de güzeldi.

Bu yılın Microsoft Windows Live Spaces kategorisinde 3. olmuş “sevgili günlük”ümm…

Programın konukları, Eray Endeş ve Burcu Şensoy’du. Bizlere bir ön bilgilendirme dün ve bugün gelmişti ama, sıralamayı radyoda açıkladılar. Ne demeli…Fark edilmek, değerli bulunmak hoş bir şey işte :)

26 Nisan 2009

Elif Şafak‘la yapılan uzun bir söyleşiyi izledim 1+100 programında. Şafak, konuşmanın bir yerinde, ilk hamileliğinde 10 ay yazıdan uzak kalmanın kendinde yarattığı olumsuz etkiden söz etti. Her koşul, zaman ve yerde yazabileceği şeklindeki ön kabulünün, hamilelik sürecinde yıkıldığını görmüş.

Orhan Okay hocam olsaydı, eminim ona derdi ki:

“Bir çocuk iki romana bedeldir. Bırak yazmayı ve çocuğunu hisset, üstelik ilk çocuğun…”

Bana aynen böyle söylemişti. Roman sözcüğünün yerinde, doktora sözcüğü vardı, o kadar.

19 Nisan 2009

Akgün Akova’nın güzel bir şiir tanımı var, hani:

“Bi gün Amsterdam’dayım, orda bi köprü vardır, altından kanal geçer, o sırada kar yağıyor, etraf bembeyaz, kanalsa simsiyah, köprünün altından bana doğru gelen bembeyaz bir kuğu farkettim ve o an dedim ki ‘şiir karlı bir havada köprünün altında bütün güzelliğiyle arzı endam eden kuğudur.”

diye başlayan ve devam eden. (Dileyen Ekşi Sözlük’te bulabilir.) Şiiri yaşamın satır aralarındaki saklı güzelliklerde okuyan ve sözcüklere döken o tanımı çok sevmiştim.

Bir tanım da benden şimdi:

Şiir, masa başında çalışırken, minicik bir kanaryanın, kahve fincanınızın kenarına konuverip sizi izlemeye başlaması ve siz ona dudağınızı uzattığınızda, minicik gagasıyla öpücük vermesidir :)

17 Nisan 2009

Soluk alma alanıdır mesafe, resmi daha doğru görme fırsatını kendine ve başkasına tanımadır, iletişim dilinde samimiyetle laubaliliğin sınırını aşmamak ve aştırmamaktır. Paylaşmak istediğin kadarına izin verdiğin ince bir ayardır. Ama kendini yukarıya çektiğin bir mesafe değil, eşit noktada, eşit aralıkta bir mesafe…

Elif Şafak’ın Aşk‘ını okurken oradaki bir cümlede durmuştum :

“Herkese ve her şeye uyum gösteriyor ama aslında herkese ve her şeye mesafeli duruyordu.” (Elif Şafak, Aşk)

9 Mart 2009

“Bir gülün çevresi dikendir hardır,
Bülbül har elinde ah ile zardır.
Ne olsa kışın sonu bahardır,
Bu da gelir bu da geçer ağlama.”

Daimî‘nin türküsü dilinde“Bak bunu yazacağım.” dedim, izin verdi.

Pek neşeliydi ya da neşeye sahiden ihtiyacı vardı ve bu tevekkül yüklü parçada aradığını bulmuştu. O kadar diline dolamıştı ki, kimin olduğunu bilip bilmediğini sordum. Aşık Veysel‘in sanıyormuş. Daimî ve Veysel iddiasına girdik veee…Pazartesi tadına keyifle bakacağımız baklavayı almak ona düştü :)

“Hata bende, insan öğretmeniyle iddiaya girer mi?”

dedi ama; bunun bilmekle alakası yok…Çok ama çok sevdiğim bir türküdür, hepsi bu; zaman zaman benim de ruhumu sakinleştirmiş, öfkelerimi dizginlemeye yetmiştir…

EK: Gecikmeli de olsa o baklava yendi:)

>> hayata dipnot