Hayatın Satır Aralarında Irmağın Sesini Duymak-2010/2

16 Haziran 2010

Az önce Dr. Jivago filminde Lara’nın sahnede gözüktüğü anlarda fonda çalan “Lara’s Theme”i dinledim. Filmden de müzikten de çok etkilenmiştim ilk izlediğimde. Şimdi aynı etkiyi yapmasa da nedense Pasternak’ın bu ünlü romanını, tüm yorgunluğumu alacak, dinlendirecek bir kitap olarak ilk sıraya aldım. Müziği dinleyişim de ondan…(Dr. Jivago)

Klasikler ortalama okura hep zor gelir; sayfalar ağır akar ama galiba ben biraz o ağırlıkta ve sindire sindire akacak bir masala gerek duyuyorum şimdilerde… Hayatın en yavaş ritminde salınma ihtiyacı… Hiç değilse bir süreliğine… Hem, bugün beyaz bir kelebek gördüm ve elimin üstüne bir uğur böceği kondu. Masallara inanasım ve bir masalın içinde kaybolasım var.

9 Mayıs 2010

“Annemin bahçesinde bir dize yetiştirsem
anlardı dilimdeki acımasız çocuğu:
— Lale varken gül alınır mı sence?
deseydim de alınmazdı, gül kalırdı gülannem
kötü çiçek yetişmez ki Türkçede!”(Haydar Ergülen)

Annem ve kızım ve ben… Tüm güzel sözcükleri sıralayabilirim şimdi, sevgiyle ve inanarak… Ama, kimin anne-çocuk sevgisinin üstünde bir noktaya taşıyabilirim ki… Herkesinki gibi işte, en candan, en cana dokunanından…

EK: Oral Çalışlar’la oğlu Reşat Çalışlar’ın söyleşileri yönettiği Kuşak Farkı’nda program konuklarından biri Sevgi Soysal’ın kızı Funda Soysal. Annesini birbuçuk yaşında kaybetmiş. Anne yoksa da…

“… kitapları var; kitaplarda annem var.” 

7 Mayıs 2010

“Dilim daha incedir sözlerimden ve daha
derin bakışlarım gördüğünüzden, şiir bile
uslu kalır yanında deli suskunluğumun
,
ben delidildim, aşkı aşkla konuşurdum”

Strasbourg için benim seçtiğim metinler arasında, Haydar Ergülen’in Üzgün Kediler Gazeli’nden “Ben Başkasının Dili Olsaydım” şiiri de var. Tamamı çalışma metinleri içinde yer alsın; altı çizili dize, bana dair olsun…

3 Nisan 2010

“Sevinçli olduğunuz zamanlarda gözlerinizi yüreğinizin derinliklerine çevirirseniz, size sevinç veren şey uğruna bir zamanlar nice kederlenmiş olduğunuzu görürsünüz. Kederli olduğunuz zamanlarda da yine yüreğinizin derinliklerine bakın, o zaman gerçekte, bir zamanlar sizi mutlu kılmış olan şeye ağlamakta olduğunuzu görürsünüz.”(Halil Cibran)

Diğer hafta sonlarından farksızdı; farklı oldu, bugün… Bilgisayarın tepesinde, çalışma notlarımın üstünde, omzumda, çenemin altında dolandı durdu, uzun ötüşlerini esirgemedi… Bildikti işte… Sonra yerde kıpırdamadan durduğunu gördüm, ayağını incitti sandım… Kaldırdım; elimdeki sadece minicik ölü bir bedendi…

12 Mart 2010

Mersin’de Kushimoto Sokağı’nda bir cafe… Poseidon’la deniz çağrışımını birleştirip Akdeniz’le ilişkilendirsek… Nargile’yle “cafe”nin hedef kitlesini yakalasak…. Üstüne oyun da oynasak… Uzakdoğulu bir sokakta, Batı’nın mitolojik kahramanlarından birine selam durarak, alaturka zamanlar geçirsek !!!!!

019

12 Mart 2010

“Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.” (Can Yücel)

Eh, yeni yaşın eşiğinde, unutmamalı o zaman…