Hayatın Satır Aralarında Irmağın Sesini Duymak-2010/3

24 Ekim 2010

“Çünkü hayatta her şey, bir muvazene meselesidir. İlahların sofrasına oturabilmek için, fânilerin sofrasından biraz gözü yaşlı kalkmak gerekir.”(Ahmet Hamdi Tanpınar)

24 Ekim 2010

“Anonim bir yazarın bir notunu buldum.Kimse tanımadığı için bu yazarın adını verebilmem olanaksız. Notun tarihi 23 Ağustos 1939, yani İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasından bir hafta önce; şöyle yazılmış:

‘Her şey bitti artık. Gerçekten bir yazar olsaydım, savaşı önleyebilmem gerekirdi.’

 

Bu sözlerden sonra sanatın asıl görevinin ne olduğunu düşünmeye başladım. Bir zamanlar yaygın olan, şimdi ise felce uğramaya yargılı, ama ne olursa olsun korunması gereken bir yeteneğin yardımıyla, insandan insana giden yolları açık tutmalıdır sanat. Herkesle,en küçük, en saf ve en aciz insanlarla bile özdeşleştirebilmelidir bizleri. Her zaman her şeyi duymaya açık bir kulağın varlığı gereklidir. Bunu da ancak ve ancak sanatın aracılığıyla sağlayacaktır insanlık.”( Elias Canetti)

29 Ağustos 2010

Tek Başına belgeselinin Cüneyt Arkın’la ilgili bölümüne denk geldim bugün. Halit Refiğ’in kendi hayatındaki yerini anlatırken, bir sabahı hatırlattı Cüneyt Arkın:

“Bir sabah yağmur yağmış Beyoğlu’na. Ne de güzel yağmış kerata. Sanki yıldızlar yağmış yere.”

Belki sabahlardan bir sabah dersinde de bizim sınıf, şiir bilgisinin alt başlıklarından biri olarak “imge”yi öğreniyordu ve hocanın tahtaya yazdığı, bizim defterlere çektiğimiz dizeler arasında Cemal Süreya’nın “Adam”(1953) şiirinden seçili dizeler de vardı:

“Yıldızlar kıyamet gibiydi kaldırımlarda
Çünkü biraz evvel yağmur yağmıştı
Adam bulut gibiydi, hatırladı
Adamın ayaklarının altında
Yıldızların yıldız olduğu vardı
Adam yıldızlara basa basa yürüdü
Çünkü biraz önce yağmur yağmıştı.”