Hayatın Satır Aralarında Irmağın Sesini Duymak-2010

26 Şubat 2010

Yok, Sishyphos efsanesi /söyleni üzerine bir yazı değil bu; bende Sishyphos efsanesiyle özdeşleşmiş bir kitaplık ve kitap okuma dönemi ile ilgili… Babamın iyi bir kütüphanesi vardı; bütün klasikleri bu kitaplıkla tanıdım ve okudum. Lise bitti. Üniversite öğrencisiyken başka birinin/bir ağabeyin/edebiyat öğretmeninin/babamın arkadaşının kitaplığıyla tanıştım. Aile gezmesine gittiğimizde, resmen dadandığım, bir dolu kitabı ödünç almadan ayrılmadığım o kitaplıkla da 20.yüzyılın bütün klasiklerini tanıdım diyebilirim. Varoluşçu yazarları, yapısalcıları, modernizmin izini sürdüğüm bir dünyaydı… Kafka’yı, Camus’yü, Sartre’ı hatmettiğim zamanlar…

sishyphos efsanesi

Rab Şeytana Dedi ki oyunundan. Çok etkileyiciydi.

Albert Camus’nün Sishyphos Söyleni’nden çok etkilenmiştim o zaman. Aklımda babamların aile sohbetlerinden uzakta, dalıp gittiğim o okumalardan en çok, bir bu kitap bir de Çernişevski’nin Nasıl Yapmalı? kitabı kalmıştı.   Bir yanıyla da ironik bir ikili aslında… Bir bitmez döngüde, dağın tepesine çıkarılan ve hep yuvarlanıp işi başa alan Sishyphos’un çilesi bir yanda… Bir döngüyü kırmak için, “nasıl yapmalı?” sorusuna bir yanıt arayıp çözüm kapısını açan diğer kitap diğer yanda…

Özellikle de Sishyphos Söyleni, tam bir özdeşleyim oldu yıllar içinde. Birazdan izlemeye gideceğim oyunda da varmış. Bu yazı o çağrışımla yazıldı zaten. Hatırlama bu kadar… “Hayatın öğrettiği” kontejanından değilse de “hayatıma katılan zenginlikler” kontenjanından düşülmüş bir not olsun bu da… Şimdi, Rab Şeytan’a Dedi ki oyununa gidebilirim.

19 Şubat 2010

“Çünkü, yarım kalan bir hikâyeden daha çok kanayan hiçbir şey yoktur.”(Muz Sesleri)

Öyle işte…

2 Şubat 2010

Tam da “internette itibar yönetimi” üzerine kısa bir söyleşiye kulak kabartmışken, henüz kazanıma dönüştürmediğim bir hedefi bir yorum alanına yazmam doğru mudur, kestiremiyorum ama yazdım işte… Nasılsa çevremdeki herkes biliyor:

“Benim hedefim: Kuramsal bilgisine sahip olduğum alan + bu bilgiyi uygulamaya dönüştürebildiğim, dolayısıyla olurlarını olmazlarını sınayabildiğim ortam + biraz daha geliştirmek üzere gerekli yazılım bilgisi = somut ürüne dönüştürme :) Hem bilgiye hem bilginin işlenebilirliğine hem de işleyecek teknik donanım bilgisine sahipseniz, tekil de çalışsanız, bir ekiple de çalışsanız, çok avantajlısınız demektir.Tabii en önemlisi, ne istediğinizi gerçekten bilmek ve sonrasını da yazdınız zaten…Son cümleniz çok çok doğru ve gerekli.”

Kimseler pek bir anlam verememişti ama geçen yazı bilgisayar kursunda geçirmemin benim için iyi bir anlamı vardı. Sadece bir blog tasarlamak için değildi elbette… Üstelik daha yorumdaki “ortam”da kalmaya niyetliyken ve ancak ev ortamını seçtiğimde gerçekleştirebilecekken; yani uzak zamanlı bir hedefken… (Güncelleme-2 Haziran 2018: Edebiyat Dersi Etkinlikleri)

İnternette itibar yönetimine gelince… Ne yapıyorsanız, ne söylüyorsanız, hangi resmi servis ediyorsanız onunla yüzleşiyorsunuz… İtibarı sizin adınıza kim yönetecek ki? Buffon demiş, Recaizade Mahmut Ekrem çevirmiş; sözün özü: Üslûb-ı beyan ayniyle insan…