Hayatın Satır Aralarında Irmağın Sesini Duymak-2011

11 Temmuz 2011

Bugün çok eskilere döndüm. Unutulmaya yüz tutmuş çoook eskilerden bir hatıra… Arkadaşlıkların sıcacık yüzü: Söğüdün Yaprağı

20 Haziran 2011

Elimde Ece Temelkuran’ın İkinci Yarısı kitabı… Gülümsediğim satırlar:

“Ömrünün (iyimser bir bakış açısıyla) ikinci yarısına başladığında insan, vakit kaybetmek istemiyor. Daha önceki, daha çok, daha hızlı, daha yüksek, daha güzel telaşına benzeyen bir telaş değil bu, başka şey. Ayıklamak istiyorsun, tahammül ettiğin, seçtiğini sandığın ama seçmediğini artık anladığın, zamanını ve dermanını boş yere emdiğini bildiğin her şeyi, büyük ve biraz da kederli bir bahar temizliğiyle göndermek istiyorsun geçmişe.”

Ve sabah yeni başladığım, Murathan Mungan’ın Şairin Romanı kitabından ilk satırlar:

“Uzun zamandır yaşadığı hiçbir ânı aceleye getirmemeyi öğrenmişti. Gene öyle yaptı. Yaşadığı ânı derinleştirdi, uzattı, tadına vardı. Ne tuhaf! İnsanoğlunun yaşamda en geç keşfettiği şey şimdiki zamandı. İnsan  içinde yaşadığı ânı derinleştirmeyi zamanla, yani zamanı azaldıkça öğreniyordu.”

Eh işte…Hayat insanı demlendirince, herkes bir parça filozof! Ve ben zamanın içinde dinlenmiş, demlenmiş tümceleri okumaktan keyif alıyorum epeydir…

10 Haziran 2011

Haftaya çarşamba günü, TRT Ankara Radyosu’nda yayınlanan “Canlı Okumalar”a konuğum. Konu: Benim okumalarım ve Elifin Günlüğü. Program yapısı gereği, açılışta birkaç dakikayı alan bir “canlı okuma”m olacakmış. Aklıma ilk Tanpınar’dan bir metin okumak geldi…Devinim’in matbaaya tesliminden sonra, ardına düşeceğim güzel soru: “Dinleyiciler, benimle hangi yazarın dünyasına girsin?”

29 Mayıs 2011

Bu hafta sonu, “İçim dışım öykü oldu.” desem yeri… Nursel Duruel’in hazırladığı seçki, Genç Olmak 80 Yazardan 80 Öykü bitmek üzere…Öğrenciler okumakla yükümlü olduğu için düşeceğim not bundan ibaret; ama iki öykünün biraz iç burkucu, çokça da hüzünlü olarak dikkatimi çektiğini yazmalıyım. Adalet Ağaoğlu’nun “Şiir ve Sinek” öyküsü ile Oğuz Atay’ın “Demiryolu Hikayecileri-Bir Rüya” öyküsü… İlkinde, gündelik telaşlarda şiirin kendine bir türlü yer bulamayışı; ikincide, seri halde yazdıkları güncel içerikli öyküleri yataklı tren yolcularına satma çabası içindeki “demiryolu hikayecileri” anlatılmış.

Her şeyin içinde kendilerini de düşündüğümüzü bilsinler, başkaları da bilsin bunu, güzel olsun ama şiirlerimiz, en güzeli olsun; en çok buna çabaladım. Bir kutu çikolata, bir şişe kolonya ya da üç metre kumaş. Yok, ama benim bir şiirim var. Güzel olmasına özenilmiş bir şiirim. Evi onunla donatacağım. Annemi…”(“Şiir ve Sinek”)

Öyküler dışında, Edebiyat Günü açılış sunumunu tamamladım. Ayrıca, nefes alıp hayatın şiirine de zaman ayırabildim… Yağmura inat yürüyüş, bir kafede soluklanma… Kafenin tam karşısında Ankara’ya geldiğimiz yıl, kızımın kaydolduğu okul… Eve gelip, “Ben o okulda okumayacağım.” diye tutturması ve ertesi gün tam da yeni bir okula kaydını aldırmak üzereyken “Ben okulumu sevdim, okuyacağım.” demesi… O günleri birlikte hatırlayış…. Hayatın öyküleri çok…

22 Şubat 2011

Bugün, KalDer’in Ankara şubesinin düzenlediği ve  dinleyici olarak katıldığım “biricik insan” temalı İnsan Kaynakları Kongresi’nin, “özel kapanış oturumu”ndaki konuşmacılarından biri, Ankara Devlet Opera ve Balesi’nden soprano Şule Köken’di. Program sarktığı için, son oturumun bitişine kalamadım; ama dinlediğim haliyle bile, özel sektörün terimleri ve hayata bakışıyla, sanatçıların penceresinden görünen dünya arasındaki farka bir kez daha tanık oldum. Kurtuluş Özyazıcı, şu mealdeki tümceleriyle belki de yalın bir gerçeklik olarak bunu belirtti (aklımda kaldığı biçimiyle):

“Sabahtan bu yana, insanın biricikliği konuşuluyor ama aslında yine de ana hedef kurumların başarısıdır. Belki de biricik insanı konuşmak için en doğru oturum budur.”

Güne dair notlarım yarına… Şimdi, “biricik kurum”um için ders notu güncellemem lazım:)