Hikâye Anlatıcılığı Üstüne

Mustafa Kutlu’nun Tarla Kuşunun Sesi hikâye kitabının kendisi kadar, özellikle edebiyat öğretmenlerine hikâye etme ya da hikâye anlatıcılığı üstüne malzeme veren satırları da dikkate değer…

hikâye anlatıcılığı

Tarla Kuşunun Sesini okuduğumda düştüğüm blog notumda da da yazmıştım: Öğretmenlere önerimdir: Hikâyenin tarihini anlatmanız gerekiyorsa, bırakın, Tarla Kuşunun Sesi, destandan geleneksel halk hikâyeciliğine, meddahtan orta oyununa, oradan romana uzanan uzun soluklu bir anlatı dilini öğrencilerinize en anlaşılır haliyle örneklesin:

Kahvehânede tatlı tatlı atışan iki ihtiyarın, Molla Murat ve arzuhalci Mustafendi’nin sohbet dili ile onları keyifle dinleyenlerin oluşturduğu “sohbet köşesi” aklınıza hemen orta oyununun Kavuklu ile Pişekâr’ını getirecektir. Getirmezse de bir başka anlatıcı bunu size hatırlatacaktır:

İşte bu sahneler tam bir orta oyunu idi. Cemaatı buraya çeken bu iki ihtiyarın çekişmesi, kavgası idi. Kahve milleti gülmekten kırılıyordu.

Birinci hikâye, üç birlik kuralı misali, tek mekânda, saatler içinde ve bir olaya odaklı ilerler. Tek mekân olan kahvehane hiç de tesadüfî görülemez. Kendinizi bir anda 16.yüz yılın kahvehane geleneğinin tam ortasında, anlatırken yaşatan bir hikâye anlatıcısının karşısında hissetmeniz mümkün. İki ihtiyarla ilk hatırlayacağınız orta oyunu olsa da kahvehane ortamıyla muhakkak meddahlara da aklınız bir gidip gelecektir. Özellikle Murat’la Saliha’nın aşkının hikâye edildiği sayfalarda… Bir “râviyân-ı ahbar…” ifadesi de geçse geleneksel halk hikâyelerini de yazıya dahil etmek kolaylaşacaktı.

Hikâye demişken, bütün büyük anlatı türlerinin atası destana da bir selam verildiğini unutmamalı. Molla Murat’ın eşkiyaya karşı verdiği mücadele, destanın kahramanlığa dayalı içeriğine zemin hazırlar:

“Köroğlu değilsem de yörükoğluyum bak.”

Bu, eşkiyayla mücadeleden bağımsız, Molla Murat’ı anlatan bir “destan”dır. Destan, kitapta sıklıkla geçer ama epik yanı hiç hissedilmez.

“-Ne anlıyorsun şu morukların sohbetinden?

Otururken:

-Öyle deme arkadaş, destan bu destan.

-Hıh! Destanmış. Bıyığımın destanı.”

Tarla Kuşunun Sesi

Büyük ölçüde, görmüş geçirmiş iki dostun muhabbetinden takip edilen hikâyenin bir üst anlatıcısı da var. Ahmet Midhat’ın okurla sohbet eden, durumları yorumlayarak aktaran, mizahı da keskin dili de içeren üslûbunu hatırlatan bir anlatıcıdır bu. Her bir şeyi bilir, özet geçer ve hikâye eder. Misal:

“Başka şeyler de konuştular. Ama cenazenin ardından biz bunu nakledemeyiz. Günah.”

“Tanışmalarının üzerinden birkaç gün geçmişti ki. Sefa kıza bir mektup gönderdi. Tahmin edersiniz işte, bir ergen mektubu. Buluşalım, konuşalım diyordu.”

“Bunlar kimin ‘oh’ları acaba. Sevgili okur sen anladın onu.”