Hilmi Yavuz’la Sözcükleri Sevmek Üstüne…

Bu yıl, Türkçenin dil bayramının 79.yaşı için konuğumuz şair Hilmi Yavuz oldu. Etkinlik hazırlıklarını Müge Hoca yürüttü; ben açıkçası daha çok söyleşinin keyfini sürdüm. Şiirini severdim; özellikle öğrencilere yönelik sunum sonrasında, edebiyatın ustaları üzerine paylaştığı bilgilerle birlikte paylaşımındaki ince dalga geçişleri de keyifliydi.

En çok Behçet Necatigil’in bahsi geçti, çünkü Hilmi Yavuz, Necatigil’in öğrencisiydi. Onun “evrak-ı metrukesi”ndeki özel bilgi ve belgeleri eşine teslim ettiğini söyleyince, merak ettiğim ilk sorumu sordum: Bir şairin ya da yazarın ardında bıraktıklarının ne kadarı yayınlanmalı? Etik sınırlar gözetilmeli mi? (Bir doktora dersinde hararetle tartıştığımızı hatırladığım bir başlık…) Hilmi Yavuz’a göre, ailenin hayatta olduğu durumlarda onların hakları korunmalı ve her şey yayınlanmamalı. Çok uzun süre geçmiş, herkes ve her şey tarihe mal olmuşsa, yayınlanmalı.

Hilmi Yavuz

Söyleşi öncesinde arkadaşlardan biriyle Hilmi Yavuz’a eşlik ederken muhabbeti de koyultmanın güzelliği

Galiba Tanpınar’dan ve onun özel notlarından yola çıkarak sorduğum bir başka soru, “Sanatçıyı eseriyle mi yoksa hayat içindeki tüm seçimleriyle birlikte mi ‘değer’lendirmeli?” idi. “Bazen sanatçıların hayatları, sanatlarına bakışımızı gölgeler mi? Gölgelemeli mi?” Yanıt, ikisini birbirinden bağımsız değerlendirmek gerektiği yönünde geldi.

Öğrencilerimize dönük söyleşinin özünü biraz da Müge Hoca’nın Dil Bayramı için seçtiği “sevdiğimiz sözcükler” teması belirledi diyebilirim. Bizim en sevdiğimiz, öğrencilerimizin en sevdiği, bazı yazar ve şairlerin en sevdiği sözcükler derken, Hilmi Yavuz da mikrofona en sevdiği sözcük sorularak davet edildi.

Söyledi: En sevdiği sözcük “hüzün”müş.

Ama nedeni konusunda beklediğim açıklama gelmedi. Hilmi Yavuz, “hüzün” sözcüğünü içerdiği çift “ü” sesinin müzikalitesi ve mesela “güzün”, “yüzün” gibi tek sesle değişebilen farklı sözcükleri çağırdığı için sevdiğini belirtti. gerçekte hüzünlü bir insan olmadığını, hatta hüznü sevmediğini anlattı.

“Şahsen çok hüzünlü bir adam değilim. Hüzünlü olmayı hiç sevmem. Ama gelgelelim kelime beni büyülüyor.”

Şiirleri üzerine stilistik bir inceleme yapılsa, en çok geçen sözcüklerden birinin hüzün çıkacağını da ekledi.

(Bense “hüzün” sözcüğünü de çok severim, melankoliye dönüşmeyen hüznün kendisini de… Hüzün benim derinlerde anlamlı karşılıklar bulan ender sözcüklerimdendir.)

Hilmi Yavuz, konuşmasını “sözcükleri sevme”nin ne demek olduğu üzerinde genişletti. Ona göre, “asıl olan kelimenin müzikalitesidir.” Dolayısıyla:

“Kelimenin güzelliği başkadır, kelimenin gösterdiği nesnenin güzelliği başkadır.”

EK (Eylül 2017-Türkçenin dil bayramı dolayısıyla yolum buraya düşmüşken…)

Yazının ve fotonun altına, şimdi üstü çizili notları düşmüşüm ama kaynağında silinen bilgiler arasına onlar da girmiş. Orjinalini de bulamadım:( Foto, güzeldi. Oraya düştüğüm notların taslağı vardı, Hilmi Yavuz’un söyledikleri için aldığım notların bir bölümünü aşağıya düşüyorum şimdi:

Devam notları zümre blogunda.

Etkinlik sonrasında, zaman şiirleriyle de tanıdığım Hilmi Yavuz’a okul bahçemizdeki güneş saatini göstermek istedim. Aşağıdaki fotoğrafı, gölgesi de saate ve fotoğrafa düşen Müge Hoca çekti: 

(Güneşle akan zamana gölgesi vuranlar: Hilmi Yavuz, asistanı Mehmet Bey, genel müdürümüz Dr.Nevzat Adil, zümre arkadaşlarım Müge  ve  Kaan hocalarla birlikte…)

Hilmi Yavuz’un söyleşide ana hatlarıyla söyledikleri:

“Kelimenin güzelliği başkadır, kelimenin gösterdiği nesnenin güzelliği başkadır.”

Kadayıf ve kedi sözcüklerini örnekleyerek, kadayıfı lezzet olarak, kediyi sevimli bir hayvan olarak sevmek ile “kadayıf” ve “kedi” sözcüklerini birer sözcük olarak sevmenin birbirinden apayrı olduğuna vurgu yaptı.

“Asıl olan kelimenin müzikalitesidir.”

Jean Cocteau’nun, “Ben deniz kelimesini denizden daha çok severim.” sözünü örnekleyen Hilmi Yavuz, sözcükleri oluşturan harflerin tınısına sözü getirdi:

“Kelimeyi sevmek, onu harfleriyle sevmektir.”

Aynı çerçevede, dile şairce bakışın, diğer insanların bakışından farklı olduğunu da ekledi. Sözgelimi, sen sevdiği sözcük olarak “hüzün”ü neden sevdiğini açıklarken, “hüzün”ün içerdiği iki “ü” sesinin “güzün”, “yüzün” gibi diğer sözcükleri çağırdığına ve bu sözcüklerin “ne sonbahar ne de insan yüzünün anlamsal çağrışımıyla ilgisi olmaksızın, sadece ‘hüzün’le birlikte oluşturduğu şiirselliği dikkat çekti.

“Kelimeyi sevmek, meseleye dilin içinden bakanların yapabileceği bir şey.”

“Daha çok ve ağırlıklı olarak şair kimliği”yle konuşmasını sürdürdüğünü söyleyen Hilmi Yavuz, gündelik yaşamda sözcük seçimleri konusundaki bakışını da açıkladı. Gündelik yaşamda iletişimin önemli olduğunu, dolayısıyla iletişimi en kestirme sağlayacak sözcüklerin kullanıldığını ve kullanılmasını gerektiğini söyledi. “Olasılık” ve “ihtimal” sözcüklerini örnekleyerek:

“Bunların hangisi gündelik hayatın içinde daha çok dolaşımda ise onu tercih etmeliyiz.”

 dedi. (Kendisi de konuşması boyunca sözcük ve kelime sözcüklerini birlikte kullandı.)