Hocaefendi’nin Sandukası (Emre Kongar)

Öğrenciler İhsan Doğramacı’nın öldüğünü söylediklerinde, “Bilkent’in kurucusuymuş.” dediler. Ben İhsan Doğramacı adını duyduğumda, YÖK’ün kurucusuydu. Ne çok tepki vardı etrafında…YÖK’le birlikte, değişik nedenlerle üniversiteden ayrılan ya da uzaklaştırılan öğretim üyeleri arasında Emre Kongar da vardı. Kongar, Doğramacı’ya karşı tepkisini yazıları dışında,  Hocaefendi’nin Sandukası adlı ironik bir romanla da ortaya koyunca, epey yankı uyandırmıştı.“Gerçeklerle ilgisi yoktur.” mealindeki iç kapak bilgisi inkar etse(!) de…

“Bu satırlardan itibaren karşılacağınız tek ve biricik gerçek, romanın kendi gerçeğidir. Romandaki bütün isim, cisim, kişi ve olaylar, (hatta bu satırlar bile) uydurmadır.”

Kitap kahramanlarından birinin adı Giftos Karpentiye idi ve bu İhsan Doğramacı’nın adına karşılık geliyordu. Ama tabii, anlatılan o değildi:)

Hocaefendi’nin Sandukası adını taşıyan roman, yayınlandığı dönemde iyice popülerleşen postmodern çizgide yazılmıştı. Polisiye, farklı yazı-çizi ögelerinin montajı, bulunmuş yazma, gerçekle-kurgunun iç içeliği gibi birçok ayrıntıyla biçimlendirilmiş bir kitaptı. Arka kapak tanıtımı da bu anlayışa uygun bir çağrıydı aslında:

Hocaefendi’nin Sandukası

“Cinayet, aşk, serüven, esrar. İslâm, Egzistansiyalizm, diyalektik. Medrese öğrencilerinin kurduğu gizli örgüt. İşkence ve entrika. Rakamların sırrı. Bütün bunlar, ünlü bilim adamı Emre Kongar’ın tarihsel roman biçiminde kaleme aldığı toplumsal eleştiri alegorisinin ögeleri…”

hocaefendi’nin sandukası’na bir postmodern kapıdan giriş

Hocaefendi’nin Sandukası bir girişle başlar: Güya, 1968 yılında bir gün, E.K.’nın yolu, Arslan Kaynardağ’ın ünlü Elif Kitabevi’ne (İstanbul’a bir gidişimde, taşrada ününü çok duyduğum için Sahaflar’da merakla gidip gördüğüm kitapçı dükkanı…) düşer. Aslan Bey, onu Umberto Eco ve Orhan Pamuk’la tanıştırır… Güya, o gün onlar, burada buldukları iki el yazmasından hareketle Hocaefendi’nin Sandukası romanını yazmışlar ve Gülün Adı ile Sessiz Ev (yorumda düzeltme geldi, düzeltiyorum) Beyaz Kale böyle ortaya çıkmış… Güya, o gün, E.K.’nın eline de bir yazma geçmiş.. Çünkü bir gece önce, birileri, Elif Kitabevi’nin önüne bir kutu bırakmış; içinde bir dolu yazma varmış :) Güya, o zamanlar 16 yaşında olan Pamuk, E.K.’ya medrese öğrencilerinden söz eden bir yazma göstermiş ve ilgisini çekebileceğini söylemiş…

Yazma, Fatih Sultan Mehmet dönemindeki gizli bir öğrenci örgütlenmesinden söz ediyormuş…

Ve olaylar başlar… Kongar’ın yerden yere vurduğu bir Doğramacı portresi, olayların akışında yerini alır.

Yıllar önce okuduğum bir romandı. Ekranda, Doğramacı’nın ölümüne ilişkin bir haberi dinlerken hatırladıklarımdır.

(güncelleme) Postmodern demişken, Kongar, 28 Mayıs 2017’de yayınlanan bir röportajında, postmodernist anlayışın eleştirisini yapar:

Postmodernizm, sanatta ve edebiyatta çok renkli ürünler veren bir akım. Nitekim benim, “Hoca Efendi’nin Sandukası” adlı romanım da bir nevi postmodernist bir romandır. Fakat toplumbilimsel ve felsefi olarak fevkalade yan­lış, insanları toplumsal gerçeklerden koparan ve kendi kafalarındaki yanlışları empoze eden bir görüş. Siya­sal olarak da sosyolojik olarak da yanlış. Toplumsal gerçeklikten kopuk. Mesela Trump ve adamları buna “Alternative reality” diyor. Yalan söylüyor, arkadan da, “Bu alternatif gerçekliktir” diyor. (‘Kübra Par, “Çok Partili Hayata Geçmek İçin 1946 Erkendi’

derkenar:

Hocaefendi’nin Sandukası’yla ilgili blog notum için bir mail aldım. Emre Kongar imzalıydı; kısa, anlamlı ve değerli bir maildi. Teşekkür yazmak için bir iki gün bekledim; çünkü, açıkçası inanıp inanmamakta tereddüt ettim.Dün bir yanıt maili gönderdim ve tereddütümü de ilettim. Bugün bir mail daha aldım kendisinden. Gülümsedim, mutlu oldum. Bu da saygımı da içeren alenî teşekkürüm olsun…

Ne de olsa,

Marifet iltifata tabidir/ Müşterisiz meta zayidir.”

Şımarıklık yapayım; keşke, o yazının yorum bölümüne düşülmüş bir not olsaydı… (İletişim formu üzerinden gelen mailleri, gönderenlerin kişisel tercihleri olarak algıladığım için, bazen blog açısından çok çok hoşuma gitse de buraya taşıyamıyorum.)

4 Yorum: “Hocaefendi’nin Sandukası (Emre Kongar)

  • Kesinlikle Okuyacağım.

  • Sevil Sargut

    10/01/2011 at 03:47

    1968 yılında “güya” olan o olayların gerçekten yaşandığını birinci ağızdan biliyorum. Yıllarca Arslan Bey’in yanında kitapçılık yapan amcam Yakup sayesinde 80-90 larda o kitapçıdan çıkmazdım :) Adı geçen üç kitabı da Arslan Bey’in tavsiyesi ile okudum.. Önsöz olarak da Arslan Bey’den bu hikayeyi bizzat dinledim..

  • elifin günlüğü

    10/01/2011 at 17:04

    Çok teşekkürler paylaştığınız bilgi için.

  • Orhan Pamuk bulduğu el yazmasından hareketle Beyaz Kale’yi yazacaktır, Sessiz Ev’i değil.

Comments are closed.