Karlsbad ve Fakir Ama Gururlu Turist…

Karlsbad mı Kafka’nın ayak izleri mi? Rehber, benim ille de Kafka’nın izini sürme isteğim üzerine gün boyunca tatlı tatlı dalga geçip, “’Şurada Kafka ve saz arkadaşları çay içmiş. Buradan Kafka geçmiş. Orada üç ay kalmış. Şurdan kitap almış.’ diye...

N’olsun… İyilik Sağlık…

Son iki ayın özeti: Sağlık… Zorunlu okul işleri…Sağlık… Tek tük blog yazısı… Sağlık… Su içmek diye mühim bir şey varmış… Sağlık…Tek kötü(!) alışkanlığım “neskafe”ye paydos… Sağlık… Uzun, upuzun yürüyüşler… Sağlık… Zümremin, yazma takati bulamadığım için es geçmek zorunda kaldığım...

Yaratıcı Yazarlık Atölyesi

Bir yaratıcı yazarlık atölyesi… Benim için kayda değer ilk bilgi, “Bu tür  bir çalışmaya kim neden katılır?” sorusunun yanıtı oldu. Lojistikle ilgilenen de vardı, elektronik ve haberleşme mühendisi de, memur da, bilgisayar programcısı da, maliyeci de vs. Katılım nedenleri,...

Türkçeyi Hissediyorum (Bir Yazı Okuduk, Bir Hayal Kurduk)-2

Öncesi şurada… 7 Nisan 2010 Bugün telefonda yumuşak bir ses kendisini tanıttı (Pınar Göksan Aker) ve TRT Türkiye’nin Sesi Radyosu’nun “Yeni Gün’de Kültür Sanat” programında projemiz üzerine konuşmak için yarın, canlı yayın konuğu olarak almak istediklerini belirtti. Ben dahil,...

Blog Dergisi, Blog Ödülleri Özel Sayısı

Geçen yazdan bu yana, Blog Dergisi düşüncesinin, oluşum aşamalarının ve ilk dergi heyecanının uzaktan tanıklarındanım. Kendisini FriendFeed’de tanımladığı şekliyle, “web ile ilgili elektrik-elektronik mühendisi adayı” olan Yasin’i tanımıyorum; ama, sanki, azmi ve özeni konusunda kalıcı olacak, diyebilirim. Dergi geldiği...

Mersin… Mersin…

Bugüne düşecek iki notum var: Projemizle ilgili olarak Cumhuriyet‘te kısa bir haber yayınlandı; ayrıca, Blog Dergisi‘nin benim bir değerlendirmemi de içeren Blog Ödülleri Özel Sayısı çıktı… İkisini de yarına saklayacağım; çünkü, ben şimdi sadece Mersin üstüne yazmak istiyorum. 🙂 Hatta,...

Melekler Toplantısı…

78 yaşında bir pamuk nine… Anadolu müslümanlığı denen anlayışın, ta 13.yyılın erenlerinden, Hacı Bektaş’tan, Mevlânâ’dan, Yunus’tan, hatta Nasreddin Hoca’dan gelen bir huzuru, dinginliği, bilgeliği kendi zamanına taşıyabilmiş, dopdolu, capcanlı bir güzel ihtiyar… Onun yanında, insan inançsız olsa bile inanası...

Türkçeyi Hissediyorum (Bir Yazı Okuduk, Bir Hayal Kurduk)-1

(Blogumu  Okuma Günlüğü olarak yeniden düzenlerken, Türkçeyi Hissediyorum projesinin süreç içinde ilerleyişine dair günlük notları da iki yazıya kopyaladım, tarihleri korudum.) 24 Aralık 2009 Bir yazı okuduk, bir düş gördük; düşümüz emek emek gerçeğe dönüşsün istedik… Dönüşmek üzere… Yazı...

Üniversite Giriş Sınavının Eşiğinde

Üniversite giriş sınavının eşiğinde… Basit bir başvuru formu; ama neredeyse hayatî öneme sahip… Öyleyse: Tane tane yaz… Dur, formdaki bilgiyi tam okumadan doldurma… Posta kodunu bulalım şurdan, uydurmaya kalkma… Falan filan… Bir arkadaşıma dediğim gibi, iyi ki yoğun bir...

Lüküs Hayat (Ekrem Reşit Rey)

Çayyolu Cüneyt Gökçer Sahnesi’nde Zihni Göktay’lı, Suna Pekuysal’sız Lüküs Hayat operetini izledim bugün. Haldun Dormen yönetmiş. Muhsin Ertuğrul’un önerisiyle yazılmış, Cemal Reşit Rey bestelemiş, kardeşi Ekrem Reşit Rey yazmış ama Nazım Hikmet’in de eli değmiş. 1933 yılından bu yana...

“Tazeleyeyim mi Amcalar?”

Amcaların biri Nazım Hikmet, diğeri Sait Faik… Bu ifade de Yağmurun Yedi Yüzü romanının içinde bir senaryo projesinden… Kişileri kendi dönemlerinden koparıp, başka zaman dilimlerinde var etme, bir tür yabancılaştırma efekti yaratarak, zamana dışarıdan bakmayı gösteren iyi bir araçtır....

Sonsuzluk ve Bir Gün… Hayatın Sözcükleri…

Daha önce bilmediğim etkileyici bir film: Sonsuzluk ve Bir Gün. Bugün TV8’de fragmanı dikkatimi çekince özellikle bekleyip izledim. Sonra merak edip nette bilgi aradım. 1998 yapımı, aynı yıl Cannes’da Altın Palmiye ile ödüllendirilmiş.. Çeken, Theo Angelopoulos.. Yaşlı ve ünlü...

Ömrün Akdeniz Köşesinde…Antakya…

İki Akdeniz kentinde toplam oniki yıl…Olgunluk anlamında büyüdüğüm, “winner” ve “loser” sözcüklerinin bendeki anlamlarını iyi öğrendiğim zamanlar: “Kariyer de yaparım, çocuk da” cümlesinin pek şiirli anlamına o zaman vakıf olmuştum. Yaşı küçük bir yönetici olarak, el üstünde tutulmanın, değer...

finarfin

Günün sürprizi, bir yavru kanaryaydı…üç kişilik minik bir öyküydü…birimiz için, yalnızlıkta ses; birimiz için, Silmarillion (J.R.R.Tolkien) içindeki elflerin dünyasına selam (kanaryaya Finarfin* adını uygun gördü çünkü); benim için, sıcacık bir gülümsemeye karşılık gelmişti…