Zülfü Livaneli ile Bir Gün

10.sınıf öğrencilerimizin Serenad’la ilgili bir dönemlik hazırlıklarının son ayağında, Zülfü Livaneli ile söyleşmek vardı. Gerçekleşti. Çok çok güzeldi.

zülfü livaneli sohbetinden parça parça aldığım notlar:

Serenad romanına ilişkin ayrıntılar:

Zülfü Livaneli

-Nazi Almanya’sından ülkemize gelen profesörlerin durumu ve Struma faciası ilgisini çeken iki başlıkken ayrıntılı bir araştırmayla ve herkesin gerçekliklerini merak ettiği tümü kurmaca kahramanlarla sevilen bir romana dönüşmüş. Ayrıntılarda yanlışa düşmemek için sıkı bir araştırma yapmış. Roman kişilerinin gerçeklikleri konusunda yayınevini arayanlar bile varmış.
-Maya gibi “nötr bir kahraman”ın hikayesine o kadar taraihi derinliği olan olayların neden sığdırıldığını soran öğrenciye yanıtı: Roman kahramanlarının değişip dönüşmesini önemsiyor. Maya, ülkemizdeki birçok insan gibi yakın geçmişinin “sırlar”ından uzak yetişmiş bir roman kişisi. Dolayısıyla o sırlar, dönüşümüne yön veren iyi birer malzemeye dönüşüyor.
-Son dönemin romanları kişilere dayanmıyor ama kendisi için kafasındaki “romanlar kahramanlarla başlıyor.”
-Kendi yazarlık serüveninin eksi ile başladığını çünkü “besteci roman yazmış” yargısından “yazar” kimliğine geçişin her eseriyle adım adım tamamlandığını anlatıyor.
-Kafada kurulan, kurgulanan romanın yazma aşamasında yeniden yaratıldığını söylüyor: “İsterseniz romanı kafanızda beş yılda kurun; yazma sürecinde yeniden yazılıyor roman.”
-19.yüzyıl romanlarının aşılamadığını düşünüyor.
Bir dolu anısını paylaştı. Hapislik günlerinden, UNESCO görevinden, film senaryosu yazmaktan vb. söz etti. Çok dikkatli bir dili vardı.
zulfu livaneli
Kalabalık kareler içinde, Livaneli için muhtemelen anlık ve çok alışıldık… Olsun, en azından benim için ana özel ve biricik…

Öğrencilerimizle sorulu yanıtlı…

“Donanımlı bir insansınız. Neden parlamentoyu bıraktınız?”

“Yanıtı sorunun içinde zaten. Donanımlı olduğum için bıraktım.” (Açıklamada, Meclis’in genel işleyişi ve insan profili içinde donanımlı insanların kendilerini çok da var edemediklerine dair ayrıntılar vardı.)

“Hâlâ umutlu musunuz?”

“Doğru fikir mutlaka doğrulanır ve hayatta yerini bulur. Ben en çok fikirlerin doğruluğundan umutluyum.”

Mesela, şimdi hatırlamadığım bir başka soruya yanıtı:

“Bir insanın ülkesindeki gelişmelere, rejime, yönetime karşı olması ayrıdır; ülkesine karşı olması ayrıdır. Ben ülkeme hiçbir zaman karşı olmadım.”

Böyle bir dolu not… Bir dolu insan sıcağı…Bir güzel insan…

Benim epeyce gerilerden bir Gülhane Parkı konseri hatırlayışım, hatırlatışım…

Not:

Livaneli’yi bir öğrencimiz ve ona eşlik eden salon, “Yiğidim Aslanım”la karşıladı. Bir elin parmakları misali… Bedri Rahmi Eyüboğlu, Nazım Hikmet için yazdı, Zülfü Livaneli besteledi. Sonra Livaneli’nin anlattığına göre, bu parçayı Paris’te kendisinden dinleyip çok beğenen Uğur Mumcu’nun, o günün 10 yıl sonrasında, aynı parçayla hayattan uğurlanışı vardı.