Neva…“Wishfull Thinking”

Ilgın Olut’un geçmişle yüzleşmesinin romanı. Bütün ilk romanlar, bir parça biyografiktir :) Önce kaygısız, telaşsız ilk gençlik günleri, sonra hayatı yakalama telaşları…Erkek erkeğe muhabbetlerin kendine özgü, bana uzak dili…Üniversite ve yurt hayatı… Hayatın biricik sevgilisini arama isteği… Kadını keşfetme, sayısını hatırlamama dönemleri…ve nihayet Neva…

“Sen bence meleği arıyorsun. Melek var mı? Buna Amerikalılar wishfull thinking’ diyorlar. Yani istediğimiz o olsun ama gerçekliği ne kadar… Bak senin durumun şu: Sen Neva’yı melek olarak görmüşsün. Sonra araştırınca, karıştırınca bir de bakmışsın ki melek filan değil…Şimdi bunları hazmedemiyorsun. Keşke karıştırmasaydın. Kendini korumadır bu.”

Bazı romanlar vardır; okursun, bir hayatın içinden geçersin ama o hayat sana değmez. Neva, benim için son bölüme kadar böyleydi. Nereye bağlanacağını kestiremediğim, bir parça dağınık ve sadece olay aktarımına dayanan bir gençlik hikayesi gibi. Son bölümde Neva üstünden tartışmaya açılan konuyla birlikte, sadece anlaşılmayı bekleyen bir insanın hikayesine odaklanabildim.

“Vicdanın sesi çok sade, çok berrak ve çok yumuşaktır. Ama aynı zamanda duyabileceğin en güçlü sestir.”

Tartışma basit ve insanlık kadar eski galiba: Erkeğin sevgi arayışı hak, kadınınki…. Üstelik Neva karakteri üzerinden, eski Türk filmlerinin güzel ve masum ve her anlamda “kirlenmemiş” bir örneği sunulurken…