Kafka’nın Bebeği (Gerd Schneider)

Bir kitabı almaya yeterli sayılabilecek büyülü sözcüklerden biri benim için pekâlâ “Kafka” olabilir. Üniversiteli yaşlarımın vazgeçilmezlerindendi. Dost’ta Gerd Schneider imzalı Kafka’nın Bebeği’ni görünce hiç tereddüt etmedim. Almamla bir solukta okumam arasında geçen zaman da 24 saati bulmadı. Kafka’nın Bebeği Kafka’ya dair minik bir anektoddan yola çıkılarak yazılmış bir roman…

“Uzun boylu adama kuşkuyla baktı: Adam çok sıskaydı, sırtında siyah bir palto, başında da siyah yuvarlak bir şapka vardı. Bu kıyafeti, siyaha yakın gözleri ve kepçe kulaklarıyla üzgün bir yarasayı andırıyordu.”

Gerd Schneider, Kafka üzerine çalışmaları olan bir gazeteciymiş. Kafka biyografisinde rastladığı bir ayrıntıdan bu romanı çıkarmış. Ayrıntı şu: Kafka’nın sevgilisi Dora, bir arkadaşına gönderdiği bir mektupta, Kafka’nın, bebeği kaybolan küçük bir kızı avutmak için ona kaybolan bebeğin ağzından mektuplar yazdığını anlatmıştır.

Buradan sonrası, güzel, naif bir hikaye yahut benim daha bir güzellik vurgusu için kullanmayı seçtiğim sözcükle, “masal”… Dünkü blog notumda belirttiğim gibi, gerçeklikten beslenen bir kurmaca…

Kafka, 1923’ün serin bir sonbahar gününde, bir parkta ağlayan küçük bir kız görür. Çocuk, banka bıraktığı bebeğinin kaybolduğunu görmüş ve çok üzülmüştür. Kafka, onu teselli etmeye çalışır; bu arada aklına ilginç bir düşünce gelir ve hemen uygulamaya başlar. Ertesi günlerde, karşılaştıkları parka gidip, 7-8 yaşlarındaki Lena’ya bebeğin ağzından yazdığı mektupları verir. Küçük kızın gerçeklik algısı da gerçeklik sorgusu da çabuk söner yahut mektuplarda çizilen dünyaya kendini çabuk kaptırır. Böylece, mektuplarda anlatılan dünya, Lena’nın hayalleri ve rüyalarıyla zenginleşen bir başka gerçekliğe bürünür: Artık ortada Mira adlı, bir köpekten kaçıp bir balonla uzaklara yol alan bir bebeğin rengarenk, yer yer tehlikeli, heyecanlı macerası vardır.

Kafka'nın Bebeği

Öte yanda gerçek de kendi yalınlığında yaşanmaktadır. 1924’te tüberkülozdan vefat edecek olan Kafka, bu romanda, ömrünün son yılını Berlin’de Dora ile huzur içinde geçiren, yarı yoksul ve yazdıklarına beklediği ilgiyi göremeyen bir yazardır. Lena, bir yetimhanede yaşayan küçük bir kızdır ki yazar, ona biçtiği kurmaca hayata karşılık, gerçeğinde ne olup bittiği hakkında bir bilgiye sahip olmadığını belirtmiştir.

Ne olduğunu yazmayacağım ama romanı okuyacaklar için sonun beklenmedik bir sürprizle geldiğini ekleyeceğim. Bu sonla derinleşen bir yapısı da var.

(Bir gerçek daha… Hitler nazizminin önce derinden gelen hazırlayıcı sesleri, sonra ölüm kamplarında ezen yumruğu da var romanda.)

Kafka’nın Bebeği’ni, düz bir hikaye olarak alt sınıflarda –bizde Hazırlık Türkçe ve belki 9.sınıflarda- rahatlıkla okuma listesine alabiliriz diye düşünüyordum ki son bölümü de okuyunca başka bir ayrıntı daha ağır bastı:

Bu kitap, ortaöğretimde yazarlık, yaratıcılık ve edebiyatın genç yaşlar üzerindeki belirleyiciliği üzerine çok farklı okumalara malzeme sunabilecek özellikler taşıyor. Bu özelliklerden yararlanılabilir, üzerinden çocuklarla konuşulabilir.

Kafka’nın Bebeği, Kafka’nın bazı metinlerini de içermekte: “Yapı”, “Küçük Kadın”, “Bir Köpeğin Araştırmaları”, “Sancho Panza Hakkındaki Gerçekler”, “Akademi İçin Bir Rapor”, “Boş Kova”, Dava, Şato, Amerika… (Kitabın sonunda yer alan bilgide ayrıntılı molarak aktarılmış.)

Kitapta adı geçmeyen birkaç metinse, okuma boyunca çağrışım yoluyla beynimde dönüp durdu:

  • Alice’in bir beyaz tavşanın ardına düşüp “harikalar diyarı”nda yaşadığı maceralar misali, Lena’nın bebeği Mira da bir köpekten kaçmak isterken hareket edebildiğini görmüş ve bir balonla bulunduğu yerden çok uzaklara doğru bir yolculuğa başlamıştır. Onun da hayatına eşlik eden konuşan hayvanlar vardır.
  • Bebek Mira, 7 dans etmeyi seven kurtçuğun arasına düşer. Pamuk Prenses’le Yedi Cüceler gibi…
  • Lena’nın Fransz’la buluştuğu tüm zamanlar, istisnasız hep iki olduğunu bildiren çan sesleriyle sona erdi. O sesler, Lena için yetimhaneye dönüşün vakti geldiğini bildirirken bana Külkedisi’nin geceyarısı saatini hatırlattı.

Bir de “Kurşun Asker” gibi, Charlie Chaplin’in ünlü “The Kid” filmi gibi adıyla ve içerikleriyle yer alan eserler var.

Sonuç olarak;

24 saatliğine de olsa 1923’ün bir sonbahar mevsiminde, Berlin’de, Kafka, Dora, Lena ve hatta Mira ile bir “bebek yolculuğu”na çıkmak ne güzel oldu. Regaip Minareci’nin yormayan çeviri dilini de eklemeli elbette…

“Franz günlüğüne şunları not etmişti: Masallar yazmak isterdim, insanların yemek yerken bile okumak için masanın altında tutacağı, teneffüslerde bile elinden düşürmeyeceği, diğer çocukların ‘Ne okuyorsun sen öyle?’ diye soracağı masallar.”

*** Gerd Schneider, Kafka’nın Bebeği, Kırmızı Kedi, 2011 (çeviren:Regaip Minareci) 

Soru... Katkı...