Kıraathane Demişken… Okumak Her Daim İyidir

Az önce, “millet kıraathaneleri” vaadi ve etrafında gelişen, –bana gereksiz gelen- tartışmaların odağındaki kıraathane kavramına da göndermesi olan bir ziyaretin haberini okudum. Cumhurbaşkanı, Eskişehir’de Tiryakizade Kıraathanesi’ni ziyaret etmiş. Haber, muhtemelen, önceki yıl, bir arkadaşım ve ailesiyle birlikte gittiğim, benim de sevip bloga not düştüğüm mekânlardan  (Tiryakizade kıraathanesi) biriyle ilgili olduğu için, daha çok dikkatimi çekti. İşin tartışma boyutu ise sahiden gereksiz! “Kıraathane” bugün akla, bildik kullanımıyla “kahvehane”leri getirse de ben ilk duyduğumda da anlamına uygun “kıraathane” olarak düşünmüştüm ve keşke muhalif itirazların dışında tutulsaydı, değil mi ki okumaya dair, demiştim. Tartışılacaksa, hedefleri ve yapılandırılması üzerinden gidilse daha mantıklı olurdu.

Halk kültüründe ve bu kültürün önemli bir parçası olan edebiyatta, kahvehanelerin sözlü kültürün önemli bir taşıyıcısı olarak işlevleri bilinir. Kahvehanelerden kıraathanelere, dolayısıyla sözlü kültürden yazılı kültürün taşıyıcılığına doğru evrilen bir süreçte, her ikisinin rolünü, kesişen ve ayrılan özelliklerini konu edinen bir tez okudum, “kıraathane”  tartışmaları başlayınca. Bu haber üstüne birkaç notu da buraya düşeyim. Aşağıdaki alıntı, notlar ve tablo, Adnan Menderes Üniversitesi’nde kahvehaneler üzerine yapılmış bir yüksek lisans tezinden (Selin Şahbaz, GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KAHVEHANELER, KAHVEHANELERİN SOSYAL YAŞAMDAKİ YERİ ve ÖNEMİ: Aydın Merkez Örneği, 2007 ) :

kıraathane nedir?

“Ansiklopedik tanımlamalara bakıldığında da kıraathane kavramı, içinde gazetelerin ya da dergilerin okunduğu büyük kahvehane olarak açıklanmaktadır (Ansiklopedik Sözlük, 1967) Hâttâ -özellikle Cumhuriyet öncesinde- okuma yazma bilmeyen insanların çoğunlukta olduğu dönemlerde, gazete ve dergilerde yer alan yazıların gönüllü bir okuyucu tarafından sesli bir şekilde okunarak herkesin bilgilenmesinin sağlandığı kütüphane görünümlü bir mekân olarak görülmüştür. Öyle ki kahvehanelerin eğitsel yöndeki işlevselliği Sait Faik Abasıyanık tarafından Kıraathaneler adlı yapıtında söz konusu mekânların üniversiteye benzetilmesiyle vurgulanmıştır (Öztürk, 2006: 23).”

kıraathane

ilk kıraathane (sarafin kıraathanesi, 1857)

İlk “kıraathane”, Abdülmecid Dönemi’nde 1857’de Ermeni Sarafin Efendi tarafından “Sarafin Kıraathanesi” adıyla İstanbul’da Beyazıt’ta açılmış. “Uzunkahve” ya da “Okçularbaşı Kahvehanesi” diye de bilinirmiş.

“Hâttâ bu kıraathanede kitap ve gazete satışı da gerçekleşmektedir.

Kıraathanenin giriş katında depo ve matbaa, birinci katta da gazetelerin, kitapların, broşürlerin olduğu okuma salonu vardır ve burada müşteriler kahve de içebilmektedir. En üst katta ise, taşradan gelip de İstanbul’da hiç tanıdığı bulunmayan ve otelde kalmak isteyen kişiler için özel odalar bulunmaktadır.(…)

Kıraathanede sadece kitaplar değil; azınlıklar nedeniyle Türkçeden, Fransızcaya, İngilizceye, Rumcaya ve Ermeniceye kadar uzanan çok çeşitli dillerde gazeteler de yer almaktadır.”

Kıraathane özelliği taşıyan ilk “kütüphaneli kahvehane”, 1864’de Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye Cemiyeti tarafından İstanbul’da Çiçek Pazarı’nda açılmış.

“Bir kütüphane işlevindeki bu kıraathane İstanbul’daki zengin kütüphanelerin özellikle bulundurdukları gazeteleri halka sesli bir şekilde okuma yönündeki eksikliğinden doğmuştur.”

Selin Şahbaz’ın aktardığı bilgiler arasında, Cumhuriyet döneminde, özellikle yeni Türk harflerinin halka öğretilmesinde kıraathanelerden nasıl etkin bir biçimde yararlanıldığı ve süreç içinde bu mekânlardan halkevlerine hatta köy enstitülerine doğru yol alış da yer almaktadır:

“Kıraathanelerin eğitsel yönden üstlendiği önemli bir diğer işlev ise Yeni Türk alfabesini halka ve aydınlara açıklayan Atatürk’ün alfabe öğretim mücadelesini okullar yanında kahvehaneleri de kullanarak yürütmesi olmuştur. Cumhuriyet Dönemi’nde özellikle 1928’de Harf Devrimi’nin yapılmasından sonra bazı kahvehaneler, Atatürk’ün o dönemde açmış olduğu Millet Mekteplerinin yanı sıra Yeni Türk alfabesini halka ve aydınlara öğretme mücadelesinin sürdürüldüğü mekânlar olarak üne kavuşmuştur. Kahvehaneler kara tahta ve sehpalarla donatılarak ders odalarına dönüştürülmüş, buralarda kursa gönüllü yazılan kahvehane müdavimlerine ve halka ders verilmiştir. Bu şekilde kıraathaneler yeni alfabenin halk arasında yayılmasına ve okuma işlemine doğrudan katkıda bulunmuştur. Özellikle Kurtuluş Savaşı yıllarının sıkıntıları içinde girişilen “Eğitim Seferberliği”nın hızla ilerlemesi hâttâ ‘Halkevleri’ ve ‘Köy Enstitüleri’ gibi kuruluşların oluşmasında kahvehanelerin ya da kıraathanelerin bir geçiş aşaması oluşturduğu söylenebilir.”

Okumak iyidir…